"İnsan öldürmüş insan hayatına eskisi gibi mi devam eder?" Ümit Kıvanç’ın dünkü Radikal’de yer alan yazısında yer alan en can alıcı sorulardan biri buydu. 90’lı yıllara atfen çok sorardık, onca insanı vahşice öldürenlerin eli bir baba olarak çocuğa, eş olarak karısına nasıl dokunuyor diye. Ya da oğul olarak anasına…
Önceki gün sarsılarak izlediğim Sessizliğin Bakışı (The Look of Silence) tam da bu sorunun yanıtı gibi. Ama bir sır paylaşılıyordu orada: Katil kurbanının kanını içmezse delirirdi, o nedenle ceplerinde taşıdıkları bardaklarla vahşice katlettiği insanların kanını içerdi.
Film bir belgesel. Amerikalı yönetmen Jashua Oppenheimer, 1965 yılında Endonezya’da 1 milyona yakın Komünist Partiliyi katleden gerekçeye doğru yola çıkar. Yanında Adi adlı bir göz doktoru vardır.
18 Ekim’de radyodan okunan bir bildiriyle Endonezya Komünist Parti’sinin feshedildiği açıklanır ve 4 ay içerisinde CIA destekli ölüm tugayları, Komando Aksi üyeleri bir milyona yakın Komünisti vahşice katleder. Yılan nehri insan cesetleriyle doludur artık.
Adi’nin ağabeyi Ramli de o dönem hapishanede olan komünistlerin arasındadır. Bir gece tutuklular kamyonlarla Yılan nehrine doğru yolculuğa çıkarılır. Sağlı sollu Komando Aksi üyelerinin arasında dövülerek, sürüklenerek ölüm kıyısına getirilirler. Palalarla, bıçaklarla akıl almaz yöntemlerle öldürülüp nehre atılırlar. Ramli her tarafı parçalanmasına rağmen nehri geçer ve annesine sığınır. Ramli’yi oradan alıp, "hastaneye götüreceğiz" diyerek, yarım bıraktıkları işi tamamlarlar.
Belgesel bu kadar vahşi ölümleri gerçekleştirenlerin öldürdükleri insanların yakınları ve çocuklarıyla nasıl birada yaşayabildikleri sorusu etrafında döner. Adi bir gözlükçü olarak katillerle karşılaşır. Önce gözlük denemesi yapar sonra komünistleri sorar. İlginçtir, katiller, hele bir ikisi teatral edayla bir katliamın parçası haline nasıl dönüştüklerini en ince ayrıntılarıyla anlatır. Bu kadar sakin olmaları, bu kadar yıl pişmanlık duymaksızın yaşayabilmeleri şaşırtıcıdır.
Ordu bu katliamı yaparken imajını korumak için "halkın kendiliğinden yaptığı bir iş" olarak gösterdi. Halka "komünistler dinsiz ve birbirlerinin karılarıyla yatıyorlar" propagandası ile ölüm fermanları yazdırıldı.
Ne hissettiler, neden yaptılar? 3 ay boyunca aralıksız işlendi bu cinayetler. Katilin biri "bunu yapmamızın nedeni ABD’nin bize komünistlerden nefret etmeyi öğretmiş olsaydı" diye açıklar.
Bir başkası "bitti, gitti. Her şey güvenli artık. Allah’tan ben kan içtim yoksa delirirdim. Kan içmezsen delirirsin, palmiyeye tırmanıp ezan okursun" der.
Siyasi hayatına devam eden dönemin ordu görevlisi "kurbanların çocukları beni sevmeseydi çoğunluğun oyunu alamazdım" der ve ekler: "Kurbanların aileleri katliamların tekrar etmesini istiyor mu, hayır. O zaman değişin!"
Ramli’nin dayısı, Ramli’nin tutulduğu hapishanede gardiyan. O akşam Ramli ve tüm komünistler kamyonlarla yılan nehrine taşınırken orada görevli. Bir Komando Aksi üyesinden duymuş, tutukluların öldürüldüğünü. "Ama o senin yeğenindi, neden engel olmadın?" diye soruyor Adi, dayısına. "Bana gardiyan görevi vermişlerdi, onu yaptım" diyor.
Bir başkası Ramli’nin hikayesiyle birlikte işledikleri cinayetleri kitaplaştırmış ve üstelik birebir resmetmiş! Ailesi bu kitabı biliyor ama baba/koca bir kahraman onların gözünde.
Bir başkası son söz der gibi "Geçmişi unutun ve diktatörlüğün bize öğrettiği gibi kardeşçe yaşayın" diyor.
Hepsi Adi’nin ağabeyi Ramli’nin hikayesini duyunca büyük ve saçma bir sessizliğin içine gömülüyorlar. Gözleri kırpıştırmalar, gereksiz hareketler ya da gülmeye çalışmalar. Suçüstü! Adi ise bu anı hiç kaçırmıyor; sessizliğin bakışını kuyulara doldurup, bir başka katilin gözlerine doğru yola çıkıyor.
Çocuklarını kurban vermiş aileler, katillerle aynı havayı solumaya devam ediyor. Ve bu belgesel filme katkı sunan o kadar çok "anonim" Endonezyalı var ki... Tehlike bitmiş değil, her an bir bahaneyle palalarla hayatlarına girilebilir, kanları bardaklara doldurulabilir.
Endonezya’da bu korkunç dönemin suçluları, bugün iktidarda. Haliyle de 20. Yüzyılın en büyük soykırımı ile yüzleşme olmamış, olmayacak da. Üstelik okullarda komünistlerin ne kadar korkunç işkenceler yaptıklarına dair dersler veriliyor.
Yılan nehri mi?
Olaylar bittikten sonra kim balık satın alıyordu peki? Kimse... Kimse balık yemiyordu çünkü Yılan nehrinin balıkları insan cesedi yiyordu.