Rojava devriminin gelişimi ve mevzi kazanması Türkiye’de yeniden yoğun tartışmalara neden oluyor. Bu tartışmaları olan bitenleri anlamak yerine yine Türk egemen bakışının yansımalarını taşıyor. Kürt halkına bakışı değişmedikçe bu hastalıklı zihinsel ve düşünsel yapılanmanın varlığını sürdüreceği açık.

Türk egemen yapılanması ne yaparsa yapsın, ne düşünürse düşünsün Kürt halkının kıstırıldığı kapanda tutulması artık mümkün değildir. Klasik sömürge Kürdistan statüsü aşılıyor. Kutsallaştırdıkları Lozan Antlaşması pratikte işlevsizleşiyor. Kürtler direnişleriyle tarihsel bir çıkış içindeler. Kürdistan’ın dört parçasında da ciddi gelişmeler var ve yerleşik statüler artık dikiş tutmuyor.
Güney parçasında federal bir statü oluştu. Bir biçimde Kürtler kendilerini yönetiyorlar. En büyük parça olan Kuzey’de ise yenilmez bir direniş ve devrim hareketi kesintisiz sürdürüldü. Bugün uyanmış ve örgütlü bir halk dinamik bir şekilde ayakta. Türk devleti eski statüyü sürdüremez hale geldi ve çözüm arayışları, tartışmaları sürüyor. İran’da da halk bir biçimde gelişmelerin etkisinde ve giderek örgütleniyor.  Bu gelişmelerin belirlediği ve etkilediği daha ileri bir durum da ortaya çıkmıştır. Dört parça arasında sınırlar giderek belirsizleşiyor. Dört parça birbirine daha yakın. Ulusal birlik pratikte ve düşüncede giderek gelişiyor, derinleşiyor. Bütün Kürdistanlı hareketler ulusal birlik oluşturma noktasına geldiler. Bir yerde Kürdistanlıların tarihsel hayalleri gerçekleşiyor. Gelinen aşama ve atılan adımlar tarihsel önemde. Çünkü parçalanmışlık ve bölünmüşlük Kürtlerin kaderi ve karekteristik özelliği olarak benimsenmiş ve herkes tarafından doğal görünür olmuştu.
Şimdiye kadar İran, Irak, Suriye ve Türkiye devletleri Kürtlere karşı hep ortak hareket ediyorlardı. Kürtleri bastırma ve ortadan kaldırma ortak hedeflerini pratikte de yürütüp koordine ediyorlardı. Gelinen aşamada durum tersine dönmüş durumda. Artık dört parçadaki Kürtler birleşiyor. Kürt partileri ve örgütleri ulusal birlik için görüşmeler ve kongreler düzenlemeye çalışıyor. Kürtlerin basın yayın araçları tüm parçalarda halka ulaşıyor.
Rojava’daki gelişmeler bu açıdan çok önemli. Ortadoğu “Arap Baharı” ile hareketlendi. Bölgedeki gelişmelerin Kürdistan’ı da bir biçimde etkilemesi normaldi. Çünkü Kürtler Arap toplumlarına göre daha örgütlü ve gelişkin siyasi hareketlere ve deneyime sahipti. Ayaklanmaların Suriye’ye sıçramasıyla bilinen gelişmeler ortaya çıktı. Rejim bastırmaya çalıştı. Özellikle Türkiye’nin girişimiyle muhalefet silahlandırıldı. Suriye kanlı bir boğazlaşmanın içine itildi. Yüzbinden fazla insan yaşamını yitirdi. Ülke harabeye çevrildi. Milyonlarca insan yerini terk etti. Kitlelerin can ve mal güvenliği ortadan kaldırıldı.
Bu kanlı boğazlaşmanın dışında kalmayı Kürtler başardı. Geçen yıl 19 Temmuz’da PYD öncülüğünde Kürtler ayaklandılar ve kendi yönetimlerini oluşturmaya başladılar. İktidar ve muhalefetin dışında kalarak daha demokratik bir çizgi izlediler. Kendi bölgelerini korumak için savunma güçleri oluşturdular. Suriye’de en güvenlikli bölge Kürtlerin ellerinde olan bölgelerdir. Yağmaya, talana ve cinayetlere izin verilmeyen ve güvenliğin sağlanabildiği bölgeler bir yerde çekim merkezi durumunda.
El Kaide uzantısı çevrelerin Kürtlere saldırtılması bu açıdan bir rastlantı değildir. Türkiye, özellikle AKP Hükümeti başından beri Suriye’ye hızlı müdahale etmek istedi. Temelinde de Kürt karşıtlığı vardı. Güney’deki gibi bir Kürt oluşumu olmasın diye inisiyatif almak istedi. Ancak hesapları tutmadı. Kürtler mevzilerini güçlendirip direndikçe bu defa içeriden sabote etmeye, Türkiye sınırlarından onları Kürtlere saldırtmaya çalıştılar.
Bütün bu cinayet ve saldırılara rağmen Kürtler sinmedi, mevzilerini terk etmediler. Bunun üzerine Türk hükümeti ve sözcüleri yine medyada psikolojik savaş harekatları düzenlemeye başladılar. “Kürtler sınır kapılarını ele geçiriyor. Fırsattan yararlanmaya çalışıyor, oldu bittileri kabul etmeyiz” deyip düşmanca ve saldırgan bir dil kullanmaya başladılar. Sınır kapıları Arap muhalefetin eline geçtiğinde hiç rahatsız olmuyorlardı. Destekliyorlardı. Rejimi, halkını katleden bir güç olarak tanımlıyorlardı. Ama iş Kürtlere gelince kaygıları yine depreşti. Kürtlere karşı ne bitmez tükenmez düşmanlıkları ve kaygıları varmış!
Rojava Kürt hareketleri için hep bir cephe gerisi, doğal barınma alanıydı. Diğer parçalardaki direnişlerin hep aktif destekleyeniydiler. Kuzey’de gelişen devrime herşeyiyle katıldılar. Binlercesi gerillaya katıldı. Çok sayıda şehit verdiler. Önderlikle ve onun çalışmalarıyla içiçe oldular. Bu birikim ve kadro gücüyle bugün ayağa kalktılar. Kimse Rojava’nin ayağa kalkabileceğini ve kaderini eline alabileceğini beklemiyordu. Bölgedeki hızlı gelişmeler, Suriye’ye yansıması tarihi bir fırsatı ortaya çıkardı. Bunu değerlendirebilecek Önder Apo’nun öngörüleri ve örgütlü kadro yapısı tarihsel bir müdahale imkanı yarattı. Eğer kadro birikimi ve örgütlü bir yapı olmasaydı Kürtler bugün yine iktidarla muhalefetin ellerinde, onları tüketecek kanlı bir boğazlaşmanın malzemeleri olacaklardı. Türkiye’nin istediği de buydu.
Bu isteği gerçekleşmediği için Türkiye Rojava’daki gelişmeleri içine sindirememektedir. Ancak tarihin akışına karşı durmak artık mümkün değildir. Türkiye zarar verebilir ama Kürtleri durduramaz. Bu açıdan Kürdistanlı güçlerin Rojava’ya sahip çıkmaları tüm parçaların kazanımlarına sahip çıkmaları anlamına gelmektedir. En küçük parça da çıkış yapıp ayakta kalabiliyorsa, Kürdistan sorunu artık çözüme gitmiş demektir. Kürdistan’da tarih yeniden şekilleniyor.