Leyla Güven ülkenin artık dönüşü olmayan en kritik anında hayatını ortaya koyan bir eyleme girişti. „Geriye dönüşü” olmayan yol uçuruma açılıyor ve „uçuruma yuvarlanmamanın” biricik çaresi olarak, Öcalan’ın üstündeki tecridin kaldırılması ve onun „uçuruma yuvarlanmayı” önleyecek sözlerini söylemesi. Leyla Güven’in talebi bu.

Leyla Güven ülkenin „geriye dönüşü olmayan” bir yola girdiğini herkesten önce gördü ve açlık grevi yolunda gözünü kırpmadan kendi yaşam yolunda „geriye dönüşü olmayan” adımlar atıyor.

Böylece karşımıza çıkan sonuç şu:

Leyla Güven „yaşam yolunda geriye dönüşsüz adımlar” atmaya devam eder ve korkulan sonuç gerçekleşirse, bilelim ki „ülke de ‘beka’ yolunda dönüşü olmayan yolun sonundaki uçuruma” yuvarlanmış olacak.

Leyla Güven’in özel „yaşam yolu” ile Türkiye’nin siyasi „yaşam yolu” çakıştığı gün o bu hayattan ayrılmış ve Türkiye uçuruma yuvarlanmış olacak.

Öcalan’ın üstündeki tecridi kaldırmanın bu „son” hamlesi başarısızlığa uğradığı gün Türkiye krizden çıkma şansını kaybeder ve izlenen yol kaosa açılır. Ne Kürt halkı için, ne de demokrat Türk halkı için uzun yıllar karanlık tünelden çıkış mümkün olmaz.

Oysa tecridin kalktığı gün herkes için umutlu ve elbette yine çetin bir özgürlük yolunun ucu görünecek.

Başka gelişmeler de olacak.

Eğer Leyla Güven’in eylemi sonuç vermezse ve onu kaybedersek HDP içine hapsolduğu „parlamento oyununa” devam edemez. Hiç bir şey olmamış gibi „Komisyonlarda Menşevik, Bolşevik benzetmeleriyle, asgari ücretle ya da hayvan haklarıyla” ilgili konuşmalar yapamaz.

Buradan çıkan sonuç şu: Her ne pahasına olursa olsun Leyla Güven’in eylemi amacına ulaşmalı, HDP her ne pahasına olursa olsun Leyla Güven’in eylemini başarıya ulaştırmak, hem onun hayatını savunmak ve hem de Türkiye’yi uçurumun kıyısından döndürmek için elinden geleni en büyük bedeller pahasına ardına koymamalı.

Hiç bir „sembolik” eylemin işe yaramayacağı bir dönemden geçiyoruz. „Eylemle oyun” oynanamayacağını bilmek gerekiyor. Bir kere daha „kılıcı köreltirsek”, o kılıç artık işe yaramayacak.

Hepimizin bu ciddiyetle Leyla Güven’in eylemine yaklaşması şarttır.

İki yazıdan ikincisi

TÜSİAD Başkanı konuştu. Herkes hayret etti. Saray’ın bütün yönelimlerini, elbette nezaket dairesinde eleştirdi. Ekonomik yönelimden dış politikaya kadar.

Neden acaba?

Çünkü şu „Gezi defterinin” yeniden açılmasıyla birlikte TÜSİAD sermayesi için de tehlikenin kapıya dayandığını anladılar.

Kavala’nın ardından Alabora ve Dündar hakkında çıkarılan „yakalama” kararları ve Havuz Medyasında yayınlanan yazılar ve verilen haberler, Gezi’ye destek verdiği söylenen „Koç ve Eczacıbaşı Holdinglerinin” tehdit altına alındığını açıkça gösterdi.

Bu köşede, „Üçüncü Dünya Savaşı” bağlamında Türk kapitalizminin ve devletinin „pazarları yeniden paylaşma” ve Ortadoğu’da güç merkezi olma hedefleri hakkında pek çok yazı yayınlandı. Türk devleti bu hedefine ulaşamadı.

Ama „tekelci kapitalizmin” pazarları yeniden paylaşma ve sermayenin el değiştirmesi zorunluğu ortadan kalkmadı. Dışarıda yapılamayan paylaşımın, içeride yapılmasından başka çare kalmadı. 2016 „kontrollü darbesi” ile birlikte Cemaat sermayesi el değiştirdi. Ama bu Saray sermayesinin dişinin kovuğunu doldurmadı. Şimdi sıra Batı yanlısı TÜSİAD sermayesinde. Sabancı grubu yakasını kurtarmak için „Damadı” överken, bu tehlikeyi görmüştü.

Elinden „ana akım medyası” alınan TÜSİAD sermayesi şu anda savunmasız. Yani kendini savunacak bir medyadan yoksun.

Yerel seçimleri zorla kazanmak için her şeyi yapacak olan Saray rejimi, 2019 yılında keskin bir şekilde derinleşecek olan krizin yükünü yalnız emekçilerin sırtına yükleyerek işin içinden çıkamayacak. Daralacak olan ekonomide Saray yanlısı sermayenin, Batı yanlısı sermayeye „çökmesi” dışında hiç bir çıkış yolu bulamayacak.

Yani sorun şu: Kritik aşamaya geldik. Yalnız Kürt halkı ve emekçi sınıflar hedefte değil, TÜSİAD da hedefe ha alındı ha alınacak.

Faşizm, „sermaye içinde bile çoğulculuğa” tahammül edemez.

Leyla Güven’in eylemi işte bu kritik yol ağzında yalnız Kürt halkını ve işçi, emekçi sınıfları değil, sermayenin Batı yanlısı kesimlerini de son defa uyarıyor.

Öcalan susturulduğu zaman barış ölüyor ve herkes susuyor. Tecrit kalktığı zaman barışın gür sesi duyulacak ve ülkeyi bu kritik aşamadan demokrasiye döndürmenin yolu açılacak.