“Ben bir Kürt’ün daha ölmesine göz yumamam, hayatım katledilenlerden daha değerli değildir” sözleri Amed’in Sûr ilçesinde 103 gün süren öz yönetim direnişinde şehit düşen Ahmet Gökalp’in (Reber Varto) direniş gerekçesini özetliyor. 1997 yılında Mûş’un (Muş) Gimgim (Varto) ilçesinde doğan Gökalp, ortaokul ve liseyi de ilçede bitirerek, Fen Lisesi sınavlarında Türkiye 12. oldu. Türkiye’deki tüm Fen Liseleri tarafından kabul edilmesine rağmen, o Kürdistan’dan ayrılma fikrini kabul etmeyerek, Muş Fen Lisesi’ne kayıt yaptırdı. Kürdistan’daki savaşın yeniden başlamasıyla birlikte ardında “Ben bir Kürt’ün daha ölmesine göz yumamam. Hayatım katledilenlerden daha değerli değildir” yazılı bir mektup bırakarak, direniş alanlarına yol aldı. Yasak ilan edilmeden önce Sûr’un bir mahallesinde barikat başında Sûrlu yaşlı bir kadınla yaptığı konuşma sırasında gülümseyen yüzü fotoğraf karelerine yansıyan Gökalp, 10 Mart tarihinde devam eden çatışmalarda şehadete ulaştı.


‘Onda umudu görüyordum’

Oğlunu, “Onda umudu görüyordum, o benim gözbebeğimdi” diye anlatan baba Şirin Gökalp, Ahmet’in henüz küçük yaşta kaybettiği eşinden kendisine bir emanet olduğunu söyledi. “Annesi de çok düşkündü, onu bana emanet etmişti. ‘Ona iyi bak, o çok zeki bir çocuk’ demişti” diyen Gökalp, “Rêber çocukluğundan beri çok başarılıydı. Eline aldığı işi her zaman en iyi şekilde yapardı. ‘Bir şey yapıyorsam en iyi şekilde yapmalıyım ya da hiç yapmamalıyım’ derdi. Böyle bir çocuktu” ifadelerini kullandı. 


Ahmet’in taştan saati 

Ahmet’in derslerinde olduğu kadar el işlerinde de başarılı olduğunu anlatan baba Gökalp, şunları aktardı: “İnsanlarla diyalogu çok samimiydi. Kiminle nasıl konuşacağını iyi bilir, insanları kolay etkilerdi. Ve el sanatlarına çok meraklıydı. Taştan saat yapmıştı. Evde ona ait bir sürü süs eşyamız var.”

Oğlunun küçük yaşlardan itibaren kendisine Kürtlükle ilgili sorular sorduğunu kaydeden Gökalp, “Ben 90’lı yıllarda cezaevine girip çeşitli işkencelere maruz kalmıştım. Rêber bu durumu sık sık sorgulardı. Buna bağlı olarak da Kürt mücadelesini sorgulardı. Sürekli bana tarih ve kültürümüzle alakalı sorular sorardı. Sorguladıklarının cevabını da çevresiyle paylaşırdı. Zaten liseye gittiğinde de kendisi artık araştırmaya başlamıştı” diye konuştu.


‘DAİŞ saldırıları çok etkiledi’

Ahmet’in evden ayrıldığı günü de anlatan Gökalp, özellikle DAİŞ çetesinin Kobanê’ye dönük saldırılarının Ahmet’i çok etkilediğini anlatarak, şöyle devam etti: “Gitmeden önce sürekli DAİŞ’in videolarını izler ve izletirdi. Sonra bir gün ben onu aradım günboyu ulaşamadım. Muş’taki ablasını aradım Rêber’e ulaşamadığımı söyledim. O da okula gidip Rêber’in nerede olduğunu sormuş. Arkadaşları da Rêberin ardından bıraktığı mektubunu ve telefonunu ablasına vermiş. Kızım beni aradı durumu anlattı.”


Bıraktığı mektup

Baba Gökalp’ın, “Onunla hayatım boyunca gurur duydum” diye anlattığı Ahmet’in gitmeden önce ardında bıraktığı mektubun bir kısmında şu ifadeler yer alıyor: “Evet, şimdi bu yazdıklarımı okuyan sizlere söylemek zorundayım ki, her insanın bir hedefi, bir amacı vardır. Gitmek istediği yollar vardır. Kimisi okuyup doktor olmak ister kimisi avukat, kimi öğretmen, savcı, çöpçü, baba, anne olmak ister. Ben de hep okuyup bir doktor olmak isterdim. İmkânlarım da elverişliydi. Ama bu son zamanlarda bu lanet olasıca iş-it çıkması benim hep takip ettiğim konuydu. Sürekli o canilerin yaptığı şerefsizlikleri düşünüyordum. Benim şu anda dağda olmamın tek sebebi varsa bu durumu kabul etmeyişimdendir. Ben hiçbir zaman kafa kesilirken, küçük çocuklara tecavüz edilirken, insanlık ölürken, başımı yastığıma koyup rahat bir şekilde uyuyan insan değilim, ben namussuzluğu kabul edemem. 

Ben insanlığın sessiz kalışını kabullenemem. Ben her zaman barıştan yana olmuşumdur. Ama anlıyorum ki, biz insanlar artık kendi benliğimizi unutmuşuz. Kobanê’de, Rojava’da, Şengal’de, Roboskî’de olanlar hepsi birbirine eş aynı katliamlar. Ama biz insanlar, günümüzde bu katliamlara ne diyoruz. ‘Normaldir’. Yani sonuç olarak ölen Kürtlerdir. Ben bir Kürt’ün daha ölmesine göz yumamam, artık kaldıramam. Belki benden başka beklentileri olan sevdiklerim var. Benden beklentileri olan sevdiklerimden çok özür dilerim. Ama ben bunu seçtim. Her zaman yanımda olan başta ailem olmak üzere hepinize teşekkür ederim. Umarım bir gün savaşın bittiğini görürüm, umarım bir gün insanlık yeniden doğar.” 


 DİHA/MUŞ