Bir yanı acı, bir yanı umut olan bir arayış mültecilik.
Köksüzlük, tarihsizlik, kimliksizliktir göç yolları. İnsan psikolojisinde kararlılık dehlizlere yol açan başlangıçtır.
Yabancılığın her gün kuşattığı, her gün aşağıladığı bir yaşamdır.
Mültecilik insan yaşamını sadece nefes aldırmaya kilitleyen bir olgudur.
Anlam ve değer kaybıdır.
Hafızasızlıktır.
Özlem dolu bir yaşam, onarılmaz bir kırılganlık, çığlık dolu bir yüreğin sessizliğidir. Çocuk yüreklerin sokaklara düşmesidir. Adaletsizlik, haksızlık, hukuksuzluktur. Dokunulmamış ruhların pazarlanmasıdır.
Mültecilik ifadesizliktir.
Küçük bedenlerin karın tokluğuna pazara sürülmesi, çetelere peşkeş çekilmesidir.
Sömürü kamplarına mahkum olmaktır.
Kokusuzluk ve tatsızlıktır.
Umut yüklü yolların dramatik yaşamlara açılan kapısıdır.
Kısacası; mültecilik tarihli bir son, köksüz bir yaşamın başlangıcıdır.
Ataerkil sistemin savaş kültürünü geliştirmesi ile başlayan mültecilik; her yüz yıl farklı bir coğrafyayı sardı. İnsanlar binlerce yıllık yaşamlarına, kültürlerine, tarihlerine sırtlarını dönerek; özlemleri, acıları yüreklerine gömerek umut yollarına düştüler. Gittikleri her yerde çoğunlukla ölümden beter yaşamlara mahkum oldular. Umutların çoğu zaman trajedilere dönüştüğü bir gerçeği kucakladılar.
Köklerini unutmayanlar özlemlerine tutunarak kendilerini korumaya çalışırlarken, mülteci yaşamlara gözlerini açmış nesiller, farklı kültürler arasındaki sıkışan hayatlarına yol bulmaya çalıştılar.
Kimi kendi değerlerini korumaya çalışırken, kimi bilinmeyen denizlere yelken açtılar.
İnsan imalatı olan savaş; ulaştığı her coğrafyayı insansızlaştırdı. Ya fiziki, ya kültürel ya da ruhsal yok oluşlar yaşandı.
Mültecilik, savaşın bir başka yüzü…
Şimdilerde mültecilik; hem üzerinde siyaset yapılan hem de insan tacirlerinin rant kapısına dönüşen bir olgu. Bir nefes uğruna yollara düşmüş, çocuklar, kadınlar yaşlılar gençler ise kimsenin umurunda değil.
Savaşın şimdiki durağı olan Rojava da bu girdabın içerisine çekilmek istenmektedir. Bir yılı aşkındır Rojava’da yaşayan Kürt, Süryani, Arap ve Ermenilerin bu acıyı yaşamamısı için çaba gösteren Rojava halkı; büyük bir özveri ile savaşın tarafı olmadılar. Tüm tahriklere rağmen demokratik bir sistem içerisinde halklarla ortak bir yaşamın temelini oluşturdular. Ancak uluslararası güçlerin planlarına ters gelen Rojava’da gelişen halkların demokratik iradesi, bölgesel ve uluslararası güçlerin el birliği ile savaşa çekildi. Ve şimdi Rojavalı Kürt, Arap, Süryani halkları göç yollarına düşmüş durumda.
Kafileler halinde sınırlara koşan onca insan bilinmez bir yaşama doğru can havli ile koşarken, onları bekleyen dramın henüz farkında değiller. Ya kalıp direnmek; ya sömürü kamplarında, insan tacirlerinin pençelerine düşmek…
Ya en vahşi katliamlarla yüz yüze kalmak ya da onarılmaz bir ruhsal yitim…
Trajik yaşamlara yelken açmış bu insanların hesabını kim verecek peki?
Bir meçhule yelken açmak
Yaşadığın topraklardan, kültürden, toplumdan kopmak, insan hayatının en derin kırılma noktasıdır. Hangi sebeple olursa olsun insanın kendine yabancılaşmaya başlamasının ilk adımıdır göç. Bir yanı özlem, bir yanı öfke olan bir yaşam.