Bu hafta “inkarın inkarı”nı yazacaktım. Kürtler’in birliği için inkarın inkarını bilince çıkarmak birlik için olmazsa olmazlardan olduğuna inandığım için oldukça önemli bir konu. Ancak bu hafta Gezi Parkı’ndaki halk direnişini ve Kürtler’in tepkilerini yazıp, bu konuyu ertelemek zorundayım.

Taksim Gezi Parkı’ndaki iktidarın taşlaşma projesi, ilk etapta çevrecilerin tepkisine neden oldu, giderek büyüyüp, iktidara karşı bir halk direnişine dönüştü. Tabii ki açık ve gizli Ergenekon artıkları bu fırsatı kaçırmıyacaktır. Direnişi kendi amaçlarına yönelik kullanmaya ve manipüle etmeye çalışacaklardır. Başarılı olmaları da, Türkiye’de Sol hareketlerin örgütlenme ve toplumu- direnişi yönlendirme güçlerine bağlıdır. Türk solu bunu başarabilir mi?.. Zaman gösterecek. Ancak başarır iseler Türkiye’de çok şeyler değişecektir. Türk solu bugüne kadar verdiği çok büyük ve çok acı bedellerine rağmen, Türkiye’de üçüncü bir güç olamadı ve bunun eleştri-özeleştirisini de yapmadı ya da yapamadı. Kısaca kendi ile yüzleşmedi, kendini değiştirip dönüştürme hamlelerini yapamadı. Türk solunun kitlelere öncülük yapma yetişen ulaşması umudu ve temennisini koruyarak, Kürtlerin Gezi Parkı olayları çerçevesindeki ruh hallerini yansıtmak istiyorum.
Gezi Parkı olayları Erdoğan’ın sultanlık hevesini kırar mı?.. Ya da Gezi Parkı protestosunun bu kadar yaygınlaşmasının sosyolojik nedenleri, Erdoğan’ı sultanlık yönetiminden vazgeçirir mi?.. Taksim bir semboldür. Halkın sembollerine saldırmanın bedellerini ödemeyi göze alabilir mi?.. Dindar nesil yetiştirme hevesi alkol yasaklamasına kadar giderse, Yavuz Sultan’ın Alevi katliamını bilerek, ismini kullanıp, gücünü ve otoritesin test etmekten vazgeçer mi?.. Bütün bunların 10 yıllık gerginlik siyasinde bardağı taşıran damlalar olacağını bilmeyebilir, bilen danışmanları ne yapıyorlar?.. Bu danışmanlar Kürtlere siyaset yapmayı öğreteceklerine, kendileri siyaset yapmayı bir öğrenseler Erdoğan’ın da başı dertten kurtulacak.
Taksim direnişi, Kürtlerin travmalarını canlandırdı. Aktifleşen her travma, bir kırılma noktasıdır. Nasıl ki üçüncü köprüye verilen Yavuz Sultan adı, Osmanlı’daki Alevi katliamlarını canlandırdı ise, Taksim’deki direniş de Kürtler’in travmalarını canlandırdı… Sosyal medyadaki Kürtler’in tepkileri kırılma noktalarıdır.
Taksim meydanı, işçi sınıfı ve sol kitlenin sembolüdür. Kürtler için Roboskî katliamı sonrası, Kürtler evlatlarının cesetlerinin parçalarını toplarken, diğerlerinin (kardeşlerinin!) havai fişeklerle kutlamalar yaptığı alandır… Bu çelişki çok yaman, çok acı…
Taksim’de kepçeler ile sökülen bir ağaç… Kürdistan’da otuz yıldır yakılan ormanlardan kıymetlidir…
Kürdistan’da vekilinden, ana karnındaki çocuğa kadar, devlet gazı yemeyen yok gibi... Hatta bazı BDP’li vekiller gazkolik oldular...
Çevreciliği ve demokratlığı içselleştirmiş bir Kürt insanı, Taksim direnişini telefonda anlatırken, düşüncesini formüle ediş biçimi aslında Kürt insanın ruh halini total yansıtan bir formülasyondu. Onunla bitirmek istiyorum. “Bütün dostlarım bana Taksim’deki direnişlerini heyecanla anlatıyorlardı… Yanı başlarında otuz yıldır yaşanan direnişi görmeyenlerin heyecanlarını anlamakta zorlanıyorum”…