
Metin Zindan, 1977’nin soğuk bir kış gününde Afrin’de orta halli bir ailenin ilk çocuğu olarak dünyaya gelir. Yurtsever bir ailenin çocuğu olan Zindan, daha sekiz yaşındayken dayısı Reşat’ın eğitiminden geçerek sosyalizmle tanıştığına işaret ediyor.
Zindan, “Akranlarım dışarıda çelik çomak oynarken ben Che Guevara’nın hayatını anlatan kitaplar okuyordum. Bir gün Che Guevara gibi mazlumların saflarında, zalimlere karşı savaşmak istiyordum. Daha sekiz yaşındayken Ekim Devrimi ve Vietnam Devrimi’ni biliyordum” diyor.
Zindan, ayrıca ailesinin yurtsever olmasından dolayı Ciwan Haco ve Muhammed Şexo’nun stranlarıyla büyüdüğünü söylüyor.
‘Hayatımı değiştiren rüya’
Raco İlçesi’nde okul okuyan Metin Zindan, bir gün bütün hayatını değiştirecek bir rüya görür: “Karanlığın ardından bir aydınlık oluşmaya başlıyordu. Aydınlığın bağrında bir güneş, güneşin ortasında hiç tanımadığım bir insan bana gülümseyerek bakıyordu. Gülümseyen adamın tam arkasında bugüne kadar hiç tanımadığım bir bayrak ve binlerce silahlı insan vardı.” Ardından bir gün köylerine iki aktivist gelir. Kendisine bir dergi verirler, derginin arka kapağında rüyasında gördüğü insanın fotoğrafı vardır. Ninesine bağırarak rüyasındaki insanın bu olduğunu söyler. Rüya herkesi şaşırtmıştir. Metin Zindan’ın Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve PKK ile tanışması böyle başlar. Zindan, PKK’yi tanımanın hayatının dönüm noktası olduğunu belirtiyor. O günden sonra PKK ile yatıp PKK ile kalkar. Bunun böyle sürmeyeceğini anlayan Zindan, 1990’da PKK’nin aktif bir militanı olmaya karar verir.
Ailesinin bu katılım kararına karşı oldukça saygılı davrandığını belirten Zindan, babasıyla olan ilişkilerinin zaten yoldaşlık tarzında olduğunu belirtiyor. 1990-1994 yılları arasında cephe faaliyetlerinde bulunan Zindan, hayalinin hep bir gün Kürdistan dağlarında gerillacılık yapmak olduğunu vurguluyor. Metin’in dağa gitme isteğini “Küçüksün yapamazsın dağ koşulları seni zorlar” diye geri çevirenler, ısrarlar karşısında çaresiz kalınca, Metin Zindan’a dağ yolu görünür. Afrin’de başlayan özgürlük yürüyüşü Derika Hemo, oradan Kandil’e; Kandil’den de Kürdistan’ın birçok coğrafyasına uzanır. Zindan’ın ilk pratik alanı Botan’dır. O, aynı zamanda Botan’a sevdalı bir gerilladır. Ondan iki gözünü almasına rağmen, Botan’a hiç küskün değildir. Botan’ın çok sayıda alanında görev yapan Metin Zindan, defalarca ölümü ensesinde hissetmiş, defalarca yaralanmıştır. “Aç kaldığımız, uykusuz kaldığımız günler çok oldu. Çok zorlu günler geçirdik. Ama halkımıza duyduğumuz sevgi bütün bu zorlukların ötesinde geliyordu” diyen Zindan, o yılların hayatının en mutlu yılları olduğunu belirtmeden geçemiyor.
İlk zamanlar görebiliyormuş
1 Eylül 2005 Dünya Barış Günü dolayısıyla alınan eylemsizlik kararına uyan birliklerin meşru savunma çizgisinde hareket ettiklerini belirten Zindan, bir patlama sonucu gözlerini kaybeder.
İlk 20 günde görebildiğini söyleyen Zindan daha sonra gözündeki suyun kuruması sonucu görme yetisini kaybettiğini vurguluyor. Tedavi için Güney Kürdistan’a geçmek için milisler tarafından Şırnak’a götürülen Metin Zindan, buradan Besta’ya geçmek isterken bir kontrol noktasında polisler tarafından durdurulduğunu dile getiriyor. “Tanınmamak için başımı önüme eğmiş kefiye takmıştım” diyen Zindan, bunun polisin dikkatini çektiğini belirtiyor.
Milisin “Bir kaç gün önce evde tüp patladı amcamın oğlu bu yüzden yaralandı” demesini inandırıcı bulan komiser, gitmelerine izin verir. Besta alanında tam kurtulduk derken helikopterlerin havalandığını, askeri bir hareketliliğin başladığını söyleyen Zindan, bunun üzerine milisin kendisini bırakıp gittiğini söylüyor. “Kısa kollu bir gömlek ve yazlık bir pantalonla Besta’da yalnız başıma kalmıştım” diyen Metin Zindan, bir ağacın önüne oturarak başına gelecekleri bekler.
“Ne kaçabilir ne saklanabilir ne yardım isteyebilirdim” şeklinde başından geçenleri anlatan Zindan, beş gün boyunca kaderine teslim olmuş bir şekilde beklediğini söylüyor. Zindan, beş gün sonra milisler tarafından tekrar alınır ve sınıra doğru yola çıkarlar. Gece tehlikeli olduğu için gündüz yol aldıklarını belirtiyor. Se Girke’de (Şenoba) sabahın erken saatlerinde yola çıkan Zindan ve milisler, Bujeh Köyü korucuları tarafından durdurulur. Metin Zindan’ın gerilla olduğunu tahmin eden korucular onu tutuklamak isterler. Milislerle korucuların kavgaları sonucu yollarına devam ettiklerine vurgu yapan Zindan, bir noktadan sonra kamyonetle yola devam ettiklerini söylüyor. Üç aşamalı bir pusu atan askerin koridorundan geçmek ise başlı başına bir meseleydi diyen Zindan, askerin ‘dur’ ihtarına uymayan şoförün gaza basarak yoluna devam ettiğine vurgu yapıyor. Tarama sonucu onlarca kurşun arabaya isabet etmiş, adete kevgire dönmüş ancak şans eseri onlara bir şey olmamıştır.
Sınır geçilmiş ama Metin Zindan’ın talihsizlikleri bitmemiştir. Milis, Zindan’ı Maxmur’a gütüreceğine Musul’a giden Arap bir şoföre teslim eder. Bir başına Musul’da kalan Metin Zindan, zor bela Maxmur’a giden bir araba bulur. İki üç kontrol noktasını sorunsuz atlatan Zindan, dördüncü noktada durdurulur. Metin Zindan’ı tanıyan peşmerge ona olmadık hakaretler yapar.
Arabadan çıkarılma esnasında başını defalarca kaportaya vuran peşmergeye Zindan’ın cevabı net olur: “Ya beni öldürürsün ya beni bırakırsın. Bıraksan da öldürsen de asla senin gibi alçalmayacağım, asla bu davaya ihanet etmeyeceğim.” Ve peşmerge Metin Zindan’ı bırakır. Zindan, “Sorunlu ve içinde bin bir türlü macera barındıran bir yolculuktan sonra yoldaşlarımın arasındaydım. Bana göstermiş oldukları sevgi bana tüm olumsuzlukları unutturmuştu. O an bu halk için bu yoldaşlar için değil iki göz, yüz tane gözümde olsa verebileceğimi döşündüm” sözleriyle hikayesini noktalıyor.
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG