Güler YILDIZ

Vadilerde demlenmiş vahşi su

Bunca zaman sustuğunu koşar

Kendi çağlayanına

(M.Mungan, Dem, Solak Defterler)

“Ben yapıyorum, onlar imha ediyor!” Zehra (Doğan), içerden böyle bildiriyor durumunu. Esaret altında üretmeye başladığı resimlerine devam ediyor; malzemesi alınsa da o her gün bir yerlere acıların harika kahkahalar attığını, atabildiğini çiziyor. Acı, bir anlam bulduğu anda acı olmaktan çıkıyor.

“Benim de nefesim sanatım. Ağzıma burnuma dayadıkları o koca ellerine karşı içgüdüsel olarak çırpınışımdır”, diye özetliyor şu anda nelerle uğraştığını. Olgunlukla kurulan cümlelerin içinde kendini doğuruyor Zehra, her söyleşisinde işte öylesine bir gazeteci ile değil, zihinsel devrimine kelimelerle başlamış bir kendine koşuşun serüvenini okumamız bundan. O bir sanatçı. İçeride olmanın onda eksilttiği tek şey belki biraz materyal, belki az buçuk alan darlığı... Onun dışında kocaman evreni parmağına dolamış durumda. Gönderdiği mektup söyleşilerde içeride ördüğü, pardon çizdiği dünyanın büyüklüğüne şaşıyorum her defasında...

Hannah Arendt, “Geçmişle Gelecek Arasında”da özgürlüğü uzun uzun anlatır.

“Buradaki asıl mesele yaratıcı sanatçının yaratım sürecinde özgür olup olmaması değil, yaratım sürecinin alenen sergilenmemesi, dünyada görünür olmaktan yoksun kalmasıdır. O yüzden yaratıcı sanatlarda var olduğuna hiç kuşku olmayan özgürlük öğesi, gizli kalır; sonunda dünya için önem taşıyacak şey özgür yaratım süreci değil, sanat eserinin kendisi, sürecin nihai amaç ürünüdür.”

Ressamdır Zehra Doğan. İçini dışına çıkararak resmediyor. Fırçası yoksa saçları var! Boyası yoksa kanı var!

Kan! Kapalılığın kırılganlığını en iyi bildiğimiz yer, kadının regl kanı! “Pis, kirli, hasta” denerek ötelenen, toplumdışı bırakılan... Kadından gelen kanın dışlayıcı kılınması, Kürdün damarlarındaki kanın kaderi aynı zamanda. Devlet Kürdün kanının kurdun dişine değdiğini duvarlara yazdı. Zehra ise bedeninin hikayesiyle dişin kopardığı acının resmini çiziyor. Devlet bu resimden korkuyor, topluyor her defasında... Hikayesini susturmak istiyor devlet. Kürdün hikayesi susmaz oysa!

Zehra devletin şiddet fırçasıyla kana boyadığı coğrafyadan haberler geçtiği için hapsedildi; “kan var!” dediği için... Ama şimdi kendi kanıyla çizim yaparak, kendini yeniden doğuruyor Zehra, kendini anlamanın bir yolu da benlikle dengeli kurulan iletişimden geçer. Ve Zehra, dünyada çok az sanatçının denediği bir şeyi deneyerek, kendine ulaşmış, kendinden bir başka Zehra daha çıkarmayı başarmış.

Ne diyordu Zehra: “Ben yapıyorum, onlar imha ediyor.”

“İmha ediyorlarsa, demek az buçuk sanattan anlamaya, vermek istediğim mesajı anlamaya başlamışlardır. Hem resimlerini, işlerini anlık yapan güncel sanatçılar var. Eserin kalıcılığından çok yapma aşamasından eylem aşamasındaki eylem biçimine dikkat çekiyorlar. El konulan işlerimi ondan sayıyorum. Bir performans sanatı gerçekleştiriyorum, böylelikle ben yapıyorum onlar da el koyuyor, imha ediyor.”

Afrikalı yazar Sekou Toure, İkinci Siyah Yazarlar ve Sanatçılar Kongresi’ne sunduğu tebliğde, bir ülkenin kurtuluşunda sanatçıların rolünü çok güzel özetlemişti:

“Afrika devriminin bir parçası olmak için devrimci bir şarkı yazmak yeterli değildir, bu devrimi gerçekleştirmek için halkla birleşmek gerekir. Halkla birleşince şarkılar kendiliğinden gelecektir”

Zehra’nın “Her ne yaparsan yap militanca yapmalısın. Çünkü ezilen bir halktansın”, deyişindeki güç, Sekou’nun ‘halkın şarkısı olabilmesi için, halkın söyleyebilmesi lazım’ıyla kapı komşu...

Hayatın içeride tıkandığını kim iddia edebilir! Dışarıda nefessiz kalan hayatı, içerinin şarkısı kurtaracak, belli...