Kendi deyimiyle “iktidarı, sistemleri, inançları, kültürleri, zihniyetleri tarih kurgusu içinde yorumlayan” Yazar Bilge, öykülerindeki konuların yanı sıra, roman, mekan ve kişilerle ve akıl dolu kurguyla dikkat çekiyor, ilgi uyandırıyor; insanda, olağanüstü sahici bir tarihi film etkisi bırakıyor.
Anın görülebilmesi, anlaşılabilmesi için ‘tarih’ olması gerektiği düşüncesinden hareketle hem anın, hem de tarihin hakiki mecrasından anlaşılması adına, bir nevi kolaylaştırıcı bir rol üstlenen Ahmet Bilge, insanın zihninden keyif vererek akıp giden metinlerden kestirme yollar sunuyor okuyucusuna ve doğrusu, Bilge, başarılı bir biçimde, önsözünün eri olmuş böylece.

‘İbrikçi Tukambi’nin sırrı’


Azadiya Welat gazetesinde yayınlanan çizimleriyle de tanıdığımız Ahmet Bilge ‘Kral ve Sayıları‘ isimli öyküsünde, Kral ve Soytarısı arasında geçen diyaloglarla, iktidar sahiplerinin, irade gibi görülmelerinin aksine, öz-iradesiz olduklarını hoş, şaşırtıcı bir şekilde gösteriyor; hatta bunu, kralın kendisine itiraf ettiriyor.
‘İbrikçi Tukambi’nin sırrı’ adlı bir başka öyküsünde Bilge, iktidar sahiplerinin büründükleri insanüstü, tanrısal örtüleri kaldırıyor; kralı çıplak bırakıyor; meğer, kral da osuruyormuş… Hem de ‘zort’ diye.
‘Kurban ve Karnaval’ isimli öyküsünde ise bilgisizliğin, bilinçsizliğin üstüne binen (batıl) inançların, roman geçtikçe, (bilgiyle, bilimle) nasıl kadük olduklarını, yine çarpıcı bir şekilde, kafaya dank ettiren üslubuyla anlatıyor.
Bu üç öykü dışında, kitaba adını veren ‘Anlam Pazarı‘ dahil, sekiz öykü daha var kitapta: ‘Yolcu’, ‘Kendini Arayan Lider’, Bir Sistemin Hikayesi’, ‘İşaret’, ‘Umut’, ‘Parçalayan Taş’ ve ‘Vakanüvis’in Çilesi’.

Gönül rahatlığıyla okuyun


Öykülerin hemen hepsi, insanda, çok önemli bir sırra erişme hissi uyandırıyor, daha doğusu, insanın güçlü, köklü inançlarının, yerleşik zan ve kanaatlerinin çoğunun, aslında birer yanılgıdan, kandırmacadan, afyonlanmadan ibaret olduğunu apaçık bir biçimde gösteriyor.

Aram Yayınları’ndan çıkan ‘Anlam Pazarı’nın, ikinci, üçüncü baskılarını yapacağını sanıyorum. Keşke başta Arapça ve Farsça olmak üzere, yabancı dillere çevrilerek çok daha geniş bir okur kitlesine ulaştırılabilse. Gönül rahatlığıyla alın, okuyun ve tavsiye edin. Pişman olmayacaksınız...


BEDRİ ADANIR - Diyarbakır D Tipi Cezaevi




HPG BİM’den yeni bir kitap


Garzan dağlarında Türk ordusu ile HPG gerillaları arasında yaşanan çatışmaları, gerillanın zorlu mücadelesi ve Kürdistan doğasını anlatan “Dağlar konuşsun” adlı kitap, HPG BİM yayınlarında çıktı. Kürt gerilla savaşının ana noktalarından biri Garzan’da savaşın doruğa çıktığı yılları konu alan anı-roman kitabın çıkmasıyla bir gerillanın vasiyeti de gerçekleşti.
Serbest Kiçi kod adlı Salih Gezer, 1984 yılındaki “15 Ağustos atılımının” ardından katılan ilk Botanlı gençlerden biriydi. Garzan alanlarında yıllarca savaşan HPG gerillası Serbest Kiçi, 2002 yılında tekrar Garzan’a giderken. Garzan’ı tarihe not düşmek gerektiğini söylemiş ve “Dağlar konuşsun” adlı kitabı kaleme almıştı.
2006’da Cizre’ye bağlı Çiyaye Dera’da Türk ordusu güçlerinin kurduğu bir pusuda yaşamını yitiren Gezer’in savaş bölgesine gitmeden önce kaleme aldığı anı- romanın kitaplaştırarak yayınlanmasıydı. Gezer’in isteği yıllar sonra arkadaşlar tarafından gerçekleşti ve yazdıkları “Dağlar konuşsun” adıyla Hêzên Parastena Gel (HPG) Basın İrtibat Merkezi yayınları arasında çıktı.
Kürdistan’da savaşın doruğa çıktığı 1991-1994 yılları arasında Garzan’da yaşanan Kürt gerillalarını konu alan kitabın basılmasına katkı sunanlardan gerilla komutanı Kasım Engin “Dağlar konuşsun”u şu sözlerle anlattı:
“Bazı yoldaşlar ancak bu kadar anlatılabilir dedirten bir dille yazılmış bu anı çalışması bir nefeste okunur. Kitap Otomotik Mervan diye bilinen efsane gerilla komutanı Aydın Aksay, cengâverliğiyle nam salan Kemal Sperti ve bir de ölümsüz sesimiz, yüreğimiz ve müjdemiz Mizgin, yoldaşı anlatıyor. Tarihi bir kesiti bu kadar çıplak, bir kalem zor yazabilir. İnsanı doğayla bütünlüklü ele almasını, belki de bir İlyada’da bu kadar çarpıcı görebiliriz.”
Gerilla Salih Gezer, “Otomatik Merwan”, Xeyri, Kemal Sperti, Doktor Kendal, ve Kürt halkının büyük ozanı Mizgin’in yanı sıra Garzan’da birlikte kaldığı arkadaşlarının kahramanlıklarını Kürdistan topraklarındaki savaş gerçeğini tarihe not ediyor. İşte kitaptan çarpıcı bazı kesitler:
“Botan’ın semaları savaş tütüyordu. Feleğin rüzgârı kötü esiyordu. Tarih tekerrür edilmek isteniyor, devran korkunç vuruyor, cennet ülkesinin yüreğinde feci yaralar açıyordu. Bestlerin romantik Mergumare ormanları yaslı bir gelin gibi acılar içerisinde cayır cayır yanıyordu.
Botan’ın akciğeri Bestler ormanlarını geniş bir sis tabakası kaplamıştı. Hayır sis değil, toprağı, köyleri, ağaçları ve bütün örtüleri acımasız ve oburca yutuveren kara bir canavarın soluğuydu sise benzeyen dumanlar.

Son birkaç yıldır ormanlara musallat olmuş bir canavar, alev saçan diliyle toprağın göğsünü yalıyor, ağzına düşeni yutuyor, siyah giysilere bürünmüş öfkeli ve yaslı topraklar bırakıyordu ardında. Ateş, duman kokusuna kan ve baruta karışmıştı.”


DELİL ZİLAN - ANF/BEHDİNAN