Nelson Mandela, bugün 95 yaşına girdi. Muhtemelen doğum günü kutlaması falan olmayacak. Çünkü ABD Başkanı Obama’nın bile alınmadığı bir hastanenin yoğun bakım ünitesinde bulunuyor. Tüm dünyanın saygı duyduğu Nelson Mandela’nın mücadelesini yakından tanımak, Kürt sorununun çözümü için de yol gösterici olabilir.
Genç yaşlarda siyasete atılan Nelson Mandela, lise tahsilinden sonra gittiği yüksek okulda bir öğrenci boykotuna karıştığı ve organize ettiği gerekçesiyle okuldan uzaklaştırıldı. Transkei’den ayrılarak, Transvaal’a gitti. Burada bir süre madenlerde polis memurluğu görevinde bulundu. Bu sırada, yarıda bıraktığı üniversite eğitimine mektupla öğretim yoluyla devam etti. 1942’de Witwaterstrand Üniversitesi’nin hukuk bölümünü bitirerek avukatlık yapmaya başladı. Ülkenin ilk siyah avukatı unvanını aldı. Irk ayrımına karşı yerli halkın kurduğu Afrika Ulusal Kongresi’ne (ANC) 1944 yılında katıldı. Çok kısa zamanda kongrenin Gençlik Birliği’ne başkan seçildi. Siyahların kurtuluş hareketinin önderlerinden birisi durumuna geldi. Bu arada, ırkçılığa karşı silahlı mücadeleyi üstlenen ve kongrenin askeri kanadı özelliğindeki ‘Ulusal Mızrak’ örgütünü de 1961 yılında kurarak onun da başkanı oldu.
Ocak 1962’de kendisine destek aramak için yurtdışına çıktı. İngiltere ve Afrika ülkelerini dolaştı. Afrika ülkeleri ile sosyalist ülkelerden silah ve para yardımı temin etti. Ülkeye dönüşünde arkadaşlarıyla birlikte, izinsiz yurtdışına çıkmak, halkı kışkırtmak, sabotajlar ve suikastlar düzenlemek iddialarıyla -CIA’nın yardımıyla yakalanarak- yargılandı. Halkın, tamamının temsil edilmediği ve beyazların temsil edildiği parlamentonun çıkardığı yasalara uymak zorunda olmadığını savundu. Irkçı beyaz yönetim tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Bu davranışıyla ırk ayrımına karşı mücadele eden Afrikalı siyahların simge ve sembolü oldu.
Nelson Mandela, dünyanın en ünlü mahkumu olarak anılır. Güney Afrika’da 27 yıl hapiste kaldıktan sonra 1980’li yıllarda, ırkçılığa karşı mücadelenin bütün dünyada yoğunlaşması üzerine adı duyuldu. 1990 yılında Güney Afrika Devlet Başkanı De Klerk tarafından şartsız olarak serbest bırakıldı. Serbest bırakıldığı zaman 71 yaşındaydı. Serbest bırakılmasına Güney Afrika siyahlarının yanında birçok beyaz da sevindi. 1990’da hapisten çıkınca Demokratik bir Güney Afrika kurulması için çalıştı ve kurdu. Tarihçiler elli yıl sonra dönüp 20. yüzyıla baktıklarında, Nelson Mandela’nın nasıl olup da sağın ve solun, doğunun ve batının, kuzeyin ve güneyin aynı anda hayran olduğu evrensel bir kahraman haline geldiğini açıklamak isteyeceklerdir. Başka hiç kimse bu kadar evrensel bir beğeniye mazhar olmamıştı.

‘Terörist’ti, devlet başkanı oldu!

Bu hep böyle değildi. 20 yıl kadar önce Mandela müebbete hapse mahkum bir ‘terörist’ lider olarak cezaevindeydi. Hem bizzat kendisine, hem de hareketi Afrika Ulusal Kongresi’ne dair fikirler muhtelifti. Irkçı hükümet ve onun yandaşları tarafından ‘komünist’ olmakla suçlanıyorlardı; ABD ve birçok Batı ülkesi için şüpheli kişilerdi. Dahası, ANC’nin en ateşli yandaşları dahi (ahlaki açıdan haklı ama) askeri bakımdan güçsüz olduklarını kabul ediyor, Güney Afrika’da iktidara gelmelerinin son derece güç olduğunu düşünüyorlardı...
1980’lerin sonlarından itibaren, ırkçı hükümet iktidarı ANC’ye devretmek için görüşmelere başladı. Görüşmeler 1990’ların başında somutluk kazandı ve bugünden bakıldığında rahatça söylenebileceği gibi, epeyce de hızlı ilerledi. Yasadışı ilan edilen partiler ırkçı hükümet tarafından yeniden yasallaştırıldı, ırkçı yasalar kaldırıldı ve (hala eski ırkçı liderlerin elinde olan) hükümet, 1994’te genel oy hakkı esasına dayalı seçimlerin yapılmasına izin verdi. ANC seçimleri hiç zorlanmadan kazandı ve Nelson Mandela Güney Afrika Devlet Başkanı seçildi. Yeni bir anayasa hazırlandı, köklü politik dönüşüm başarıldı...
Mandela’nın 1994’te başlayıp 1999’da sona eren devlet başkanlığında Güney Afrika, siyasi yelpazenin solunda ama yine de kapitalist dünya sisteminin içinde kalmasını bildi. Mandela’nın gerçekten hak ederek kazandığı siyasi kariyeri, eski müttefikleri Castro ve Kaddafi’yi kucaklarken bile ABD yönetimlerini rahatsız etmedi.

Robben Adası
Robben Island (Robben Adası) Güney Afrika’nın başkentlerinden Cape Town’dan 7.5 km açıkta bulunuyor. Bu adada, Nelson Mandela’nın da içinde bulunduğu ırkçı rejim karşıtları hapis yattı. Mandela tutuklu kaldığı 27 yılın 18’ini bu adadaki hapishane hücresinde geçirdi. Son derece küçük bir hücrede yerde yattı. Taş ocağında çalıştırıldı. Yılda bir ziyaretçi hakkı vardı. Görüş 30 dakikayla sınırlıydı. Altı ayda bir mektup gönderebiliyor ve bir mektup alabiliyordu. Cezaevi idaresinin tüm karşı önlemlerine rağmen, yoldaşları üzerinde saygı ve sevgiye dayanan mutlak bir otoriteye sahip olmuştu.
Bugün dünyanın her yerinden ziyaretçilerin akınına uğrayan hapishane, Mandela’nın isteği üzerine müze olarak korunuyor. Mandela ve arkadaşları geçmişin unutulmamasını, genç nesillerin yaşananları öğrenmesini istiyor. Nitekim turistlere de eski tutsaklardan rehberler eşlik ediyor. Örneğin rehberlerden Modise Phekonyene, 16 yaşında bir öğrenciyken tutuklanarak buraya getirilmiş ve 14 kişi ile birlikte 5 yılını burada geçirmiş. ‘Burada çalışıyorum; çünkü kendimi evimde hissediyorum’ diyen Phekonyene, kimi koğuş arkadaşları gibi, yeni yönetimin önemli makamlarını tercih etmemiş. Robben Island, kaçmanın herhalde mümkün olmadığı bir yer görünümünde.  Robben Adası tam bir hapishane kompleksi. Çalışanların çocukları için bile okul varmış. Böylesi cezaevlerinin ayrılmaz unsuru taş ocakları unutulmamış.
Robben Adası’ndaki hapishanede kalanlar, sürekli zalimce muamele görmüşlerdi. Mandela, yattığı B-5 hücresinde yıllarca kaldı. Sağlık sorunları üzerine 1982 yılında Robben Adası’ndan alınıp Pollismoor Hapishanesi’ne götürüldü. Orada da verem olması üzerine 1988 yılında hastaneye kaldırıldı. Tedavi gördüğü hastaneden 1990 yılında şartsız salıverildi. Ancak buradan çıkmadan önce, kaldığı hastanede kendisini ziyaret edenler arasında bizzat ırkçı beyaz rejimin devlet başkanı De Klerk’in aralarında olduğu üst düzey yetkililer de bulunuyordu. Tarafların görüşmeleri, Robben sakinlerinin serbest bırakıldığı daha sonraki dönemde de sürdü. İkilinin çabaları daha sonra Nobel Barış Ödülü ile mükafatlandırıldı.


HÜSEYİN AYKOL