Karınca “Mekke’ye ulaşamasam da, yolunda ölürüm” dedi ya... Mele dostuma sordum. Bu ne demektir?
“İbadet demektir” dedi. Sonra anlattı:
Mü’min cennete gitmek için Mekke yolundaki karınca gibi durmadan, dinlenmeden ibadet etmiyor mu? Cennet nedir? Uğrunda ibadet yolunda yürüdüğümüz hayalimizdeki yer değil mi? Batılılar buna ütopya diyorlar, biz ise cennet... Onun yolunda yürüyoruz, biliyoruz ki, ancak öldüğümüzde varabileceğimiz o yer cennettir. Madem ölmeden önce varamayacağımız cennet için neden ibadet edip dururuz?
Mele dostum soluklandı. Sonra şöyle dedi: Çünkü cennete giden ibadet yolu insana huzur verir. Ölümden sonra dirilip cennetin ta’amını tadacağı anı korkusuz, gamsız, kedersiz bekler. İşte zaten cennet tam da budur. Cennete giden yolda ibadet, cennetin kendisidir.
Ölüm korkusuyla acele eden insanın vay haline. O hemen Cennet ta’amını tadmak için ölmeden önce çırpınır. İbadetle zaman kaybedeceğine ayağıyla seccadeyi çiğner, eliyle harama uzanır. Cana kıyar. Sonra hem bu dünyada, hem öteki dünyada cezalandırılma korkusuyla kıvranır.
Huzursuz, gam, keder, haset, korku, endişe içindeki insanın ömür yolu cehennemin ta kendisidir.
İnsan yaşarken ya cennettedir ya da cehennemde. “İbadet edeyim, ölünce cennete ulaşayım” diyen zaten cennettedir. “İbadetle vakit kaybetmeyeyim, ölmeden önce cennete ulaşayım” diyen zaten cehennemdedir.
Dostuma sordum: Kıssadan hisse çıkartır mısın?
Güldü.
Üç torunum vardı. En büyüğü temizdi, saftı, lakin aceleciydi. Bir gün sabah namazını kıldı. İki yanına selam verip yekindi. Beş vakit namazı kılacak sabrı yoktu. Ne ayağında çarık, ne başında sarık, yalın ayak başı kabak Kabe yolunda ciğerlerini tükürüne kadar koştu. Son nefesinde “şu kısacık ömrüme topu topu bir kaç rekat namaz sığdı, ne cenneti yaşadım, ne cennete ulaştım” dedi. Uzun ibadet yolunda yürümediğine pişmandı.
Ortanca torunum tacirdi, faizle para veren bir tefeciydi. Bir yandan beş vakit namaz kılar, öte yandan doksandokuzluk tesbihi çekip Allah’ın isimlerini anacağına, koynundaki paraları sayardı. Beş vakit namazla öldükten sonra cenneti satın almayı, saydığı paralarla da bu dünyada cenneti yaşamayı hesap ederdi. Bir gün evi yandı. Son nefesini verirken “ne beş vakitle cenneti satın aldım, ne de bu dünyada cenneti yaşadım, şimdi cehennem ateşinde yanmaktayım” dedi. Uzun yaşama hırsından pişmandı.
En küçük torunum biraderlerinin musalladaki tabutlarına kapandı, göz yaşları sel oldu. Ardından doğruldu. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali diye haykırdı. “Ne cennete erken ulaşmaya tamah edip yolunda vaktinden önce ölmeli, ne cenneti dünya malına tamah ederek yaşamalı... Ömür yettiğince yaşayıp, ibadet yolunda ölmeden cennete varmalı... Sonrası Allah Kerim...”
Mele dostuma şüpheyle bakmışım. Başımı okşadı: Demek istediğim şudur: Ne birinci yol, ne ikinci yol: En küçük torunumun üçüncü yolundan yürüyen hem bu dünyada yaşarken, hem de “Ba’su badel-mevt”ten sonra cenneti yaşar...
Üçüncü torununun şimdi ne yaptığını sordum. Kardeşlerini gömdükten sonra köyü terketmiş. Sarp kayaların gizlediği bir yerde kendini ibadete vermiş.
Dostuma torununu görmek, onun yaşadığı cenneti anlamak istediğimi söyledim.
Kandil’e git, kime sorsan, seni ona götürürler dedi.
Aklıma Dante’nin Divina Komedyası geldi bu sözleri duyunca. Dante, yazdığı büyük eserde otuzbeşinci yaşında Cennet’i, Cehennemi ve Araf’ı ziyaret eder.
Ben de kalktım, Dante’nin ömrünün iki katıyken, hayalimde, Kandil’i ziyaret ettim.
Mele dostumun küçük torununu bir siperde, elindeki biksiyle ufka bakarken gördüm.
“Ufukta ne görüyorsun” diye sordum: “Düşmanını mı?”
Dostumun küçük torunu ufku kısılmış gözleriyle süzerken, şöyle dedi: “Cenneti görüyorum” dedi. “Düşman Cennet’in önünü kesmiş, onu aştığım zaman Dedemin uzun kış günlerinde anlattığı Cennete varacağım...”
“Ömrün yeter mi?” diye sordum.
“Yetmez, ama hiç değilse yolunda ölürüm” dedi. Karınca gerilla olmuş. Ardından “ölene kadarki ömrüm zaten Cennettir” diye ekledi. Cennetteydi.
Ruhu dingindi. Temizdi. Gamsız ve kedersizdi. Bir de baktım, sağ bacağı yok. Gökten düşen bir bomba bacağını almış götürmüş. Kanıyor.
“Bacağın yok” dedim.
“Cennete bir adım attığım içindir.” Dedi.
Dante romanını tamamlamıştı. Ben dostumun torununuyla konuştuktan sonra “cennete giden yol tamamlanmayan yoldur” diye düşündüm. Üçüncü yol...
Gerilla cennetliktir. Bir yaşlı yazarın ‘İlahi Komedya’sı ya da tek bacakla cennet yolunda!
Karınca “Mekke’ye ulaşamasam da, yolunda ölürüm” dedi ya... Mele dostuma sordum. Bu ne demektir?
“İbadet demektir” dedi. Sonra anlattı:
Mü’min cennete gitmek için Mekke yolundaki karınca gibi durmadan, dinlenmeden ibadet etmiyor mu? Cennet nedir? Uğrunda ibadet yolunda yürüdüğümüz hayalimizdeki yer değil mi? Batılılar buna ütopya diyorlar, biz ise cennet... Onun yolunda yürüyoruz, biliyoruz ki, ancak öldüğümüzde varabileceğimiz o yer cennettir. Madem ölmeden önce varamayacağımız cennet için neden ibadet edip dururuz?
Mele dostum soluklandı. Sonra şöyle dedi: Çünkü cennete giden ibadet yolu insana huzur verir. Ölümden sonra dirilip cennetin ta’amını tadacağı anı korkusuz, gamsız, kedersiz bekler. İşte zaten cennet tam da budur. Cennete giden yolda ibadet, cennetin kendisidir.
Ölüm korkusuyla acele eden insanın vay haline. O hemen Cennet ta’amını tadmak için ölmeden önce çırpınır. İbadetle zaman kaybedeceğine ayağıyla seccadeyi çiğner, eliyle harama uzanır. Cana kıyar. Sonra hem bu dünyada, hem öteki dünyada cezalandırılma korkusuyla kıvranır.
Huzursuz, gam, keder, haset, korku, endişe içindeki insanın ömür yolu cehennemin ta kendisidir.
İnsan yaşarken ya cennettedir ya da cehennemde. “İbadet edeyim, ölünce cennete ulaşayım” diyen zaten cennettedir. “İbadetle vakit kaybetmeyeyim, ölmeden önce cennete ulaşayım” diyen zaten cehennemdedir.
Dostuma sordum: Kıssadan hisse çıkartır mısın?
Güldü.
Üç torunum vardı. En büyüğü temizdi, saftı, lakin aceleciydi. Bir gün sabah namazını kıldı. İki yanına selam verip yekindi. Beş vakit namazı kılacak sabrı yoktu. Ne ayağında çarık, ne başında sarık, yalın ayak başı kabak Kabe yolunda ciğerlerini tükürüne kadar koştu. Son nefesinde “şu kısacık ömrüme topu topu bir kaç rekat namaz sığdı, ne cenneti yaşadım, ne cennete ulaştım” dedi. Uzun ibadet yolunda yürümediğine pişmandı.
Ortanca torunum tacirdi, faizle para veren bir tefeciydi. Bir yandan beş vakit namaz kılar, öte yandan doksandokuzluk tesbihi çekip Allah’ın isimlerini anacağına, koynundaki paraları sayardı. Beş vakit namazla öldükten sonra cenneti satın almayı, saydığı paralarla da bu dünyada cenneti yaşamayı hesap ederdi. Bir gün evi yandı. Son nefesini verirken “ne beş vakitle cenneti satın aldım, ne de bu dünyada cenneti yaşadım, şimdi cehennem ateşinde yanmaktayım” dedi. Uzun yaşama hırsından pişmandı.
En küçük torunum biraderlerinin musalladaki tabutlarına kapandı, göz yaşları sel oldu. Ardından doğruldu. Ya Allah, ya Muhammed, ya Ali diye haykırdı. “Ne cennete erken ulaşmaya tamah edip yolunda vaktinden önce ölmeli, ne cenneti dünya malına tamah ederek yaşamalı... Ömür yettiğince yaşayıp, ibadet yolunda ölmeden cennete varmalı... Sonrası Allah Kerim...”
Mele dostuma şüpheyle bakmışım. Başımı okşadı: Demek istediğim şudur: Ne birinci yol, ne ikinci yol: En küçük torunumun üçüncü yolundan yürüyen hem bu dünyada yaşarken, hem de “Ba’su badel-mevt”ten sonra cenneti yaşar...
Üçüncü torununun şimdi ne yaptığını sordum. Kardeşlerini gömdükten sonra köyü terketmiş. Sarp kayaların gizlediği bir yerde kendini ibadete vermiş.
Dostuma torununu görmek, onun yaşadığı cenneti anlamak istediğimi söyledim.
Kandil’e git, kime sorsan, seni ona götürürler dedi.
Aklıma Dante’nin Divina Komedyası geldi bu sözleri duyunca. Dante, yazdığı büyük eserde otuzbeşinci yaşında Cennet’i, Cehennemi ve Araf’ı ziyaret eder.
Ben de kalktım, Dante’nin ömrünün iki katıyken, hayalimde, Kandil’i ziyaret ettim.
Mele dostumun küçük torununu bir siperde, elindeki biksiyle ufka bakarken gördüm.
“Ufukta ne görüyorsun” diye sordum: “Düşmanını mı?”
Dostumun küçük torunu ufku kısılmış gözleriyle süzerken, şöyle dedi: “Cenneti görüyorum” dedi. “Düşman Cennet’in önünü kesmiş, onu aştığım zaman Dedemin uzun kış günlerinde anlattığı Cennete varacağım...”
“Ömrün yeter mi?” diye sordum.
“Yetmez, ama hiç değilse yolunda ölürüm” dedi. Karınca gerilla olmuş. Ardından “ölene kadarki ömrüm zaten Cennettir” diye ekledi. Cennetteydi.
Ruhu dingindi. Temizdi. Gamsız ve kedersizdi. Bir de baktım, sağ bacağı yok. Gökten düşen bir bomba bacağını almış götürmüş. Kanıyor.
“Bacağın yok” dedim.
“Cennete bir adım attığım içindir.” Dedi.
Dante romanını tamamlamıştı. Ben dostumun torununuyla konuştuktan sonra “cennete giden yol tamamlanmayan yoldur” diye düşündüm. Üçüncü yol...
Gerilla cennetliktir.