Radyo ve Televizyon Üst Kurulu ve Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü'nün bütçeleri üzerine söz alan Hakkari Milletvekili Adil Zozani, Türk Hükümeti'nin oluşturduğu tahakkümün basın-yayın kuruluşlarını yayın yapamaz duruma getirdiğin belirtti. Komisyonda Başbakan Yardımcısı'na “Bu TRT’nin BDP Grubuna garezi nedir?” diye sorduğunu belirten Zozani, aldığı yanıtı şöyle anlattı: "Başbakan Yardımcısı saydı, kayıtlardan çıkardı, bir yıl içerisinde BDP sözcülerinin TRT’de kendilerine ayrılan dakika dilimi dakika dakika bizimle paylaşıldı; 43 dakikalık bir zaman dilimi, bir yılda."

Kürdistan haritası

Bütçe görüşmelerinin tamamında, her konuşmalarında, BDP'nin muhalefet şerhinin sansürlenmesine nedan olan 'Kürdistan' ifadesine değineceklerini belirten Zozani, II. Abdülhamit döneminde 1893'te basılmı, üzerinde Osmanlı mührü olan ve Irak arşivlerinden çıkan bir haritayı gösterdi. Haritada yer alan Kürdistan'ı işaret eden Zozani, 1683 tarihli ikinci bir haritayı daha gösterdi. Zozani, bu haritaları çerçeveletip Kürdistan'ı inkar etmeye kalkışan MHP'li Yusuf Halaçoğlu'na göndereceğini söyledi. Şemseddin Samî’nin Kamus’ül-Â’lâm kitabındaki 'Kürdistan' maddesini okuyan Zozani, 'Kürdistan'ı inkara kalkışanların özür dilemesi gerektiğini kaydetti.

 HABER MERKEZİ




Çözüm dili olmalı

Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı bütçesi üzerine söz alan BDP Amed Milletvekili Nursel Aydoğan, 3 yaşındaki kurumun, öncelikle kuruluş amaçlarını yeniden tanımlaması gerektiğini söyledi.

"Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı gerçekten sonuç almak istiyorsa Türkiye’de Kürt sorunu vardır ve bu sorun Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran temel iki halktan biri olan Kürt halkının cumhuriyetin kuruluşuyla birlikte dil, kimlik ve öz yönetim hakkının gasbedilmesiyle ortaya çıkan bir sorundur diyebilmelidir" diyen Aydoğan, PKK'yi de Kürt sorununun nedeni değil, sonucu olarak görebilmesi gerektiğini söyledi.

Türkiye'nin imza attığı Birleşmiş Milletler gibi uluslararası sözleşmelerde de belirtildiği üzere kimliği, dili inkar edilen bir halkın isyan etme hakkının varlığını anımsatan Aydoğan, şöyle devam etti: "Biz, gerçekleri Türkiye halkına anlatmanın zorluğunu ve bu anlamda da Sayın Beşir Atalay’ın işinin hiç de kolay olmadığını biliyoruz. Ama Müsteşarlık kuruluşunun üç yılını geride bırakırken, Kürt sorunu ve çözümü noktasında belli bir aşamaya da gelinmişken kullanılan bu problemli dilden vazgeçilmelidir, çünkü bu dil çözümü zorlaştıran bir dildir, süreci sıkıntıya sokan bir dildir. Dil, çözüm dili olmalıdır; dil, barış dili olmalıdır."
Çözümü zamana yaymanın, ertelemenin, ötelemenin tam da barışı istemeyen güçlerin hareket alanını genişletip umutlarını artıracağını savunan Aydoğan, "Bu alanı daraltacak ve umutları kıracak tek şey de hızlı hareket etmektir. Bu nedenle, sürecin yürütücü aktörlerinden biri olarak Sayın Beşir Atalay, İmralı’da bir yıldan beri Sayın Öcalan ile sürdürülen diyalog sürecinden müzakere sürecine geçilebilmesi için barış ve çözüm sürecinin yasal dayanaklarını oluşturacak gerekli yasal düzenlemeleri Meclis'in gündemine en kısa zamanda getirmelidir. Yasal dayanakları oluşturacak yasalar kadar, süreci izleyecek ulusal ve uluslararası bir gözlemci heyetinin oluşturulması ve kamuoyunun kaygılarının giderilmesi için gazeteci ve akademisyen heyetinin İmralı’ya gitmesi gereklidir" diye konuştu.
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı tarafından hazırlanan paketin yetersizliğine dikkat çeken Aydoğan, şunları söyledi: "Seçim barajının düşürülmesini içermeyen, ana dilde eğitim hakkının bir hak olduğunu kabul etmeyen, köye dönüşleri sağlamayan, koruculuğu kaldırmayan paketler oyalama paketleridir. Bu oyalama politikasından hızla vazgeçmek ve yeni anayasanın yapımı, cezaevlerinin boşaltılması, silahlı güçlerin demokratik siyasal yaşama katılımı gibi çözümü direkt etkileyen konularda esaslı beklentileri karşılayan bir çalışmanın mutlaka yapılması gereklidir."
Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığı'nın operasyonel bir faaliyeti bulunmamasına rağmen 2014 yılı bütçesinin 20 milyon 944 bin TL ve örtülü ödenek aktarımı olduğunu vurgulayan Aydoğan, her iki bütçenin de barışa ve çözüme hizmet eden işlerde kullanılmasını diledi.

Dora: Gasptan vazgeçin

Vakıflar Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerinde BDP Grubu adına söz alan Mardin Milletvekili Erol Dora, çıkarılan yasalar ve uygulanan ayrımcı politikaların, gayrimüslim azınlıkların Lozan Antlaşması’nda öngörülen eşit vatandaşlık konumuna ve pozitif haklarına aykırı kısıtlamalar getirdiğini hatırlattı. Merkeziyetçi, dinsel ve etnik farklılıklar karşısında homojenleştirici bir ulus devlet modeli dayatılmasının azınlık cemaat vakıflarının idamesini çok zorlaştıran koşullar getirdiğin kaydeden Dora, "Öte yandan, devlet, bu vakıfların mülkiyet sorununu bir insan hakları ve vatandaşlık meselesi değil, bir milli güvenlik ve dış politika sorunu ve dinsel bir hoşgörü meselesi olarak algılamaya devam etmektedir" dedi.
1974 tarihli Yargıtay kararıyla cemaat vakıflarının yeni mal edinmeleri engellendiği gibi, peş peşe açılan davalar neticesinde Ermeni, Rum, Süryani, Keldani ve Musevilere ait yüzlerce taşınmaza el konulduğunu anımsatan Dora, AB süreci AİHM davalarının etkisiyle 2003, 2008 ve 2011 yıllarında azınlık vakıflarıyla ilgili olarak düzenlemelerin yapıldığını, ancak bu düzenlemelerin vakıflar meselesini kapsayacak çözümler üretemediğini belirtti. Dora, iki örnekle zorbalığı izah etti:
*  İskenderun Süryani Katolik Vakfı mazbutaya alınmış ve bu vakfa ait kilise binası yıllarca müstehcen filmlerin gösterildiği bir sinema olarak kullandırılmıştır. AKP döneminde bu vakfa ait yapılar restore edilmiş, restore edilen yapı sadece kilise binası kısmıyla sınırlı olmak üzere kiralama usulüyle İstanbul Süryani Katolik Vakfı’nın kullanımına bırakılmıştır. Ancak restore edilen yapı içerisinde yer alan dükkanlar ve diğer taşınmazlar vakfın kullanımına bırakılmamıştır.
* İskenderun Rum Ortodoks Kilisesi’nin vakfına ait olduğu halde el konulmuş bulunan dükkan ve diğer taşınmazlar cemaatin tasarrufuna bırakılmamıştır. Cemaate ait olan bir ibadethaneye önce el konulması, ardından da o cemaate kira karşılığında kullandırılması uygulamasını kamuoyunun ve insanlığın takdirine bırakıyorum.

Taşınmazlardaki gasp sürüyor

El konulmuş yüzlerce taşınmazın iadesi için azınlık vakıflarınca müracaat edilmesine rağmen bunlardan çok azının iade edildiğini, müracaatların çok büyük bir kısmınin ise reddedildiğini aktaran Erol Dora, "Ret gerekçeleri,  Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 1’inci Protokolü’nde yer alan mülkiyet hakkına, evrensel hukuka ve Lozan Antlaşması’nın lafzına ve ruhuna aykırılık teşkil etmektedir" diye konuştu. Tuzla Ermeni Yetimhanesi, Mardin'deki Patrikhane binası ve Edirne Sinagogu'nu örnek gösteren Dora,  beklentilerini şöyle ifade etti: "1912’den başlamak üzere 1936 beyannamesinde kayıtlı olup olmamasına bakılmaksızın gayrimüslim cemaat vakıflarının ellerinden alınmış bulunan ve mazbutaya alınmış vakıflar da dahil olmak üzere hiçbir şart ileri sürmeden ilgili cemaatlere iadesidir."

Cemevlerine statü konusu

Heybeliada Ruhban Okulu'nun yeniden eğitime başlamasına halen izin verilmediğini hatırlatarak, bu ayıptan kurutulunmasını isteyen Dora,  
Alevilere ait bazı vakıf mülklerine de el konulduğuna dikkat çekti: "Hala cemevlerinin yasal bir statüye kavuşturulmamış olmasını da büyük bir hukuksuzluk ve ayrımcılık olarak görmekteyiz ve bu durum, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 9’uncu maddesinin yani düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ile 14’üncü maddesindeki ayrımcılık yasağını açıkça ihlal etmektedir."

Birtane: Kürt düşmanlığı yapılıyor
Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ve bağlı Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk Kültür Merkezi'nin 2014 yılı bütçeleri hakkında BDP Grubu adına söz alan Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, bu tekçi zihniyetin ürünü; inkar ve asimilasyon politikalarının resmi kurumların miadı doldurduğunu söyledi.
Türk Dil ve Tarih Yüksek Kurumu'nun adının Anadolu ve Mezopotamya Diller ve Tarih Kurumu olarak değişmesi ve işlevinin de buna uygun olması önerilerini tekrarlayan Birtane, Türk Tarih Kurumu'nun da misyon ve vizyonunun değişmesini istedi.
Hal Kürdistan tartışmasının yaşanmasında bu kurumların ve eğitim sisteminin etkisinin yadsınamayacağını belirten Birtane, şöyle devam etti: "Kürtler de Kürdistan da vardır. Kürdistan’ın Türk devletinde kalan kısmına 'Bakûrê Kurdistanê', Irak’ta kalan kısmına 'Başûrê Kurdistanê', Suriye’de kalan kısmına 'Rojavayê Kurdistanê', İran’da kalan kısmına 'Rojhilatê Kurdistanê' denir. Kürtler katliamlardan geçirildi yok edilemedi, Kürdistan da tutanaklardan silinmekle yok olmayacaktır."
Kürdistan adına tahammülsüzlüğün, açıkça Kürt düşmanlığı ve faşizan bir tutum olduğunu ifade eden Birtane, Türk Hükümeti'nin Kürtçe ile ilgili uygulamasına dikkat çekti: "Türkçe dışındaki diğer dillerle ancak özel liselerde, üstelik de 9’uncu sınıfta, sadece matematik ve fen alanı derslerinde öğrenimin dayatılması pedagojik anlamda dil öğrenme metodolojisini hiçe saymıştır. 9’uncu sınıfa kadar resmi ideoloji/egemen dille bütün derslerin eğitimini alan bir çocuk matematik ve fen alanı dersleri ile ana dilini nasıl öğrenecektir? Bu bir halka hakarettir; onu küçümsemek, yok saymaktır."

Zenderlioğlu: Kürtçe istihdam

BDP Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu,  dil kurumları üzerinde örgütlenen tekçi devlet anlayışınin, geçerliliğinin kalmadığını belirterek, Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu'nun aynı zamanda kültür düşmanlığı yaptığını söyledi. Cumhuriyet tarihinde Kürdistan ile ilgili hazırlanan Kürt raporları doğrultusunda, Kürt halkına ait birçok ezgi, şarkı, şiirin Türkçeye çevrilerek, Türk kültürü olarak sunulduğunu ifade eden Zenderlioğlu, "Meclis kürsüsünde İngilizce konuşmak serbest, ama Kürtçe 'Bilinmeyen bir dil' olarak zabıtlara geçmektedir.
Bundan böyle önerimizdir, Kürtçe bilen bir stenografın buraya atanması, daha doğrusu resmi kurumlarda bundan böyle Kürtçe bilenlerin istihdam edilmesi talebimizdir" dedi.
Meclis'in kaç günden beri Türk sopasıyla Kürtleri terbiye etmeye çalışarak, “Kürdistan var mı yok mu?” tartışmasını açtığına işaret eden Zenderlioğlu, şöyle devam etti: "Ben bir Kürdüm, Kürdistanlıyım, coğrafyam açık. Orta Asya’dan geldiğinizi kendiniz söylüyorsunuz. Bu boş tartışmaları bırakın."
BDP olarak, eğitimde Türkçe dışında dilleri yasaklayan Anayasa’nın 42’nci maddesiyle vatandaşlığı düzenleyen Anayasa’nın 66’ncı maddesinin hemen değiştirilmesini talep ettiklerini kaydeden Zenderlioğlu, şöyle sürdürdü: "Üniversitede Anadolu ve Mezopotamya’da konuşulan tüm dillerle ilgili bölümlerin açılmasını talep ediyoruz. Yerel ve ulusal kanallarda Kürtçe ve diğer dillerde yayın yapmayı öneriyoruz. Okullarda Kürtçe eğitim verilmesi gerekiyor… Bir Türk hangi haklara haizse bir Kürt de o haklara haiz olacak."