Sakine Cansız’ın ve arkadaşlarının kalleşce katledilmesi üzerine yazılacak ve söyleyecek o kadar çok şey var ki. Bunu tüm yönleriyle yazmak ve anlatmak da bizim için çok zor. Eksik ve kısmı yazmak da insanda istek bırakmıyor. Hele yakından tanıdığın ve hayatı bir şiir gibi olan Sakine gibi biri ise.

Türk devletinin yönetim geleneği hep çok kanlı ve devlet için toplumları, bireyleri feda etme üzerine yürümüştür. Demirel bir zamanlar “sözkonusu olan vatansa herşey teferuattır” demişti. Bu gelenek Türkiye’de hep Gladio ve Ergenekon, Jitem tarzı kanlı katliamcı ve işkenceci yapıları üretmiştir. Türkiye’nin aydınlarını, muhaliflerini ve Kürtleri öldürmekten çekinmemişlerdir.
Sakine gibi devrimci öncü bir kadının Paris’te çok vahşice ve profesyonelce katledilmesi doğal olarak ilk Türk Gladiosunu akla getiriyor. Onunu dışında gelip Avrupa’nın göbeğinde Kürtleri böyle hedefleyecek başka bir güç akla gelmiyor. PKK’nin savaş ve çatışma içinde olduğu bir güç de yok. Bu yüzden Türk devletinin ve hükümete bağlı basının daha ilk anda PKK’nin iç çatışması vb. demeleri de örtbas etme ve hedef saptırma çabası dışında bir anlama gelmez. Eğer Fransız yetkililer olayı örtbas etmez ve dosyayı raflara kaldırmazsa bu cinayet bir biçimde açığa çıkacaktır. Beklentimiz ve çağrımız Fransız yetkililerin onların yasalarını ve değerlerini de hedef alan bu vahşi cinayeti ve meydan okumayı açığa çıkarmalarıdır.
Olayın hedefleri ve yapılacak analizlerden çok Sakine’nin kişiliği ve duruşu hakkında bir şeyler yazmaktı niyetim. Ama elim bir türlü varmıyor. Bazı ölümler insanlara hiç mi hiç yakışmıyor. Böyle bir ölüm hiç Sakine’ye göre değildi. O zindanlarda en karanlık ve en zor zamanlarda direnişi ve militan tutumuyla dik durdu. Ölüme meydan okudu. Yıllarca dağlarda her türlü zorluğa karşı savaştı. Yaşamını halkının ve kadın kimliğinin özgürlüğü için adadı. Bundan ne yakındı ne de herhangi bir yılgınlığa ve bezginliğe yol verdi.
Sakine her ortamda kendi kimliği ve duruşuyla kendisini gösteren ve kabul ettiren bir hayat militanıydı. Onun militanlığı sadece savaş ve direnişle ilgili değildi. O hayatın tümünü bir değişim ve mücadele alanı olarak görürdü. Bunun için herkese ve her geriliğe karşı durmaktan sakınmayan birisiydi. Kendi özgünlüğü ve duruşuyla kendisini arkadaşlarına da kabul ettirmişti. Sakine dendi mi, önce yüzümüzde tatlı bir gülümseme belirir sonra konuşulacaklar gelirdi.
Herkese ve her güce karşı durma gücü gösteren Sakine inanılmaz bir sevgi ve sıcak bir yüreğe de sahipti. Zindanlar, dağlar acımasız yıllar onun bu özelliğini hiç mi hiç etkileyememişti. İnanılmaz bir arkadaşlık sevgisi ve bağlılığı vardı. Seninle tartışır, kavga eder ama hemen senin için kendisini ölüme de atabilirdi. Özellikle önderliğe olağanüstü bir güven ve bağlılık içindeydi.
Bütün bu düşmeler kalkmalar ve sert mücadele koşullarına rağmen Sakine asaletinden ve duruluğundan hiç bir şey kaybetmedi. Bir insan ruhunu ve iç dünyasını ancak bu kadar kendi üstünde taşıyabilirdi. İçi dışı bir diye tarif edilen türünün en iyi örneğiydi.
35 yılı aşkın mücadele yaşamı içinde PKK militanlığı ve onun temsilinin kaygısını taşımanın yanında kadın kimliğinin temsilini de yapmaya ve bunu olabildiği gibi iyi yapmaya çalıştı.
Kürdistanlı kadınlar çok büyük bir öncü militanını kaybetti. Sakine’nin boşluğu kolay doldurulamayacaktır. Bu hareket kendisini üretir. Daha güçlü katılımlarla hareket daha da büyüyecektir. Ama Sakine’nin yeri yine kolay doldurulamayacaktır. Nasıl ki, Kemal Pir, Mazlum Doğan ve M. Hayri Durmuş’un yeri kolay doldurulamadıysa Sakine’nin de öyle olacaktır.
Sakine yaşamı ve pratiği her zaman açık ve şeffaf olan bir öncüydü. Bu açıdan hakkında yeterince bilgi ve belge vardır. Onu seven ve değişik alanlarda birlikte çalıştığı arkadaşları onu değişik yönleriyle anlatacaklardır. Sakine unutulacak insanlardan değildir. Hepimizin can yoldaşı ve arkadaşlık ruhunun en iyi temsilcilerindendi. Bu anlamda hepimizi ruhumuzdan vurdular. Onu yaşatmak ve hesabını sormak, mücadelesini doğru sahiplenmek hepimizin boyun borcudur.
Fidan Doğan ve Leyla Şaylemez’i kısa bir iki cümle ile nasıl anlatırım diye kıvranıyorum. Onlara değinmeden olmaz. Çok gençtiler. Avrupa’da istedikleri gibi yaşayabilirlerdi. Ama yüreklerinin sesini dinlediler. Jenosit altında olan halklarının sesine ses kattılar. Bilgi birikimlerine ve yeteneklerine göre kendilerini çalışmalara kattılar. İçten bir katlımın sahibi ve yeni neslin en seçkin örnekleriydiler.
Yüzleri güleç yürekleri sıcaktılar. Kürdistanlı kadınların özgürlük arayışlarını temsil ediyorlardı.
Sakine, Kürdistan’ın ve insani erdemlerin yüceliklerinde seyrediyordu. Ruhumuzdan ve mücadelemizden bir parçaydı. Büyük bir yol göstericiydi. Gökyüzümüzdem bir yıldız kaydı. Bizlere düşen onlara layık olmaktır.