Varlığını Ankara iktidarlarına borçlu olan Türk basını hiç bir dönem bu denli pespayeleşmemişti. Elbette bundan da ötesi vardır böyle bir yapının. Hürriyet Gazetesi’nde 24 Ekim günü yayınlanan İsmail Saymaz imzalı "İşte herkesin aradığı ByLock” başlıklı röportaj AKP yandaşı korucu kalem erbabını pek öfkelendirdi. Saymaz röportajında binlerce kişinin tutuklanmasına gerekçe edilen ByLock yazılımının "FETÖcülerin” olduğunu ispat etmek için merdiven altı gazeteciliğin de en ucuz malzemelerini kullanıyor. Ama yine de AKP yandaşlarına yaranamıyor. Havuz medyası Saymaz’ı "FETÖ”ye hizmet etmekle itham ediyor.

Aslında haksız da sayılmazlar. Daha kendileri doymadan birilerinin pastaya ortak olması can sıkıcı olmalı. Nitekim aynı kadrolar 15 Temmuz sonrası Kısıklı ve diğer birçok meydanda toplanan "demokrasi nöbetlerine” katılan kimi isimler için de benzer bir tepki göstermişlerdi. Orada da "dün biz bu dava için kendimizi paralarken siz neredeydiniz. Siz başka iktidarlardan nemalanıyordunuz. Sıra bizde” diyorlardı.

Ayrıca Saymaz’ın özgüvenini yitirmiş ifadeleri pastalarına ortak olduğu çevreleri daha da cesaretlendiriyor olmalı. Zira Saymaz’ın röportajda kullanılan Brooklyn Köprüsü fonunda haber kaynağının arkası dönük fotoğrafını izah çabası manidar bir durum. Saymaz’ın, "Kendisi Türkiye’ye gelmediği için 16 Ekim Pazar günü New York’ta buluştuk. Görüşme sırasında New York temsilcimiz Razi Canikligil de hazır bulundu. Röportaj Brooklyn’de bir kafede gerçekleştirildi. Görüşmenin Amerika’da yapıldığını kanıtlamak için Brooklyn Köprüsü önünde fotoğraf çektirdik” sözleri derin bir güvensizliğin engellenemez dışa vurumu.  

Saymaz haberini ByLock yazılımını yapan "Tilki” lakaplı kişinin Gülen Cemaati’nden olduğunu ispat üzerine kurmuş. Kaynağı da "Tilki”nin ByLock yazılımındaki finansörü David Keynes adındaki Türk asıllı ABD vatandaşı. 

Oysa haberciliğe ucundan kıyısından dokunmuş herkesin farkına varabileceği gibi Saymaz’ın röportajında asıl haber telefonuna indirdiği için binlerce kişinin gözaltına alınıp tutuklandığı ByLock’un 15 Temmuz’dan çok önce devre dışı kaldığıdır. Ancak Saymaz kötü bir yol deneyip bu gerçeği röportajın dibine en görünmez yere gömmeyi tercih etmiş. Haberin flaşında bu ifade yok. Bu konuda röportajda Saymaz’ın ağzından şu bölüm yer alıyor, "Türkiye’dekilerin (kullanıcıların) yüzde 90’ının cemaatçi olduğunu ve ByLock’un cemaatin haberleşme aracına dönüştüğünü kabul ediyor. Fakat Ocak 2016’dan itibaren ByLock’un kullanım dışı olduğunu, o tarih sonrasında ve darbede kullanılmadığını iddia ediyor.” 

Haberi "Sistemin Cemaat tarafından kullanıldığını kabul ediyor ancak 2016 Ocak’ında kapandığını iddia ediyor” ifadesi ile vermek de habercilik dilinde bir algı yönetimi oyunudur. Saymaz’ın duymak istediği "ByLock’u FETÖcülerin kullandığı” görüşü muhatabı tarafından kabul edilirken, Saymaz’ın da inanmak istemediği ByLock’un 2016 Ocak ayında kapatıldığı muhatabının "iddiası” olarak değersizleştiriliyor.

Saymaz ByLock yazılımını yaptığını iddia ettiği "Tilki’yi” yakalarken en az onun kadar kurnaz davranıyor. Ama hakkını da yememek lazım hepten koymamazlık etmemiş. Ancak iyi de saklayamamış. 

AKP’nin cengaverleri Saymaz’ı "FETÖ”yü meşrulaştırmak ve aklamakla suçluyor kısaca. Ama kimse yukarda vurguladığımız "ByLock”un 2016 başında devre dışı kaldığı bu nedenle 15 Temmuz’da kullanılamayacağı iddiasını dillendirmiyor. Onlar da Saymaz’a yüklenirken bu "iddiayı” Saymaz gibi görmek istemiyor. Aksi yönde tek bir belge sunmuyorlar. Binlerce kişinin tutuklanmasına binlercesinin gözaltında işkencelerden geçmesine sebep olan yazılım 15 Temmuz’dan çok önce kapanmış. Oysa AKP hukuku tüm iddianamelerinde bu yazılımın darbe girişiminde aktif olarak kullanıldığı üzerine kurulu. Saymaz Erdoğan iktidarına yaranmak yerine bu yazılımın darbe girişiminden çok önce kapatıldığı iddiası üzerinde dursa belki bir çok davanın seyrini değiştirecek gerçek bir gazetecilik yapmış olacaktı. O biat etmeyi seçti. 

Eğer bu iddia yani ByLock’un 2016 Ocak ayından bu yana kapalı olduğu doğru ise önümüzdeki dönemde özellikle AİHM’de açılacak davalarda yüksek mahkemenin kararlarında belirleyici bir delil olarak kullanılacak.

İşte tam bu noktada Erdoğan kaptanlığındaki gemiye binerek pastaya ortak olma salvolarında Saymaz’dan daha kıdemli Ahmet Hakan devreye giriyor. 29 Ekim tarihli "Bütün dertleri İsmail Saymaz” başlıklı yazısında Hakan önce, "Aynı minval üzere giden yüzlerce gazeteciniz var, bırakın İsmail Saymaz da azıcık farklı bir minval üzere gitsin.” diyerek bizzat Erdoğan’a "biz de sizin yanınızdayız” mesajı vererek yelkenlerinin ne denli inik olduğunu bir kez daha gösteriyor. 

Ardından da, "FETÖ ile mücadele eden aslan gibi gazetecileriniz var, bırakın İsmail Saymaz da kendi usulünce mücadele etsin.” diyerek "en az sizinkiler kadar FETÖ ile mücadele ediyoruz etmek istiyoruz” diyor. 

Hakan bu ifadelerle AKP’nin yamyamlarından da aman diliyor hem kendisi hem de Saymaz için. Aslında "bırakın biz de biraz nemalanalım yağma hasanın böreğinden” demek istiyor. Ancak nafile yamyamlar "bir önceki dönem yediklerinize sayın bizim pastayı küçültmeyin” de ısrarlı.

Oysa AKP hukuku Saymaz’dan ziyadesi ile yararlanıyor. Saymaz’ın 25 Ekim’de yayınlanan röportajının hemen ardından 26 Ekim’de İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'nın 9 Eylül Üniversitesi'ne yönelik yürüttüğü "FETÖ” soruşturmasında, Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, operasyona başlıyor.

İzmir merkezli 12 ilde yapılan operasyonda, 30 kişi gözaltına alınıyor. Sanıkların cemaat yapılanmasının üyeliğinin yanı sıra, 'ByLock'u kullandıkları iddia ediliyor. 2016 Ocak’ında kapandığı söylenen ByLock hala tutuklama gerekçesi olarak kullanılıyor, İsmail Saymaz’ın da katkılarıyla.