
Kürtlerin belki de tarihte ilk defa bu kadar bilinçli, örgütlü, öz güç ve irade sahibi; muhteşem bir ulusal demokratik devrim halinde olduğunu söyleyen KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, Kürtler varlığını korumak ve özgürlüğünü sağlamak için iki temel şeyi yapmak zorunda olduğunu anlattı: “Bunlardan biri; her yerde ve her zaman sürekli bir mücadele ve direniş içinde olmaktır. İkincisi ise mutlaka siyasal ve toplumsal birliğini en güçlü bir biçimde sağlamaktır. Kürtler ilkini büyük oranda başarmış durumdadırlar. Ancak ikincisinin zayıflığı Kürtlerin özgürlük mücadelesini de zayıf düşürmekte ve tehlikelere açık kapı bırakmaktadır. Mutlaka bu kapıyı kapatmak, ulusal birliği sağlamak gerekiyor. Tarih Kürtlere bunu emrediyor: ‘Birliğini kur ve özgürlüğünü sağla’ diyor. Tarihin bu büyük emrine herkes uymalıdır.”
KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Besê Hozat, ANF’nin sorularını yanıtladı. İki gündür ANF’de yayınlanan geniş ve kapsamlı söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek okuyucularımızla paylaşıyoruz:
Fiili faşist diktatörlük var
Türkiye fiili olarak faşist diktatörlükle yönetiliyor. OHAL bu faşist diktatörlüğü kurumsallaştırmanın, hukuksal çerçeveye oturtmanın sürecidir. Bu sürecin rahat işlemesinin önünde tek engel Kürtler ve demokrasi güçleridir. Bunun için faşist AKP-MHP ittifakı devletin tüm imkânlarıyla Kürtlere ve demokrasi güçlerine saldırıyor. Saldırırken hiçbir değer tanımıyor.
1925-38 arası süreci
Türkiye tıpkı 1915-1938 yılları arası süreci yaşıyor. Kürtlere karşı korkunç bir soykırım planı uygulanıyor. Kürtlerin soykırımı ve demokrasi güçlerinin tasfiyesi üzerinden tek adama dayalı faşist ırkçı ve dinci, kadın düşmanı bir ulus devlet sistemi-rejimi yeniden dizayn ediliyor. Faşist AKP-MHP-Ergenekon bloku, bu dizayn sürecini tamamlayana kadar OHAL sürecini uzatmak istiyorlar. HDP’ye saldırıları, eşbaşkanların ve vekillerin tutuklanması, belediyelere kayyum atamaları, özgür-demokratik basını ve sivil toplum kurumlarını kapatmaları, gazeteci, yazar ve akademisyenleri tutuklamaları, idam tartışmaları bu dizayn sürecinin birer parçasıdır. Karşılarında tek bir muhalif ve aykırı ses bırakmak istemiyorlar.
Bu ittifakın kuruluş amacı
AKP-MHP-Ergenekon ittifakı bir plan temelinde kuruldu. Bu plan Kürdistan’da Kürt soykırımını, Türkiye’de demokrasi güçlerinin tasfiyesini ve komşu ülkelerin işgalini amaçlıyor. Bu sıradan ve hemen geçici bir ittifak değildir. İkinci bir Lozan yaratarak faşist diktatörlüğe dayalı yayılmacı ırkçı, ulus devletçi bir rejim kurmayı öngörüyor.
MHP kendi varlığını Kürt inkârı ve imhası üzerine dayandırmış. Bu amaçla kurulmuş ırkçı bir partidir. Kürt düşmanlığı ile mayalanmış bir felsefeye sahiptir. Şu anda AKP’nin aldığı biçim de budur. AKP, ikinci bir MHP’dir. İkisinin birliğinin ortak noktası Kürt düşmanlığıdır. Amaç el ele vererek Kürtlerin tüm kazanımlarını ortadan kaldırmaktır. Bu ırkçı ikiz parti, siyasi, fiziki, ekonomik ve kültürel olarak Kürtleri soykırımdan geçirmek istiyorlar.
Derin bir sistem krizi var
Türkiye aynı zamanda çok derin bir sistem krizi yaşıyor. Tarihinin en büyük siyasi, ekonomik ve sosyal krizi ile boğuşuyor. Bu ırkçı faşist ittifakın kendi içinde ciddi kırılma noktaları da vardır. Soykırımcı ve yayılmacı siyaset, ortak noktaları ve uzlaştıkları payda olsa da tek başına Türkiye’yi yönetme hevesleri her an AKP-Cemaat ittifakında olduğu gibi birbirine düşmeye de müsait bir zemin sunmaktadır.
Hatırlanırsa Fetullah AKP’ye desteğini açıklarken “Kürtlerin kökünü kurutmak lazım” diyordu. Şimdi Bahçeli’nin söylediği gibi… AKP, Cemaat ile ittifak geliştirerek devleti ele geçirdi, MHP ve Ergenekon ile ittifak geliştirerek de rejimi değiştirmek istiyor. Bu faşist ittifakların geçmişi ne ise bugünü ve geleceği de kesinlikle aynıdır. Aynı yolda düzülen kervan aynı yere çıkar. Sonuç; AKP ve MHP’nin iktidar çatışmasına dönüşür ve netice ikisinin de yıkımı olur.
Kürtlerin kökü derindedir, kurumaz
İktidar ve çıkar hesabı peşinde koşan bu tür kirli ittifakların ömrü Kürtlerin kökünü kurutmaya yetmez. Kürtlerin kökü tarihin çok derinliklerindedir. Kürtler insanlık ağacının ana damarıdır. Ortadoğu’nun öz su kaynaklarıdır. Demokrasi, özgürlük ve eşitliğin, halklarla kardeşçe bir arada yaşamanın en soylu temsilcileridir. Kürtlerde temsilini bulan bu demokratik direnişçi gelenek faşist AKP-MHP ittifakıyla bırakalım yıkılmayı, sarsılmaz bile. AKP-MHP faşist ittifakı, çok büyük yanılacaktır.
Bu sessizlikten korksunlar
AKP-MHP faşizminin yarattığı bu derin sessizlik büyük bir öfkeyi de büyütüyor. Bu sessizlik AKP-MHP faşizminin korkması gereken bir sessizliktir. Bu sessizlik bir teslimiyet değil, kabaran öfkenin, bilenen isyan ruhunun patlamaya yakın zamanlarıdır. Özgürlüğün tadını almış bir toplum kara faşizme, Dehakların zulmüne uzun süre katlanamaz. AKP’nin algı operasyonları da bu hakikati saptıramaz. Bölgede üçüncü büyük bir dünya savaşı yaşanıyor. Kavganın ta orta yerinde yer alıyor Kürtler…
Güney’i işgal planı
AKP-MHP faşizmini bir araya getiren temel nedenlerden biri de Güney’e dönük yeni bir işgal planıdır. Türk devleti, 1998’de başlattığı işgali, daha kapsamlı bir işgal harekâtı ile kalıcı hale getirmeyi ve Güney Kürdistan’ı tamamen ele geçirmeyi amaçlıyor.
Güney Kürdistan da soykırım planının bir parçasıdır. Bu plan Güney Kürdistan’da Kürtler arası bir iç savaşla uygulanmak isteniyor. AKP-MHP faşist bloku Güney Kürdistan’da Kürtleri birbiriyle savaştırmak istiyor. Kürtler arası bir iç savaşla tamamen Kürt birliğinin önüne geçerek Kürtlerin mevcut kazanımlarını da iç savaşla tasfiye ederek Güney Kürdistan’ı ele geçirmek istiyor. Bunun için şu anda bütün çabası gerilla ile pêşmergeyi çatıştırma temelindedir. AKP-MHP faşist ittifakı Kürtler arası savaşı bütün Kürdistan’a yayarak ve Kürtleri birbirine kırdırtarak kendisinin ifadesiyle bu Kürt belasından ilelebet kurtulmaya çalışıyor. Bu planını uygulamak için Güney Kürdistan yönetimini oyuna getirmeye, taktik politikalar geliştirerek onları aldatmaya uğraşıyor.
Türk ırkçılığının geleneği
Tarihte Türk ırkçı zihniyetin bir kesim Kürt’ü aldatması ve kendi halkına karşı kullanması bir gelenektir. Bu gerici gelenekten cesaret alarak AKP-MHP ırkçı-faşist ittifakı Güney Kürdistan yönetimini de oyuna getirmeye çalışıyor.
Kürtler bu oyuna gelmez
Kürtler ve Güney Kürdistan yönetimi AKP-MHP faşist ittifakının kirli oyunlarına gelmeyeceklerdir. Birbirinin kanını akıtarak sömürgeciyi güçlendirmezler. Kürtler sömürgecinin bu kirli oyununu köklü bir biçimde bozmak zorundadır. O da tabii ki Kürtlerin stratejik ulusal birliğiyle mümkündür.
Kürtlerin muhteşem fırsatı
Kürtler açısından altın değerinde bir tarihsel süreç yaşanıyor. Kürtler, tarihte belki de ilk defa bu kadar bilinçlidir, örgütlüdür, öz güç ve irade sahibidir. Kürtler arasında ulusal bilinç ve dayanışma, birlik olmanın ihtiyacı hiçbir zaman bu kadar derinden hissedilmemiş ve yaşanmamıştır. Bu muhteşem bir ulusal demokratik devrim halidir. Kürtler bu toplumsal devrimi siyasal ulusal birliğini sağlayarak taçlandırabilirlerse özgür Kürdistan’ın yanı sıra Ortadoğu’nun demokratik devrimini gerçekleştiren halk olmanın onurunu da yaşayacaklardır.
Bölgede yaşanan 3. Dünya savaşı tarihe yeni bir biçim verecek. Bu savaş sürecinde bölge sistemi yeni bir şekil alacak. Mücadele eden, birliğini güçlendiren her halk ve toplumsal kimlik bu sistem içinde hak ettiği yeri alacak, yaşananları seyretmekle yetinen ve parçalı kalan güçler ise kaybedecektir. Bu gerçeklik içinde Kürtlerin durumu kendileri ve bölge halkları açısından kader tayin edicidir.
Kürtler ne yapmalı?
Kürtler varlığını korumak ve özgürlüğünü sağlamak için iki temel şeyi yapmak zorundadır:
* Her yerde ve her zaman sürekli bir mücadele ve direniş içinde olmaktır.
* Mutlaka siyasal ve toplumsal birliğini en güçlü bir biçimde sağlamaktır.
Zayıf ayak güçlendirilmeli
Kürtler ilkini büyük oranda başarmış durumdadırlar. Ancak ikincisini yani siyasal birliğini yeterince sağlayamamışlardır. Bu ayağın zayıflığı Kürtlerin özgürlük mücadelesini de zayıf düşürmekte ve tehlikelere açık kapı bırakmaktadır. Mutlaka bu kapıyı kapatmak, ulusal birliği sağlamak gerekiyor. Tarih Kürtlere bunu emrediyor: ‘Birliğini kur ve özgürlüğünü sağla’ diyor. Tarihin bu büyük emrine herkes uymalıdır.
Halkın özlemlerine cevap
Kürtlerin siyasi örgütleri bir araya gelmeli, bu kader tayin edici süreci kapsamlı tartışmalı ve stratejik birliğini sağlayarak güvenle geleceğe yürümelidir. Biz her türlü çabayı ve fedakarlığı geliştirmeye hazırız. Bu süreçte birçok Kürt örgütü, partisi ve kurumu ile çeşitli düzeylerde görüşmelerimiz ve tartışmalarımız oldu. Benzer çabaların her siyasi örgüt ve parti tarafından geliştirilmesi ve ortak bir anlayışa dönüşmesi oldukça önemlidir. Ulusal birliği sağlama konusunda ulaştığımız sonuçları bu günlerde kamuoyu ile paylaşacağız. İnanıyoruz ki; bu açıklamamız halkımızın özlemlerine cevap olacak, herkesten gerekli ve hak ettiği desteği bulacaktır.
Neden PKK yenilmez?
Erdoğan, varlığını PKK’nin tasfiyesine bağlamış. Yatıp kalkıp PKK’yi şöyle yok edeceğiz, böyle yok edeceğiz, şu kadar zamanda yok edeceğiz, bu kadar zamanda yok edeceğiz deyip duruyor.
PKK dev bir çınardır. PKK sadece 40 yıllık bir parti değil, binlerce yılın özgürlük, demokrasi ve direniş geleneğine dayanan, halklaşan, toplumsallaşan ve sistemleşen bir düşence ve yaşam biçimidir. PKK halktır, insanlığın geçmişi, bugünü ve geleceğidir. Hakikattir PKK.
Faşizm ve zulüm arttıkça PKK güçlenir. Çünkü PKK zalimin zulmüne uğrayanların sesidir, yüreğidir ve beynidir. Zulüm görenlerin barınağıdır, savunma hattıdır. Zulüm ne kadar şiddetli ve büyükse PKK de bir o kadar büyüyor ve çoğalıyor. PKK insanlık onurunu temsil eden bir harekettir. Faşizm karşısında bu onur mücadelesi daha çok güçleniyor ve bileniyor.
PKK’ye ömür biçenler aslında o ömrü kendilerine biçiyorlar farkında değiller.
Kuralsız ve sınırsız bir savaş yürütüyorlar ama sonuç alamıyorlarlar, alamazlar. Onların silahları, kirli ittifakları ve ilişkileri, PKK’nin toplumsal, siyasi ve askeri aklını yenmeye yetmez.
PKK, Kürdistani olduğu kadar bölgesel, bölgesel olduğu kadar evrensel bir güçtür. PKK’yi dağlardaki gerilla sayısı ile ele almak, şu kadar öldürürsek sonuç alırız demek kadar ahmakça bir düşünce biçimi olamaz. PKK, insanlığın özgür aklı ve yüreğidir. Hayata özgürce akan, tazeliğini sürekli koruyan bir bakıştır PKK…
Aklı olan, aklını PKK’nin çıkış gerekçeleri üzerinde yorar, derinliğine PKK gerçeğini kavramaya çalışır. Bundan uzak her tutum PKK’yi değil, kendisini bitirir, PKK’yi ise güçlendirir.
Rojava kursaklarında kalacak
Türk devleti Minbic ve Bab saldırısıyla iki şeyi amaçlıyor:
* Efrin ve Kobanê kantonlarının birleşmesini engellemeye çalışıyor. Bunu başarırsa ardından Minbic’i alarak Efrîn’den başlamak üzere Rojava kantonlarını ortadan kaldırmaya çalışacaktır.
* Suriye’de geniş bir alanı işgal ederek, hegemonyasını ve nüfuz alanını genişletmek istiyor. DAİŞ, El Nusra ve Ehrar El Şam gibi kendisinin bizzat beslediği ve kesintisiz destek sunduğu bu çete oluşumlarını, kurulacak yeni Suriye rejiminin ve sisteminin hâkim gücü haline getirmek istiyor.
AKP-MHP rejiminin karakteri dinci ve ırkçıdır. Dolayısıyla iç ve dış politikası da tamamen dinci ve ırkçı bir politikadır. Suriye’de savaşın bu noktaya gelmesinde diktatör Erdoğan’ın ve faşist AKP’nin rolü birinci derecededir.
Uluslararası güçlerin yanlışı
Başını Amerika’nın çektiği Uluslararası Koalisyon’un ve Rusya’nın Cerablus ve Bab politikası da eleştirilmesi gereken bir konudur. Türkiye’nin Cerablus-Suriye işgalinden Amerika ve Rusya sorumludur. Bu iki gücün onayıyla Türkiye, Cerablus’a ve bugün Bab’a, Mınbic’e kadar gelebildi. Suriye sorunu Türkiye’nin yayılmacı politikasına onay verilerek ve bu politika desteklenerek çözülmez. Türkiye’nin dahil olduğu her sorun büyük bir kaos ve krize dönüşür. Suriye’de gerçek demokratik çözüm ancak Türkiye bu işin dışında tutularak geliştirilebilir. Türkiye’yi bir sopa gibi Rojava ve Suriye halklarına karşı kullanmak siyasi bir çözüme hizmet etmez.
Kürtler ve Suriye halkları Türk işgaline karşı kendisini savunacak ve savaşacaktır. Türk işgaline karşı savaşmak dünyanın en meşru savunma savaşıdır. Bu anlamda Minbiç Askeri Meclisi’nin ve halkının Türk işgaline karşı geliştirdiği direniş kutsaldır.
AKP-MHP faşizminin Rojava ve Suriye işgal emelleri kursaklarında kalacaktır. Özgür-özerk Rojava’nın, demokratik federal Suriye Cumhuriyeti’nin önüne geçemeyeceklerdir. Bundan kimsenin kuşkusu olmasın. AKP faşizmi geçen yıllarda yaşandığı gibi Suriye’de tükürdüğünü tekrar yalayacaktır.
Türkiye Batı’ya mahkumdur
Avrupa Konseyine üye, Avrupa Birliğine aday ve NATO üyesi Türkiye, bağlı olduğunu söylediği uluslararası sözleşmeleri bir tarafa atarak Avrupa’ya; ‘Ya faşizmimi destekleyeceksin ya da ben senden koparım, Şanghay beşlisine girerim, mültecilere de sınırları açarım’ diyerek meydan okudu. Avrupa Parlamentosu Erdoğan’ın bu şantajına fazla gelmedi, bir uyarı niteliğinde Türkiye ile müzakere sürecini geçici olarak dondurmayı kararlaştırdı. Avrupa açısından bu önemli bir tutumdu. Avrupa tutum alınca Erdoğan konuşmalarına ayar vermeye başladı. AB Türkiye’nin şantajlarına, faşist ve soykırım uygulamalarına karşı demokratik değerleri esas alarak tutarlı bir tavır ve politika geliştirirse, Türkiye kendisine çeki düzen vermek zorunda kalacaktır.
Dikkat edilirse şantajcı Erdoğan herkese kabadayılık yaparak istediği sonucu alacağını düşünüyor. Mülteci şantajıyla da Avrupa’yı kendilerine mecbur bırakacaklarının hesabını yapıyorlar. Ama bunlar boş hesaplardır. Yüksek perdeden konuşarak Türkiye’de yaşanan siyasi, ekonomik ve toplumsal krizin ve kaosun üstünü örtmeye çalışıyor. İç politikası gibi Türkiye’nin dış politikasında da hiçbir ilke ve etik yoktur. Bu politika kaybetmeye mahkûm bir politikadır.
Erdoğan’ın ‘Şanghay beşlisine gireriz’ söylemi Avrupa’ya karşı bir şantajdır. Tıpkı mülteci meselesinde olduğu gibi bunu da Avrupa’ya karşı bir şantaj olarak kullanıyor. İyi biliyoruz ki; Avrupa, Türkiye’yi Avrupa Konseyi’nden ve NATO’dan atsa da Türkiye çıkmaz, kalmak için direnir. Çünkü çıkarsa batacağını çok iyi bilir. Türkiye bir NATO ülkesidir. Çıkması durumunda ne tür bir bedel ödeyeceğini iyi biliyor.
PKK listeden çıkarılırsa
Bu konuda esas nokta Kürt sorunudur, yani Türkiye’nin demokratikleşme sorunudur. Avrupa ülkeleri Brüksel mahkemesinin aldığı örnek kararda olduğu gibi daha da ilerisine giderek, PKK’yi “terör örgütleri listesi”nden çıkarırsa, bu Avrupa’nın Türkiye ve Kürt politikasında köklü bir değişikliği gündeme getirecek, Türkiye’de demokratikleşmenin önünü açacaktır.
Mülteci sorunu Rojava’da çözülür
Avrupa’nın bugüne kadar mülteci şantajına rehin kalması gerçekten son derece manasız bir durumdur. Hâlbuki mülteci sorunu çok rahatlıkla çözülebilir bir sorundur. Geçmiş süreçte Rojava yönetimi mülteci sorununun çözümü konusunda bazı açıklamalar ve çağrılar yaptı. Bu çağrılar oldukça anlamlıydı. Mülteci sorununu “Suriye içinde çözebiliriz” diyorlardı. Gelinen aşamada QSD’nin denetiminde güvenlikli geniş bir saha mevcuttur. Türkiye’ye göçen ve şu anda Türkiye’de kalan mülteciler, Kuzey Suriye’de QSD tarafından kurtarılmış bu özgür alanlara yerleştirilebilir. Mültecilerin yerleştirildiği bu alanlar BM’nin güvencesi altına alınabilir, BM sahip çıkabilir. Avrupa ülkelerinin mülteciler için Türkiye’ye verdiği paralar BM kontrolünde buradaki mültecilere verilebilir. Halkın güvenliğini ise QSD sağlayabilir. QSD’nin o gücü ve yeteneği vardır.
Avrupa’yı rehin olmaktan kurtaracak bu sorun, faşist Erdoğan’ın elinde silah olmaktan çıkarmalıdır. Bunun köklü çözümü de Suriye içinde mümkündür. Türkiye’ye göç eden halk zaten Suriye halkıdır. İmkân sunulursa ve geri dönüş yolu açılırsa tek bir kişi bile Türkiye’de kalmaz ve Suriye’ye geri döner. Bu biçimde Erdoğan’ın şantajlarına da son verilmiş olur. Avrupa da rahat nefes alır.
HABER MERKEZİ