
Türkiye’de sistem içi güçlerin çatışmasının yarattığı bir kriz yaşanıyor. Eski hegemonik iktidar yerine yenisi kurulmak istenirken, sistem güçleri arasında bir çatışma gelişmiştir. Dolayısıyla iç ve dış dengelere göre yeni bir iktidar oluşturulamadı. AKP bu ihtiyaca cevap veremedi. En önemlisi de başta Kürt halkı olmak üzere Türkiye halkları Türkiye’de yeni bir hegemonik iktidar değil, demokratik Türkiye istiyor.
Şu andaki sistem içi çatışma ve devlet krizi AKP ile Fethullahçılar arasındaki kavga olarak ortaya çıktı. Fethullahçılar özellikle 12 Eylül’den bu yana kazandığı mevzileri AKP iktidarında daha da güçlendirmişlerdir. Bu gücü ABD tarafından da desteklenerek, yeni hegemonyada kendi ağırlıklarının olmasını istemişler ve harekete geçmişlerdir. CHP’nin de yeni hegemonya içinde var olmak istemesiyle birlikte AKP iktidarının aşılma süreci başlamıştır. AKP’nin tek çıkış yolu köklü demokratikleşmeydi; bu temelde demokratik bir ülkede herhangi bir siyasi güç olmayı kabul etmesiydi. Yani kendi hegemonyasını kurmaktan vazgeçmesiydi. Böyle bir zihniyeti ve kapasitesi de olmadığından, AKP Hükümetinin 12 yıllık yeni hegemonyaya sahip olma serüveni sonuna gelmiş bulunmaktadır.
AKP Hükümetinin çok fazla direnmesi zordur. Çünkü AKP’ye fazla direnme gücü verecek bir şey kalmamıştır. Milli irade ve halktan söz etse de, bu millet ve halkın AKP’yi destekleyecek bir nedenleri kalmamıştır. Yolsuzluk, yoksulluk ve yasakları kaldıracağım diyen AKP, bugün yolsuzluk ve yasakların sembolü haline gelmiştir. Yolsuzluğu da giderememiş, sadece yandaşlarını palazlandırmıştır. Yandaşlarının çok fazla palazlandığı ortaya çıkınca son dayanaklarını da kaybetmiştir. Biri yer biri bakar, kıyamet bundan koparmış. Şimdi de AKP için kıyamet zamanı gelmiştir.
Türkiye tarihinde AKP kadar kendine düşman yaratan başka bir iktidar olmamıştır. Özellikle Başbakan’ın üslubu sürekli düşman yaratan bir üsluptur. Tabii bu üslup kendisine göre uygulamalar ortaya çıkarıyordu. AKP demokrasi söylemi ve yolsuzluklara son verme iddiasıyla iktidar oldu. Ancak demokratikleşme bekleyen tüm toplumsal kesimleri hayal kırıklığına uğrattığı gibi, yolsuzluklara son verme iddiası da tamamıyla fos çıktı. Dolayısıyla herkesi düşman ve hoşnutsuz yapan bir iktidarı ayakta tutmak zordur.
Kürtler bu hükümete çok şans tanıdılar. Ama AKP tek devlet, tek millet, tek vatan ve tek bayrakta ısrar etti. Adım atma yerine askeri ve siyasi operasyonlar ya da oyalama ile Kürt Hareketini tasfiye edip kültürel soykırımcı sömürgeciliği sürdürmek istedi. Kürtler üzerinde devlet terörü uygulayan bir hükümet haline geldi. Kürt sorununun çözümünde adım atmadığı gibi, Kürtlerin yüz yıllık mücadelesini tasfiye etmek istemesi tabii Kürtlerde büyük bir öfke yaratmaktadır. Kendisini uzun süre destekleyen, ‘yetmez ama evet’ diyen aydın ve yazarların çoğunluğu şimdi AKP karşıtı hale gelmiştir. Çünkü basın üzerinde o kadar hoyratça bir baskı kurmuştur ki, tarafsız, hatta AKP’ye yakın çevreler bile bu kadar olmaz demişlerdir. Hasan Cemal gibi birisi AKP’ye öfkeliyse, bu öfkeyi yaratan AKP Hükümeti ve Başbakan’dır. AKP’nin politikaları ve Başbakan’ın politikası ve üslubu kesinlikle kendi yandaşları dışındaki herkesi öfkelendirip tepkilendirmiştir.
AKP gidicidir, ama sadece AKP’nin gitmesiyle mevcut kriz aşılamaz. Bir hegemon gitsin, başka bir hegemon gelsin diye beklenemez. Çünkü kriz zaten bir hegemonun yerine başka bir hegemonun hakim kılınmak istendiği bir sistem kurma çabası yüzünden çıkmıştır. Toplumun tepkisi esas olarak bunadır. Bu açıdan şu andaki temel görev, AKP giderse yerine ne konulacağının tartışılması, hazırlıkların buna göre yapılmasıdır.
AKP gitmeli, yerine demokratik bir alternatif ortaya çıkarılmalıdır. AKP giderken başka bir hegemonyanın kuyruğuna takılmak tarihi bir hata ve gaflet olur. Türkiye artık CHP ve Fethullahçılar gibi yeni bir hegemonik güce bırakılamaz. AKP’nin gidici olması Türkiye tarihi ve demokrasi güçleri için çok tarihî bir fırsat ortaya çıkarmış bulunmaktadır. Hemen bir demokrasi ittifakı ve demokrasi programı ile sürece müdahale edilmelidir. Çünkü toplumda demokratikleşme özlemi ve Kürt sorununun çözüm beklentisi çok güçlüdür.
HDP’nin siyasal partiler yasası demokratikleşsin, seçim barajı kalksın, genel seçime gidilsin önerisi bu sürece uygun bir öneridir. Ama bu öneri yetmez. Demokrasi güçleri bir araya gelip hemen bir demokrasi programı ortaya koymalıdır. Böylece yeni bir hegemonik iktidarın önüne geçilmiş olur. Nasıl ki 1905 Şubat Devrimi ve krizinde Lenin Nisan Tezlerini ortaya atarak bu ortamda inisiyatif almış ve toplumsal güçleri etrafına toplamışsa, şimdi de kuşkusuz günümüz Türkiye koşullarına göre farklı olan, ama Türkiye’nin tüm demokratikleşme sorunlarına çözüm bulan bir demokrasi programına ihtiyaç vardır. Bu program başta Kürtler ve Aleviler olmak üzere çok geniş toplumsal kesimleri etrafına toplayabilmelidir. Tabii bu, kültürel demokratik İslam perspektifiyle İslam inancına sahip büyük toplumsal kesimlerin inanç özgürlüğünü de sağlayan bir program olmalıdır. Tam düşünce ve örgütlenme özgürlüğüyle emekçi ve sol güçlerin örgütlenmesi önündeki tüm engellerin kaldırılması gerekir. Bu çerçevede basın özgürlüğü de bu programın esaslarından olur. Yargının yürütmenin etkisinden çıkması ve derin güçlerin kontrolüne girmemesi için tüm tedbirleri alan bir yargı reformu da bu programın temelinde olur. Çünkü yargı dün olduğu gibi bugün de hep bazı derin güçlerin kontrolünde hareket etmiştir. Böyle bir demokrasi programıyla tarih sahnesine çıkıldığında hiçbir siyasi güç hegemonyasını kuracak bir konum yakalayamaz.
Özcesi şu anda en temel görev ve çalışma, tüm demokrasi güçlerinin içinde olduğu bir demokrasi hareketi yaratabilmektir. Böylece Türkiye yeni hegemonya peşinde koşan güçlerin tasallutundan kurtulur.