Bu hükümet artık iflah olur mu bilmem? Hiç sanmıyorum. Ağızlarından ırkçılığı, inkarı, ölümleri düşürmeyen mevcut AKP Hükümeti, Erdoğan başkanlığında sürdürülen savaş hükümetidir artık, hatta devletidir.
Dilinden ‘savaş’ kelimesini düşürmeyen, her seferinde “daha çok kan” diyen Erdoğan neredeyse Hitler’in ruhuna rahmet okutacak hale geldi.
Tekçi, militarist zihniyet, tek din, tek dil, tek millet nidasıyla darbe üstüne darbe yapıyor. 15 Temmuz sonrası yaşananlar da bunun tezahürüdür. Bu toplum darbe ile darbecilerle, darbeyi bahane edip darbe üstüne darbe yapanlarla hesaplaşmadıkça yeni darbeler yemeye mahkumdur.
Bugün yaşananların 12 Eylül askeri darbesinden ne farkı var? Hatta aşan bir durum var ortada. 12 Eylül askeri darbesiyle bu ülkenin en güzelleri zindanlara tıkıldı, en yüreklileri sokak ortasında katledildi, aydınları, sanatçıları işten atıldı, sendikalar, dernekler kapatıldı, üniversiteler bilim yuvası olmaktan çıktı, ülke karanlığa gömüldü.
Bugün de tek adam rejimiyle ülke dipsiz bir kuyuya dönüştü. Delinin biri kuyuya taş atıyor, 40 akıllı bir araya gelip çıkaramıyor.
Hesaplaşılmıyor ve hesaplaşılmadıkça da ülke gittikçe batağa saplanıyor. Ülkenin geldiği hal, hal değil. Meclis işlevsiz. Meclis’te alınan kararlar daha sonra Karar Hükmünde Kararname (KHK) adı altında iptal ediliyor. Askerin yetkisi arttıkça ortaya JÖH, PÖH adı altında ne olduğu belli olmayan yapılar çıkıyor ve bunlar da başta Kürdistan’da olmak üzere katliam makinesi gibi çalışıyorlar.
AKP yanına CHP ve MHP’yi de alarak HDP’yi devre dışı bırakıyor. Ortaya karışık Kürt düşmanlığı, üzerine de sos niyetine anti demokratik milliyetçi bir salata konuluyor. Şefin mutfağında sadece bunlar var.
Kurulan savaş hükümeti, kendi ülkesinde yaşayan halkların eşit yaşayacağı, demokratik bir zeminde oluşturulacak barış yerine aksine “barış” diyenleri öldürüyor, tutukluyor. Hızını alamıyor Suriye’ye savaş ilan ediyor. Yav ne işiniz var sizin Suriye’de?
Yarın bir gün Kürdistan belediyelerine, HDP milletvekillerine, Alevilere, kadınlara, akademisyenlere, gazetecilere, sendikalara, öğrencilere, toplumun tüm kesimlerine hatta CHP’ye yönelik saldırılar daha da artmaya başlayacak.
Bu ülkede eşitlik isteyenlerin, demokrasi, barış talepleri olanların sayısı hiç azımsanacak gibi değil. Biz çok fazlayız. Tek sorunumuz güçlü bir şekilde, tek vücut olup bir araya gelememek. Dünyada birlikte yaşamanın tek anahtarı barıştır. Barışın dini, dili, ırkı, rengi, cinsiyeti, kültür ve medeniyeti olmaz. Barış herkes için gerekli bir durumdur. Barış insan varlığını korur ve geliştirir.
Hepimiz biliyoruz ki, savaş bireylerin, toplumların ruhsal hayatlarında çöküntüye sebep oluyor, toplumda yıllarca izleri silinmeyen derin yaralar açıyor, hiçbir toplum bunu hak etmez.
“Çözüm yok” diyen bir hükümetin çözüm isteyenler için bir geçerliliği var mı? Çözüm, çözümü isteyenlerle olur. “Milletim idam istiyor, TBMM idamı getirsin, ben hemen onaylarım” diyen bir adamın vicdanına karşı birkaç kişinin direnmesinin bir karşılığı olabilir mi? Bunun karşılığı milyonlar ayağa kalkarsa olur.
Ve biz de milyonlarız…