
Kürtlerin 30 yıllık kazanımlarını hedefleyen siyasi soykırım operasyonları kapsamında rehin alınan Kürt siyasetçiler arasında yer alan Amed Milletvekili Hatip Dicle, 4,5 yıllık esaretin ardından serbest bırakıldı. Dicle, güçlerini, haklılıklarından ve halktan aldıklarını belirterek, “Geldiğimiz noktada Ortadoğu çapında Kürtler artık görünmez, dikkate alınmaz bir güç olmaktan çıkarak saygın olmaya, hakları görülmeye başlandı. Kazanan mazlumlar, kaybedenler hep zalimler olmuştur” dedi.
Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde geçirdiği yaklaşık 4,5 yıllık tutsaklık sürecinin ardından önceki tahliye olan DEP eski Milletvekili Hatip Dicle, BDP Amed İl Örgütü binasında basın toplantısı düzenledi. Çok sayıda basın mensubunun yanı sıra Dicle’nin açıklama yapacağını duyan çok sayıda yurttaş da il binasına gelerek geçmiş olsun dileklerinde bulundu. Dicle, bir basın toplantısı yapma niyeti olmadığını belirterek, “Verdiğimiz mesajlar yeterliydi ama basın emekçileri madem hazırlık yapmışlar, kendilerini kırmak istemiyorum. Önce halkımızın kadirşinas tavrına teşekkür ediyorum. Mübarek Ramazan ayının ikinci günü eminim çoğu arkadaş da oruçlu bu nedenle sizleri çok meşgul etmek istemem. Bu nedenle hem gelenlere hem de basın emekçilerine çok teşekkür ediyorum” sözleriyle konuşmasına başladı.
Güçlerini haklılıklarından ve halktan aldıklarının altını çizen Dicle, “Bizim ne büyük sermayemiz halkımız. Başkaları gibi, karun gibi bir zenginliğimiz yok. Halkımızın desteğinden gücümüzü alıyoruz, dayanma gücümüzü de her türlü zulme rağmen oradan alıyoruz” dedi. Uzun yıllardır halka karşı, mücadelesine karşı dürüst olmaya çalıştığını kaydeden Dicle, bunu doğru bir yol olarak kabul ettiklerinden dolayı taviz içinde olmadıklarını söyledi.
Şark Islahat Planı’yla başladı
Kendisinin de içinde bulunduğu Kürt siyasetçilerinin, Kürt halkının siyasi öncülerinin Türkiye Cumhuriyeti kurulduğundan beri “siyasi soykırım” adı verilen operasyonlara tabi tutulduklarına hatırlatan Dicle, “Mesela ilk Şark Islahat Planı ve Şêx Said’le birlikte o dönem Kürt halkının öncülerinin siyasetçilerinin ne büyük zulme uğradığını gerek yazılı tarihte gerekse bizzat büyüklerimizin anlattığı acılı hikayelerden biliyoruz. O zaman Diyarbakır İstiklal Mahkemesi Savcısı Süreyya Bey, ki çoğu savcı ve hakim hukukçu da değildi, atanmış insanlardı. Bu Süreyya Bey, Başbakan İnönü’ye bir mektup yazar. Mektubunda der ki; bu Kürdistan mücadelesini sona erdirmek için Kürdistan’da baş olacak herkesin bir şekilde halledilmesi -siz dar ağaçlarına çekilmeyi anlayın- gerekiyor. Nitekim de öyle olmuş” diye konuştu.
Bugünün (dün) Şêx Said’in idam günü olduğuna dikkat çeken Dicle, hiçbir suçu bulunmayanlara da suçlar yaratıldığını ifade etti.
Siyası soykırımın özü değişmiyor
“Aradan yıllar geçti o ölü toprağına serpilen ya da burada ‘Kürdistan meftundur’ denilen topraklarda insanlar, özgürlükleri için yeniden ayağa kalktılar” diyen Dicle, 90’lı yılarda mücadele edenlerin faili meçhul cinayetlere uğradıklarına işaret ederek, “17 bin insanın tümü siyasi öncülerdi katledildi. Yani yine bir siyasi soykırım operasyonu. Özü değişmiyor aslında. Birinde darağacı, diğerinde kafasına kurşun sıkma” şeklinde konuştu.
2008 yılından itibaren ise bu kez kendilerini ileri demokrasi vaadiyle Kürtlere tanıtan bir iktidar ve koalisyon ortakları tarafından yeni soykırım operasyonu ile cezaevlerine atıldıklarını söyleyen Dicle, “Bu üç dönemde de 1925’lerde de 1990’larda da 2000’lerde de özü değişmiyor. Öncü siyasi güçlerini budamak yok etmek imha etmek” dedi.
Sonuç alınamadı
Yapılan siyasi soykırım operasyonlarından sonuç alınamadığını kaydeden Dicle, “Kürt halkı özgürlüğe sevdalı bir halk olarak yeniden kendini üretti. Boşlukları yeniden üretti. Geldiğimiz noktada Ortadoğu çapında Kürtler artık görünmez dikkate alınmaz bir güç olmaktan çıkarak saygın olmaya hakları görülmeye başlandı. Kazanan mazlumlar, kaybedenler hep zalimler olmuştur” diye konuştu.
30 yılın direngen mücadelesi
Arkadaşları halen cezaevinde olduğu için buruk olduğunu da sözlerine ekleyen Dicle, “Cezaevinden çıkarken buruk çıktık, arkadaşlarımızı bıraktık. Dilerim onlar da kısa sürede çıkar. Barışın mimarı Sayın Öcalan’ın da halkımızın mücadelesiyle en kısa zamanda aramızda olacağına inancım tamdır. Son 30 yılın direngen mücadelesidir bugünü yaratan. Bu nedenle Ortadoğu’da kendi barışımızı yaratmayı umuyorum. Ortadoğu’yu bir dönem cennet diye tanımlanan hüviyetine kavuşturabiliriz. Üç büyük dinin doğduğu bu coğrafyayı barışa kavuşturabiliriz” diye belirtti.
‘Bütün şehitleri anıyorum’
Konuşması arasında mücadele arkadaşı Orhan Doğan’ı da anan Dicle, Doğan’ı şu sözlerle andı: “Bugün sevgili Orhan Doğan’ın da aramızdan ayrılışının yıldönümü. Önderlik onu bir barış demokrasi şehidi olarak değerlendirmişti. 10 yılımız cezaevinde birlikte geçmişti, kendisini saygıyla anıyorum. Onun şahsında bütün şehitlere özgürlük mücadelesinde hayatını kaybeden bütün değerlerin yollarının bizim de yolumuz olduğunu söylemek isterim.”
O tezgahı kuranlar var
Yaptığı konuşma sonrasında gazetecilerin sorularını cevaplandıran Dicle, milletvekilliğinin alınıp Oya Eronat’a verilmesi nedeniyle Eronat’a karşı tavrına ilişkin olarak “Bence bunu değerlendirirken şunu görmek gerekiyor. 2011’de yapılan haksızlık benden ziyade halka yapılandır. Seçmen iradesine yapılan bir müdahaleydi. Buradan hareket edersek ilk günden itibaren Oya hanımın günah keçisi yapılmasını doğru bulmadım. Sonuçta o tezgahı kuran bir parti, güç vardı. Ben öyle değerlendiriyorum” dedi.
Kürtler doğru anlaşılmalı
Çerçeve Yasası’na ilişkin soruya da Dicle şu yanıtı verdi: “Son 6 maddelik Çerçeve Yasası’nı tabi ki olumlu değerlendiriyoruz. Ama bugüne kadar Kürtlerin sütten ağzı çok yandı, yoğurdu da hep üfleyerek yiyorlar. Kürtler bu anlamda doğru anlaşılmalıdır. Çünkü bizler çok karşılaştık bu vaatlerle. Bu nedenle ihtiyatlı konuşuyorum. Umarım hükümet bu diyalog aşamasındaki ağırdan alan olayın çözümünü zamana yayan, günü kurtarmaya çalışan politikalarından tamamen vazgeçer, Ortadoğu’nun da yangınını dikkate alarak Türkiye’yi hep birlikte el ele halkların kardeşliği temelinde bir huzur adasına çevirebiliriz.”
Bisiklet artık durmamalı
Uygulanacak olana demokrasinin de bütün Ortadoğu’ya örnek olabileceğinin altını çizen Dicle, şöyle devam etti: “Bunu yaratırsak on bin yıllık tarihimizin ta o neolitik gelenekten gelen köklere de uygun davranmış oluruz. Bisiklet artık durmamalı. Bundan en çok halklarımız yararlanacak. Bütün inançtan insanlarımız Demokratik İslam Kongresi’nin kararlarında çıktığı gibi bir demokratik uzlaşıyı yaratırlar. Büyük düşünmek zorundayız. Muhataplarımız da üzerine düşeni yaparlarsa hiç olmazsa çocuklarımız daha güzel bir Kürdistan daha özgürlük kokan bir Türkiye’de birlikte yaşarlar.”
Vedat Aydın’a söz verdim
“Siyasete devam edecek misiniz? Cumhurbaşkanlığı adaylığı için isminiz geçiyordu” sorusunu da cevap veren Dicle, “Çok içten söylüyorum kendimi bir siyasetçiden daha fazla dava insanı olarak niteliyorum. Eğer halkımız bunu kabul ederse ben böyle kabul ediyorum. Bunun için mevki makam hedefim olmadı. Asla aday olmadım bugüne kadar. Getirildiğim mevki makamlar arkadaşlarımızın halkımızın önerileriyle olmuştur. Ben yine dava adamlılığına devam edeceğim, bu nefes bende oldukça. Bu bizim şehitlere verdiğimiz sözümüzdür. Vedat Aydın yakın arkadaşımdı. Vedat Aydın şehit olduğunda ben söz verdim kendime onun bayrağını düşürmeyeceğime söz verdim ve bunu asla yapmayacağım. Halkımız çeşitli yerlere layık görebilir böyle bir görevlendirmeyi ama asla benim böyle bir düşüncem ne oldu ne de arzuladım. Bu şehitlere verilen bir sözdür. Bu sözü halkımızın uğrunda sizlerin huzurunda yineliyorum” dedi.
‘Hiçbir şeye hasret değilim’
Cezaevindeyken en çok özlemini duyduğu şeyin ne olduğu sorusunu da yanıtlayan Dicle, “Bir devrimci için en fazla özlem duyulan şey, sizden sonra mücadele devam ediyor mu etmiyor mu? Bizim bıraktığımız yerden boşluğu arkadaşlarımız, halkımız mücadelesiyle doldurdu. Bunun için hiçbir şeye hasret değildim. Eğer o bayrak taşınıyorsa devrimci mutludur” cevabını verdi.
Böyle giderse eyvah halimize
Çözüm sürecinin ilerleyişini de değerlendiren Dicle, “Türkiye’yi yönetenler devlet ve hükümet bazında söylüyorum Ortadoğu’daki durumu doğru tahlil ederek Kürt halkının geldiği aşamayı doğru tahlil ederek kardeşlik temelinde yürüyecekler. Bisikleti hızlandırmak gerekiyor. Bugüne kadar gittiği gibi giderse eyvah halimize” diyerek, siyasi kesimlerle son çerçeve yasasını da dikkate alarak “Onları daha çok teşvik etmek istiyoruz. Eleştirilerimiz yapıcıdır. Kazan kazan politikasına yöneliktir” dedi.
Çözüm istikametinde ne kadar doğru adım atılırsa, Türkiye toplumunun yararına olacağı görüşünü belirten Dicle, “Bir ülkede iç istikrar barış varsa herkes yararlanır. Dilerim aklıselim egemen olur, bugüne kadar halkımızı üzen oyalama politikalarına da son verilir. Bu nedenle muhataplarımızı teşvik ediyoruz” şeklinde konuştu.
Gazetecilerden sonra bir yurttaşın “Rêber Apo, 2015 Newrozu’nda aramızda olabilir mi?” sorusuna Dicle şu yanıtı verdi: “Başkan Apo her zaman şunu söylemiştir. ‘Burada beni tutsak olarak görmeyin özgürüm. Halkımla yüreğim birlikte atıyor.’ Yanlış tanımamışsam Sayın Öcalan’ı, o önce bütün cezaevlerinin boşalmasını ve dağdaki yoldaşlarının demokratik siyasete katılmaları için, dönmeleriyle birlikte Kürt halkının bütün haklarının tanınması için bir demokratik anayasanın olduğu bir Türkiye’ye çıkmak ister, öyle bir Kürdistan’a çıkmak ister. Mücadelede ne kadar kararlı olursak, birliğimizi kurarsak Başkan Apo’nun aramıza katılması o kadar kısa olur.”
Dicle’nin basın açıklaması alkışlarla sona ererken, yurttaşlar Dicle’ye geçmiş olsun dileklerinde bulundu.
DİHA/AMED