• Sanki sömürgeci güç tertemiz de kendisine direnenlerin yarattığı şiddet sorunu var. Devlet, savaş boyunca açık terör estirdi. Süreç başarıya ulaşırsa son bulacak olan devlet terörüdür.

HEVAL TAHA

Sömürgeciler ile sömürülenler arasındaki silahlı savaşın sonlandırılması, çoğu zaman tarafların üzerinde uzlaştığı yazılı bir barış anlaşmasıyla mümkündür. Savaş sürecinde her iki taraf da çok ciddi değişimlere uğrayıp yeni biçimler almıştır. Bu anlaşma, geriye dönüşü önlemenin garantisi niteliğindedir. Frantz Fanon, silahlı mücadelenin sömürülen halk üzerindeki etkisini “Şiddet bireysel düzeyde arındırıcı bir güçtür. Sömürge insanını aşağılık kompleksinden, umutsuzluk ve pasiflikten kurtarır; ona cesaretini ve öz güvenini yeniden kazandırır....Şiddetin aydınlattığı halk bilinci her türlü pasifikasyona isyan eder” şeklinde tarif eder.

Aynı bağlamda PKK tarafından kaleme alınan ve Ocak 1983'te  Weşanên Serxwebûn tarafından yayınlanan “Kürdistan'da Zorun Rolü” de Kürdistan üzerindeki sömürge ve inkar politikalarına ancak zora dayalı bir direnişle karşı durulabileceğini ilan ediyordu. Kürdistan'da yaşanan siyasal dönüşümde bu kitabın yol göstericiliği ve rolü büyüktür. Unutmamak gerekir ki; böyle bir savaş için sömürgecinin bir başka halkın topraklarındaki varlığı yeterli gerekçeyken sömürgecinin uyguladığı terör, meşru savunmanın kaçınılmaz bir nedenidir. Terör, bir devlet aygıtı/politikasıdır. Devletin statükoyu koruma güdüsünü temsil eder. Egemenler tarafından oluşturulan “yasal” bir zemine dayanır, ancak hiçbir meşruiyeti yoktur. Devletin bu terörü karşısında gelişen direniş ise öz savunmadır. Öz savunma, ezilenlerin meşru hakkıdır. 

Muhakkak ki ezilenlerin bu direnişi olmazsa egemen güçler bir çözüm arayışına girmez. Barış, bu yeni durumun sömürülen açısından kazanımlarını, sömürgecinin de kendi sınırlarına çekilmesini tarif edecektir. Böylelikle taraflar barışın sürdürülebilirliği konusunda karşılıklı taahhütte bulunur. Bu taahhütler ele alındıkları döneme, çatışan tarafların kimliklerine göre belli farklılıklar gösterse de ortak başlıklardan biri, barış dilinin egemen kılınarak, tarafların birbirini bu yolla da incitmemesidir.

Kürt Özgürlük Hareketi ile Türk devleti arasındaki çatışmalı durum da MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin ilk çağrısıyla yeni bir sürece girdi. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt Özgürlük Hareketi çok ciddi yapısal değişikliklerle yeni sürecin işlemesi için somut adımlar attı. Buna karşılık yaptığı çağrının bir “devlet politikası” olduğunu her fırsatta dile getiren Devlet Bahçeli başta olmak üzere Türk tarafının konuya yaklaşımı söylem düzeyinin ötesine geçmedi. Kaldı ki bu söylem de günden güne içeriğini kaybetti. Öyle ki devlet sözcüleri tarafından sürekli dillendirilen “Terörsüz Türkiye” söylemi, anlamsızlığı ve içeriksizliğinin yanı sıra derin bir ciddiyetsizliğin temsili halini aldı. Söz konusu sürece ilişkin görüş zikreden irili ufaklı tüm Türk devlet yetkilileri bu söyleme sıkı sıkıya sarılmış durumda. Oysa geçmişte bu devletin en üst düzey “sivil” askeri yetkilileri, en hafifletilmiş haliyle yaşananın “düşük yoğunluklu bir savaş” olduğunu itiraf etti. Yine aynı ağızlar, cumhuriyetin kurulduğundan beri Kürtler üzerinde uygulanan asimilasyonun cumhuriyetin en büyük başarısızlığı olduğunu hayıflanarak dile getirdi. Bir halkı tüm değerlerini yok ederek kendine benzetme çabası içinde olduklarını açıkladılar. Nihayetinde de kaybettiler.

Oysa bugün anlamsızlığı ve içeriksizliği ortada olan bu ısrarı ciddiye alacak olursanız ortada hiçbir hak gaspı, hiçbir işgal yaşanmamış, bir halkın inkarı yokmuş da yersiz bir öfke yüzünden bir savaş çıkmış sanırsınız. Sanki sömürgeci güç tertemiz de kendisine direnenlerin yarattığı bir şiddet var ortada.

Bugün bu savaşın sona ermesi isteniyorsa neden çıkıp açık açık “biz tarihi yanılgımızdan dönmek arzusundayız. Kürt halkı doğuştan gelen kolektif haklarını kullanma konusunda özgür olmalıdır. Bunun yasal zemininin oluşması için biz hazırız” demek yerine hala “terörsüz Türkiye” saçmalığı terennüm ediliyor. Bu ne ciddiyetsizlik. Bu ne samimiyetsizlik.

Savaş bizim topraklarımızda oldu. Devlet bu savaş boyunca bizim topraklarımızda açık bir terör estirdi. Kendi yasalarında dahi karşılığı olmayan paramiliter güçleri bu kirli savaşta tüm acımasızlığıyla kullandı. Açık konuşalım; süreç başarıya ulaşırsa asıl bu devlet terörü son bulacak.