Gerçekten sussak ve sorunu, soruna dair elini taşın altına koyanlara konuşma hakkı versek… Yeteri kadar ayıp ettik, hatalarımızı görsek ve kendimize yeter artık diyebilsek, sussak biraz…
Otuz dört yıl önce çürük çarık elbiseler ve ucu yırtık pabuçlarla, neredeyse hiçbir halk desteği olmadan kırsala, yurdun diğer parçalarına çekilerek mücadele etmeye başlayanlar konuşsalar da, adam gibi dinlesek…
Omuz omuza savaşırken yitirdikleri on binlerce yoldaşının hepsini gömme şansı bulamayanlara, yurdunda hiç değilse bir mezar yeri sahibi olamayanların yoldaşlarına uzatsak mikrofonu da kısa bir süreliğine olsun sussak… Savaştıkları zaman niye savaşıyorsunuz, demokratik yöntemler var, AB var şu var bu var demesek…
Barış dedikleri zaman, niye değerlerimizi heba ediyorsunuz, olur mu şunu da bunu da isteyin demesek, bıraksak gerçekten bu işi muhataplarına…
Şöyle adam gibi geçmişteki kirlerimizden arınsak, özeleştiri denilen mekanizmayı işletsek ve hiç değilse birkaç ay sussak.
Sussak Allah aşkına…
Avrupa’da ya da Türk metropollerinde oturmakta olup da; 30 yıldır o dağ senin bu dağ benim savaşan, ömrü dağlarda ve sığınaklarda geçen insanların çözüm arayışlarına karşın ahkam kesen bizler, gelelim bir araya ve beğenmiyorsak buyurup gidelim, Kürdistan dağlarında yer çok, şehirlerinde kaldırım, yol, meydan çok, gelin gidelim, daha iyisini yapalım...
Ya da susalım ve oturalım artık, ayıptır...
Adamlar kendi yarattıkları değerler ve insan kitlesiyle bazı haklar alabilmek için bir şeyler yapıyorlar...
Bize ne... Biz keyifteyken onlar dağda taşta zindanda ölerek yarattılar bu değerleri...
Onlar halen zindanda ya da dağdalar...
Peki, biz:
Meclisin terör komisyonlarında değme muhbirlere taş çıkarır ifadeler vermekte ya da devletin kanallarının ardına kadar açılmış kapıları ve gazetelerinin sayfalarındayız...
Ajan dediklerimiz on yıllardır tek kişilik hücrelerde...
Peki, biz, biz neredeyiz... Şu dakika onlar nerede ve biz ne yapıyoruz...
Şimdi Gabar’da, Cudi’de, Şemdinli kırsalında, karın boranın altında, elinde kalaşnikofuyla bir kayanın ardında, top, helikopter, uçak ve her türden teknolojik donanımla öldürülme riski altında dolaşan, kızlı erkekli çocuklar susuyorlar da biz beyin ishalli bir avuç kişi konuşuyor da konuşuyoruz…
Şimdi Tıbbın 6. Sınıfından ayrılıp dağa gitmiş doktor çocuk, ayak parmakları donmuş gerillanın parmaklarını kesiyor… Sonra onu sırtında taşıyacak, ulaştırabilirse bir mağaraya bir bombayla ölmeden, hem kendini hem onu kurtaracak…
Peki biz? Biz bir masada, sıcak bir ortamda onlar adına konuşuyoruz utanmadan.Şunu şöyle yapsalar, bunu böyle yapsalar, aman ha şundan bundan taviz vermeseler demekteyiz…
Kuzeyde çektikleri yetmiyormuş gibi şimdilerde bir de Rojava’nın özgürlüğü için bir yandan Esad’ın, bir diğer yandan T.C yanlısı çetelerin saldırılarını göğüsleyen ve halka ekmek yetiştirmek için aç kalanlara akıl vermeyi bırakalım…
Ayda birkaç defa İran hapishanelerinden çıkarılıp orta yerde vinçlerin ucuna asılanlara birazcık olsun saygı gösterelim.
Bunca yıl böylesi bir savaşın içinde ayakta kalan, bunca yıl kesintisiz gazeteler dergiler kitaplar yayınlayan, TV’ler kuran, Avrupalı, Amerikalı emperyalistlerin her türden zulmüne, zindanına göğüs geren ve biz rakı sofralarında, kadınlarımızın koynundayken silahıyla mağaralarda uykusuz sabahlayanlardan elimizi eteğimizi çekelim…
Utanalım ve susalım...
Eğer insansak, aydın, yurtsever vs diyorsak kendimize biraz olsun susalım…
İçimizde devlet niye Öcalan’la görüşüyor diyecek kadar safını belli eden soysuzlar var…
Ayıptır, bırakın Kürt tarihini, insanlık tarihi adına utanç belgesi olacak şeyler üretiyor bazı soydaşlarımız...
Şimdi bizler için susma, konuşma hakkını işin sahiplerine teslim etme ve yüreğimiz yetiyorsa yanlarında durma, yetmiyorsa gölge etmeme zamanıdır, zaten hava iyice soğuk, bari güneşlerini kesmeyelim…
Biz biraz sussak artık diyorum...