Seçim sonuçları sayısal olarak neyi gösterirse göstersin, sadece gerçek toplumsal dinamikler, toplumsal yaşamı yönlendirme, dönüştürme, değiştirme gücüne sahiptirler. Elbette seçimlerde oy oranları iktidarın ve muhalefetlerin resmi olarak belirlenmesi bakımından doğrudan bir öneme sahiptir. Bu nedenle her oyun kullanılması; bu kullanımın geleceğe yönelmiş büyük bir sorumluluk duygusuyla ve bilinçli olarak değerlendirilmesi yani hak ve özgürlükler bağlamında demokrasi kültürüne sahip çıkılması gerekir. Oylar, bu anlamda büyük öneme sahiptir.

Ama günümüz koşullarında ve istisnasız olarak dünyanın bütün ülkelerinde gerçek toplumsal dinamikler ile seçim sonuçlarında ortaya çıkan sayısal varlıkların özdeş tanımlar olmadığı da bir başka gerçekliktir. Burjuva demokrasilerindeki şeffaflık düzeyi ile ters orantılı olarak, bu farklılaşma büyük ya da küçük olabilir. Özellikle demokrasi kültürü (ve şeffaflık) zayıf olan bizim türümüzden ülkelerde, seçim sonuçlarının gerçek toplumsal-siyasal dinamiklerle olan farklılığı çok daha büyüktür. Bu dinamikler her zaman seçimlerin resmi sonuçlarından daha büyük bir öneme sahip olarak ortaya çıkarlar.
Geleceğe de ışık tutabilecek güçlü bir analiz, güncel sayısal verilerden destek alsa da, esas gücünü, tarihin ilerleyen ve gerileyen yönünün doğru gözlemlenebilmesinden, dipten gelen dalgayı doğru tanımlayabilmesinden alır. Sayılar, yaşanan an içerisinden değil, ama tarihsel sürecin bütün evreleri arasındaki değişimin yönünü gösterirse analizlere değer katabilirler.
Şili’de sosyalistleri iktidara taşıyan seçimlerden aklımızda kalan şey oy sonuçları değil, ülkeyi kuşatan emperyalist abluka, büyük ambargo, açlıkla kışkırtılan kitlelerin tencereli tavalı protestoları, ABD destekli TIR şoförlerinin ekonomik üretim ve dağıtımı durdurmaları gibi olaylardır. Seçimler, sayısal olarak sosyalistlerin lehine bir görünüm sergilese de, kısa bir süre sonra, sosyalist Allende’nin intiharına kadar süren Emperyalizm destekli Pinoche Darbesini engelleyemedi. Toplumda var olan gerçek dinamikler, toplumsal dönüşümlerin motoru olmaya devam ettiler.
1982 Anayasası’nın referandumunda ortaya çıkan yüzde 92 destek oyu, bütünüyle ve doğrudan Kenan Evren’in "zaferi" olarak tanımlanamaz. Evren diktatörlüğüne karşı olup da "aman bir an önce ülke bir anayasal yönetime kavuşsun" düşüncesiyle, Evren Anayasası’na "evet" oyu verenler belki de gerçek kabulcülerden daha fazlaydı. Mısır’da "seçimle" gelmiş bir iktidarın darbeyle götürüldüğü bir süreç ise henüz sıcak yaşanmaktadır.
Toplumsal ilişki ve çatışmaları; ölen ve doğmakta olanı doğru gözlemleyebilmek bir analizin bütün gücünü oluşturur.
***
Yazımın başlığını şimdi anlamlandırabilmek belki mümkün olacaktır. Sayısal ifadelerden tamamen bağımsız olarak, biz kesinlikle kazandık dostlarım.
Bir yıldır, barışın, özgürlüğün, ulusçuluğu reddeden çoğulcu katılımcı bir demokrasinin, biricik savunucusu BDP ve HDP oldu.
Bir yıldır, "halkların kardeşliği" anlayışını sıradan bir slogan olmaktan çıkararak bir ahlak ilkesi, bir yaşam felsefesi haline sokan biricik siyasal yöneliş BDP-HDP hattı oldu.
Sadece yöneticilerin değil onların evlatçıklarının da soygun sistemine eklemlendiği bu ülkede, belediye yöneticiliğinde halkın alın terini gasp eden hırsızlığa yolsuzluğa karşı bir emek kalkanı oluşturan idarecilik anlayışı BDP-HDP ve bunların öncüllerinin siyasetleriyle yaşandı.
Kadını toplumsal dinamiğin önderi konumuna çıkaran biricik politik perspektif BDP-HDP ve bunların öncüllerinin ideolojik alt yapısıyla pratikleşti.
Özgürlüğü demokratik özerklikle biçimleyerek toplumsal farklılıkların bütününün kendini yönetme sürecine katılımın sağlayan biricik çoğulcu katılımcı demokrasi anlayışı BDP-HDP ve bunların öncüllerinin siyasal kültürü içinden ete kemiğe büründü.
Yalansız, hilesiz, videosuz, hırsızsız, katilsiz temiz politika ile ilk kez halklar BDP-HDP ve bunların öncülleri ile birlikte tanıştı.
Kırk yıllık tarihsel veriler göstermektedir ki, toplumları insanlığın üst gelişim evrelerine taşımak için ileriye çeken dinamik BDP-HDP ve bunların öncüllerinin temsil ettiği siyasal dinamiktir. Sistem partisi olarak ortaya çıkan iki parti ise (Fethullahıyla birlikte AKP ve geleneksel ırkçı-milliyetçi Kemalist ittifak olarak CHP+MHP+İP+Ulusalcılar) çürümüş, ölmekte olan, tarihsel misyonları çoktan yok olmuş siyasal eğilimlerdir.  
BDP-HDP ve bunların öncüllerine yönelik saldırılardaki acımasızlık bundan dolayıdır.

Biz kazandık dostlarım!
Şimdiden ve bir kez daha kutlu olsun!
Vardık, varız, var olacağız diyebiliyoruz bunca zulümlere rağmen!
Bütün halklar, farklı inanç grupları, ezilenler, ötekileştirilenler, dıştalananlar… Yani mutlulukları sistem egemenlerinin çıkarlarıyla çatışan bütün insanlık bir arada soluksuz yürümeyi öğrendik. Birlikte direnmenin bilincine bir adım daha attık.
Biz kazandık dostlarım!