Ülkemizde zanaatçılık her geçen gün ortadan kayboluyor. Dokuma halılardan, marangozluk ürünlerine, demir, gümüş ve bakır işlemeciliğine kadar kaybolma riskini, bütün zanaat işlerinde görmek mümkün. Cevher değerinde el emeği göz nuru gerektiren ürünler, modern fabrika ürünlerinin kurbanı oluyor. 

Amed’de bakır ustası Hacı Nazır ise icra ettiği zanaatın yaşaması için çaba harcıyor. 

1943 Lice doğumlu Hacı Nazır, 50 yıldır bakır işlemeciliği yapıyor. Tam 50 yıldır, Amed’in Bakırcılar Çarşısı‘nda. Küçük bir satış ve tamir dükkanı ile aile geçindirmeye çalışan Hacı Nazır, mesleğini 5 ya da 6 yaşlarındandan itibaren babasından öğrenmiş. “Ekmek davasıdır” diyen Hacı Nazır, küçük yaşta ve kendi yaşıtları çocuklar ile beraber nasıl ağır yaşam mücadelesi verdiğini anlatıyor. 


Bize kendinizi, ailenizi biraz anlatır mısınız?

Ben bizim evin ikinci küçük oğluydum. Bir küçük erkek kardeşim var. 3 abim var. 5, 6 yaşlarında benim babam bu mesleği bana öğretmeye başladı. Sonra işte 50 yıldır bakırcılık yapıyorum. Amed’in güzellikleri çoktur, gezin görün. Ama zorlukları da çoktur. Hayat zor, geçim zor. Ne diyeyim.


Evli misiniz? Çocuklarınız var mı?

Erê, vardır. Olmaz olur mu? 3 oğlum, 2 kızım var. Hepsi evlenmişler. Ha, bir de anneleri var.


Yani eşin...

He, aynen odur.


Bir şey dikkatimi çekti; az önce iki kadın yanınıza gelmişti, o çiğ köfte tepsisini almak istediler ama vermediniz. Neden?

Bak bu gördüğün tepsinin başka yerdeki fiyatı 130, 140 TL’dir. Ben burada 60’a satıyorum. Onu bile pazarlık yapıyor. Sonunda elimde 2 TL kalıyor. Satman. Niye satayım. Bak o tepsiyi şu hale getirmek için o kadar ter döktüm. O kadar uğraştım. O gelmiş o kadar ucuza vermişim, bana hala pazarlık yapıyor. Zoruma gidiyor. Aha ben de vermedim, vermiyorum.


Anladım. Mesleğiniz değerli, peki değer karşılık buluyor mu?

Kim biliyor değerini. Bak şunlara, bak ha. Her biri el emeğidir. Her biri gözümdür, kulağımdır. Ama benim gibi kaç adam yapıyor bunu daha. Sanmam. Varsa da çok azdır. 


Burada neler var? Bir tepsi olancaya kadar neler yapıyorsunuz?

Kızım, sen eğleniyorsun benimle. Ha ne yapayım, böyle böyle vuruyorum işte.

Kazanlar var, boy boy tepsilerim var, tava var, tencerem var, taslarım var, bakraçım var, testim var, bak orda ibriğim var, sahanım var, bak işte ne görüyorsan burada o var.


Peki bu eşyaların olması için ne yapıyorsun?

Ben böyle vuruyorum diyecem, sen yine aha öyle bakıp duracaksın. Yaw, ne bilem işte. Sıvama nedir bilir misin?


Bilmiyorum. 

Eh o zaman ben sana ne diyem. 


Anlatır mısınız, sıvama nedir?

Şimdi herkesin ayağının altında makina vardır sıvıyor. Biz eksiden tekeri ayağımız ile basa basa, şöyle çevire çevire sıvardık. Bak aha şöyle (Amca sıvama hareketini gösteriyor.)


Bu önünüzdeki tepsiyi kaç günde yaptınız?

Niye? Beğenmedin mi kızım?


Tepsi çok güzel olmuş. Kaç günde böyle güzel tepsi oldu?

Sen de 3, ben diyem dört günümü götürdü. Kalite olsun diye severek yapmak lazım işte. Yoksa hepsi boştur. Değil mi kızım. Ya fabrikadan ruhsuz çıkacak, ya da böyle olacak.


Çok da güzel olmuş, elinize sağlık.

Sen sağol kızım. Başka sorun var mıdır? Yoksa, yeter değil?


El sanatı güzel bir meslektir değil mi?

Biliyorum. Ama bak, bu meslek benle ölecek. 


Öyle demeyin, daha uzun uzun yaşarsınız… 

Niye yaşayayım ki. Ne var yaşayacak? Ölsem iyidir. Ki demesinler süründü, dilendi de öldü. Bak gördün, aha dev tepsiden iki TL kalacak elimde. Ne yapayım. 

Sana iki kızım üç oğlum var dedim ya. Bir oğlum da öldü.


Başınız sağolsun. Nasıl öldü?

(Bir an durdu, durakladı) Sen şimdi bunu Alamanya’da yazıp bizim burada nasıl süründüğümüzü yazacaksın değil mi? Yazma!


Mesleğiniz çok değerlidir. Onu anlatacağım, yazacağım.

Ama yine de başka birşey soracaksan sor, yoksa kalsın.


Bir oğlunuzun öldüğünü söylemiştiniz...

O öldü ama oğlumu vurdular.


Kim vurdu?

Bilmiyoruz. Çok sorduk...cevap çok bekledik... ama cevap vermediler... Bak Belediye elimizden tutuyor, yoksa devlet bizi çoktan buralardan kovmuştu. Gücüm yok ki, karşı durayım. Ama Belediye beni anlıyor. 


Mesleğine sevdalı olanlara ne demek istersiniz? Bir mesajınız var mı?

Vardır. Bak, benim gibi bir kaç adam vardır bu mesleği yapan. Onlar da benim gibi ölecek. Biz ölürsek veya bu meslek ölürse, kim arkamızdan ağlar? Kimse ağlamaz. Plastik almış başını gidiyor.

Bak, bu tepsi insanın ömürünü geçer... Yanmaz, kırılmaz, solmaz, öyle kalır. Ya o plastik?


NİHAL BAYRAM/RIZA AYDOÐDU / AMED