“Geçen cumartesi bu köşede çıkan yazıda, Kızılay Başkanı’nın yurt dışından ithal edilen ve kandan üretilen kimi ilaçların, yurt dışındaki o kan kaynağı insanların domuz eti yemesi sebebiyle ‘helal olmayabileceğini’ söylediğini aktarmıştım.”
Berkan aynı yazıda, Türk tıp bilim tarihine geçecek bir adamdan da söz ediyor:
“Bakın ne diyor Doç. Dr. Alat:
‘‘Kapsüllü ilaçların içerisindeki toz, ilacın kendisi, o da haram kaynaktan olabilir. Araştırmak lazım ama bir de şu var ki kapsülünün kendisi jelatinden üretiliyor. Jelatinin de kaynağı domuz. Sığırdan ürettiğini iddia edenler var ama, onlar da o sığırın nasıl kesildiğini bilmiyor. Bu kapsülü çıkarıp da içsen o zaman da ilacın etkinliği azalır ya da mideye zarar verir. Ben hastalarıma kapsüllü ilaç yazmıyorum. Aynı şekilde film tabletler var. Film kısmında da domuz katkısı var.”
Yine aynı yazıdan öğreniyoruz ki, kalp cerrahisinde insanlara “domuz kalbi kapakçığı” takılıyormuş. Berkan soruyor: “Merak ettim, bir kalp ve damar cerrahı olan Doç. Dr. İlker Alat, kalp kapakçığı arızalı herhangi bir hastayı ameliyat etti mi? Arızalı kapakçığın yerine domuzdan alınma kalp kapakçığı taktı mı?”
Bizans’ın son günlerini hatırlatan bir tuhaflık değil mi bu? O günlerde din adamları meleklerin cinsiyetini tartışıyordu. Bizans’ı Fatih’in “kaydırdığı gemiler” ya da “döktürdüğü toplar” değil, işte bu zavallılık yıktı.
Şimdi gelelim, Kürtlerin nelerle uğraştıklarına…
Federal Kürdistan Başkanı Mesud Barzani, aynı zamanda KCK Başkanı Abdullah Öcalan ve KYB Başkanı Celal Talabani “adına” Kürdistan’ın “dört parçasından” farklı çizgilerdeki tüm Kürt temsilcilerini Hewler’e çağırdı.
Şimdi Kürtler, büyük devletler arasındaki hegemonya kavgasının sonucunda yangın yerine dönen Ortadoğu’yu “kurtaracak” olan büyük bir adım atıyor. “Kürt ulusal birliği” yolundaki bu adım, sanılanın aksine “milliyetçi” bir perspektifle sınırlı değil. Tam tersine…Kimin kafasında ne olursa olsun, bugünkü gerçek şu: Dört parçadaki Kürtler, her bir parçanın bulunduğu devletin çatısı altında demokratik birlikten yana…
Bugünün gerçeği bu…
Ama “kan ürünlerindeki kanın sahibi domuz yemiş olabilir” diyen bir tıp “bilimcisinin” yaşadığı ve Başbakanımı “telekinezi ile öldürecekler” diyen bir “ekonomi Başdanışmanının” Başbakan’a “akıl” verdiği bu ülkede, “şimdilik böyle ama, hepsinin kafasında ilerde, fırsat çıkınca Büyük Kürdistan’ı kurma hevesi var” denilmesinin ardında yatan “aklı” anlamak zor değil.
Ama normal “akıl”, bize şunu diyor: “Eğer bu dört parçanın içinde bulunduğu İran, Irak, Suriye ve Türkiye, demokratik ülkeler haline gelirse, hepsinin içindeki parçalar, bu demokrasi içinde ve o devletin çatısı altında kendini özerk ya da federal bir sistemle yönetirse, bu dört parçanın bulunduğu ülkeler arasındaki sınırlar değişmeden, ama tıpkı AB sınırları gibi fiilen ortadan kalkarsa, bu dört devletin arasında yalnız sermaye değil emek de özgürce dolanırsa, gümrükler sıfırlanırsa, bu, adını ister koyun, ister koymayın, “federal ya da konfederal” muazzam bir birlik demektir…Ya dört ülke demokratik olacak,ya da demokratik olanla dört parça birlik olacak...
Burada bu büyük birlikten çok daha küçük ve dört tarafı düşman Türkiye, düşman İran, düşman Irak ve düşman Suriye ile çevrili bir “Kürt devleti” kurmanın lafı mı olur? Kürdistan büyük bir uygarlığın ismidir ve bugün Hewler’de dört parçanın Kürtlerini toplayan üç lider, Öcalan, Barzani ile Talabani ve Hewler’de toplanan örgütlerin temsilcileri, dört parçayı “sömürgeleştiren” bu dört devletle tarihi bir mücadeleden zaferle çıkmış insanlar. Ne yaptıklarını biliyorlar.
Ortadoğu’nun damarları petrol atıklarıyla tıkandı; bu damarları pompalayan Ortadoğu’nun kalbi büyük bir harabe…Şimdi Hewler’de toplananlar, yarın Kürt Ulusal Konferansı’nda alacakları kararla, ölüm döşeğinde kan revan içindeki Ortadoğu’ya muazzam bir kalp nakli operasyonu yapacaklar… “Dört bölümlü” bu çürümüş kalbi söküp atacak, onun yerine “Kürdistan”ı sağlıklı, yepyeni ve tertemiz bir kalp olarak Ortadoğu’ya nakledecekler…
Kürdistan ya Ortadoğu’nun kalbi olacak ya da Kürdistansız Ortadoğu “kalpsiz ve vicdansız” bir ceset olarak dünyanın “küresel kurt sürüleri” tarafından lime lime edilmeye devam edecek…
“21 Yüzyıl Kürt yüzyılı olacak” sözünü, bir “milliyetçi” palavra olarak değil, biricik halklar arası kardeşlik ve kurtuluş umudu olarak anlamak gerekir.
‘Biz’ Türklerin işleri ve Kürtlerin işleri
Önce “biz” Türklerin neyle uğraştığına bir bakalım. İsmet Berkan “bizim” uğraştığımız işleri yazmış. Okuyalım: