HDP, bütün vekiller için ortak bir siyasi savunma metni hazırladı. Dün kamuoyuyla da paylaşılan metinde, “Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir. Sizden hiç bir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir.”

Dokunulmazlıkların kaldırılmasının ardından HDP Muş Milletvekilleri Ahmet Yıldırım ve Burcu Çelik Özkan, savcılık tarafından ifadeye çağrıldı. HDP’lilerin ifadeye çağırılması durumunda ifade vermeye gidilmeyeceği daha önce açıklanırken, iki milletvekili de savcının bu çağrısına uymayıp ifade vermeye gitmeyecek. HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, “Muş milletvekillerimiz Ahmet Yıldırım ve Burcu Çelik Özkan ifadeye çağrıldı. Ama tabii arkadaşlarımız ifade vermeye gitmeyecek” dedi.

Hakkında dosya bulunan milletvekillerinin dokunulmazlığının kaldırılmasını içeren Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, 20 Mayıs’ta TBMM Genel Kurulu’nda oylanmıştı. Oylamaya katılan 531 milletvekilinden 376’sı kabul oyu kullanırken 140 ret, 5 çekimser, 7 boş, 3 geçersiz oy kullanılmıştı. Cumhurbaşkanı Erdoğan, kanun değişikliğini Meclis’ten geçmesinin üstünden 15 gün geçtikten sonra, 7 Haziran akşamı onaylamıştı. Kanunun Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmesiyle, hakkında 799 fezleke bulunan milletvekilleri için yeni bir süreç başlamıştı. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğü 139 milletvekili hakkında hazırlanan söz konusu 682 fezlekenin tamamını ilgili savcılıklara gönderdi.


İlk çağrı Muş’tan

Savcılara gönderilen fezlekelerle ilgili Halkların Demokratik Partisi (HDP) Muş Milletvekilleri Ahmet Yıldırım ve Burcu Çelik Özkan, savcılığa ifade vermeye çağrıldı. Muş Cumhuriyet Başsavcılığı’nın ifadeye çağırdığı HDP Muş Burcu Çelik Özkan, bugüne kadar yaptıkları açıklamaların ortada olduğunu belirterek, bu sürecin hukuka ve anayasaya aykırı olduğunu belirtti. Özkan, bu düzenlemenin zorlama ve siyasi bir kurnazlıkla tek elden geçirildiğine dikkat çekerek, “İfadeye çağrılmamız, bunun hukuki bir dayanağının olduğu ya da hukuki ilkelere dayanan bir düzenleme olduğu anlamına gelmiyor. Bu sebeple anayasaya aykırılığı açık olan bir düzenleme içinde haksız ve hukuksuz biçimde adeta darbeyle dokunulmazlıkların kaldırılmış olması ve bu sebeple mahkemeye yargıya intikal eden dosyalarımıza ilişkin fezlekelere ilişkin ifadeye gitmeyeceğimizi bugüne kadar hep söyledik. Bugünde aynı noktadayız. Ben Muş’tayım burada olmaya devam edeceğim. Fakat onların davetine asla icabet etmeyeceğim” dedi.

Kendi ayaklarımla asla gitmeyeceğim

İfadeye çağrılan bir diğer milletvekili olan Ahmet Yıldırım ise “Bizim bu konuda ifadeye çağıran Muş Cumhuriyet Başsavcısı’na karşı bir tavrımız yok. Bizim tavrımız anayasaya aykırı işlem yapan siyasi iktidaradır. Biz anayasa aykırı bu tiyatronun bir parçası olmayacağız. Aynı şekilde hukuk ilkelerine bağlı olan savcıların da bunun bir parçası olmamasını gerektiğini ifade ediyoruz” diye konuştu. Yıldırım, kişisel özgürlükten ziyade bu siyasi darbenin bir parçası olmamak için ifadeye gitmeyeceklerini vurguladı. Yıldırım, ifadeye çağrıldığı fezlekelerin içeriğinin “Cumhurbaşkanı ve Muş Valisi’ne hakaret” olduğu bilgisini paylaştı. Yıldırım, “Kendi ayaklarımla ifade vermeye asla gitmeyeceğim. Polis eşliğinde ifadeye götürmeyi ise umarım denemezler” dedi.
HDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş, iki vekile çağrı geldiğini doğrulayarak, daha önceki kararlarına atıfta bulunup ekledi: “Arkadaşlarımız ifade vermeye gitmeyecek.”

Siyasi tutum belgesi hazır

Savcılıklarca dokunulmazlıkların kaldırılması kapsamında ivekiller fadeye çağrılırken, HDP’lilerin bu konudaki ortak savunması da yayımlandı. Tüm milletvekilleri, ortak savunmayla bu değişikliğin demokratik siyaseti tasfiye etmeye dönük olduğunu belirterek, “Sizden hiç bir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir” diyecek.
HDP milletvekillerinin ortak savunması şu şekilde:

7 Haziran’dan sonra darbe

“Partim Halkların Demokratik Partisi (HDP), 7 Haziran 2015 Genel Seçimlerinde 6 milyondan fazla oy alarak ve yüzde 10’luk seçim barajını aşarak 80 milletvekili ile parlamentoya girdi. Demokratik siyaset yoluyla ve sandık iradesiyle AKP’nin tek başına iktidar olmasını ve tek başına anayasa yapmasını engelledi. Ülkede ‘tek adam’ rejimi inşa etmek isteyen ve bunun için her türlü hukuksuzluğu yapmaktan çekinmeyen Recep Tayyip Erdoğan, seçim sonuçlarına saygı duymamış ve koalisyon hükümetleri kurulmasına engel olarak ülkeyi erken seçime götürmüştür. Bu esnada 3 yıla yakın bir süre devam eden çözüm sürecini de kendi işine gelmediği ve oylarını artırmaya yaramadığı için sonlandırmış ve bütün ülkeyi adeta ateşe atarcasına bir çatışma ortamına sürüklemiştir.

Yaşanan çatışma ortamında yurttaşlarımız haklı olarak güvenlik kaygısı ve telaşı içerisine girmişler, bu korku ve şok ortamında yapılan ve eşit/adil olmaktan uzak seçimlerde AKP yeniden tek başına iktidar olmuştur.

Recep Tayyip Erdoğan, 7 Haziran seçim sonuçlarını gördükten sonra büyük bir panik ve telaşla parlamentoyu ve hükümeti yok sayarak, yargıyı önemli ölçüde denetim altına alarak, medyayı tümüyle kendisine bağlayarak ülkede bir darbe gerçekleştirmiştir. Anayasa’yı tanımadığını, fiili olarak rejimi değiştirdiğini hatta Anayasa Mahkemesi’nin kararlarını bile tanımadığını açıkça ifade edecek kadar fütursuzlaşmış ve devlete el koyduğunu açıkça ilan etmiştir.

Suçlarını şimdilik örtbas etmiştir

Başbakanlığı döneminde işlendiği iddia edilen rüşvet, hırsızlık, kara para aklama, İran’a uygulanan uluslararası ambargonun kırılmasına yönelik altın ticaretine bağlı gelişen yasadışı faaliyetler; Suriye’de terörist gruplara yasadışı silah gönderilmesi dâhil birçok ciddi suçlama vardır. Bu soruşturmaları da yargı üzerinde kurduğu baskı ve kontrol sayesinde şimdilik örtbas etmeyi başarmıştır.

Yapamayacağı hiçbir çılgınlık yok

Şimdilik örtbas ettiği bu soruşturmalardan kalıcı olarak kurtulmanın biricik yolunun bütün yetkileri kendisinde toplamak olduğunun farkındadır. Bu uğurda yapamayacağı hiç bir çılgınlığın olmadığı da artık aşikârdır. Ülkeyi kan gölüne çevirip her gün ülkenin dört bir köşesine gönderdiği cenazelerle milliyetçi ve şoven duyguları, ırkçı nefret söylemini kabartmayı başarmış, ‘ülke bölünme tehdidi altındadır’ yalanıyla etrafına biriktirdiği halk yığınları ile kendi kişisel emellerine hizmet edecek şekilde adım adım hedefine doğru ilerlemektedir.

HDP engelini aşmak istiyor

Bu amacına, yani başkanlık adı altında dikta rejimine ulaşabilmesi için önündeki tek engel Halkların Demokratik Partisi’dir. Partimizin 1 Kasım seçimlerinde de barajı aşarak 59 milletvekili ile parlamentoya girmesi, Erdoğan’ın tek başına anayasayı değiştirme çoğunluğuna ulaşmasını bir kez daha engellemiştir. Bu nedenle; olası bir erken veya ara seçim ile birlikte kendisine sadık milletvekillerinden oluşan 367 çoğunluğunu sağlamış bir AKP grubunun oluşması için çabalamaktadır.

Çoğulcu demokrasi ve özerklik
Partimiz HDP, Türkiye’nin çok kültürlü, çok dilli, çok inançlı toplumsal yapısına uygun bir politikayı benimseyerek bünyesinde bütün farklı kimlik ve inançların temsilcilerini barındırmaktadır. Bizler demokrasiye ve birlikte yaşama inanan Türkler, Kürtler, Araplar, Ermeniler, Türkmenler, Süryaniler, Ezidiler, Mıhellemiler ve daha birçok etnik grup olarak bir arada eşit ve adil bir yaşamın mümkün olabileceğine inanıyor ve bunun ancak çoğulcu bir demokrasi, güçlü yerel demokrasi ve özerklikler ile sağlanabileceği düşüncesindeyiz.
Partimiz HDP, kadınların özgürlük ve kurtuluş mücadelesini sahiplenmektedir. Kadınların siyasete eşit katılımını güvence altına alarak, Türkiye’nin şimdiye kadar parlamenter siyasetteki en yüksek kadın temsil oranına kavuşmasını sağlayan partimizdeki kadın vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması Türkiye’deki kadınlara yönelik bir tehdit, kadınların mücadelesine de bir darbedir.

Erdoğan için ideolojik tehdittir
Her türlü şiddete tümüyle karşıyız ve bütün sorunların çözümünde diyalog ve müzakerenin gücüne inanmaktayız. Bu yönüyle HDP, tek adam, tek dil, tek mezhep faşizmini egemen kılmaya çalışan Erdoğan için aynı zamanda ideolojik açıdan da “tehdit” olarak algılanmaktadır.
Bu gerekçelerle partimiz HDP, siyasi hayatına başladığı günden beri Erdoğan’ın hedefi haline gelmiştir. Partimizle her türlü hile ve adaletsizliğe, saldırı ve bombalamalara rağmen seçimlerde baş edemeyince şimdi de dokunulmazlıklarımızın Anayasa’ya ve Meclis İç Tüzüğü’ne aykırı bir şekilde kaldırılmasını sağlayıp bağımsızlığı ve tarafsızlığı açıkça tartışmalı hale gelmiş olan bir kişi olarak yargı önünde bizleri sözde yargılamaya tabi tutmak istemektedir.

Saygısızlığa izin vermem
Bizler seçilmiş halk temsilcileriyiz. Şahsımızı değil bizi seçen seçmen kitlelerini temsil ederiz. Şu anda da yasamanın, Meclis’in dokunulmazlığa sahip bir üyesi, milletvekili sıfatıyla karşınızdayım. Benim temsil ettiğim bu kimliğe ve halkımın iradesine saygısızlık yapılmasına izin vermem mümkün değildir.

Yargı tiyatrosuna figüran olmayacağım
Ben, adil ve tarafsız bir yargı huzurunda hesap vermekten asla çekinmiyorum. Veremeyeceğim hiç bir hesabım da yoktur. Ülkemizde yargının saygınlığı ayaklar altındayken, böylesi bir siyasi yargılamanın öznesi olmayı da asla kabul etmeyeceğim. Şahsınıza ve kişiliğinize yönelik hiç bir tereddüttüm ve saygısızlığım yoktur. Ancak şaibelerle dolu bir siyasi geçmişe sahip olan Erdoğan emretti diye başlatılan bu yargı tiyatrosunda figüran olmayı kabul etmiyorum.

Sorularınıza cevap vermeyeceğim

Soracağınız hiç bir soruya cevap vermeyeceğim, yapacağınız hiç bir yargılama faaliyetinin adil olacağına inancım yoktur. Benim buraya getirilmem bile hukuk dışıdır. Siyasetçilerin siyaset arenasındaki muhatapları siyasetçilerdir, yargı mensupları değildir. Bu anlamda sizler evrensel ve demokratik hukuk ilkelerine ve Türkiye’nin imzalamış olduğu, aynı zamanda bir anayasa hükmü de olan uluslararası anlaşmalara bağlı olması gereken yargı mensupları olarak siyasi oyunların ve tezgâhların parçası olmayı reddetmelisiniz.

Mücadelemize devam edeceğiz

Bizler ülkemizde çoğulcu demokratik bir rejim inşa edilip, barış ve huzur sağlanıncaya kadar siyasi mücadelemize kararlılıkla devam edeceğiz. Toplumsal kutuplaşma ve kamplaşmaya karşı eşit ve birlikte yaşamı, şiddete karşı demokratik siyasi mücadeleyi, tekçiliğe karşı çoğulculuğu, faşizme karşı demokrasiyi, mezhepçi/ırkçı politikalara karşı inanç ve vicdan özgürlüğünü, ayrımcılığa ve nefret söylemine karşı eşitliği ve elbette Kürt halkının halk olmaktan kaynaklı bütün haklarını, Alevi toplumunun eşit yurttaşlık talebini, dini azınlıkların inanç özgürlüklerini, kadınların toplumsal/sosyal/siyasal/ekonomik yaşama eşit katılımını, kapitalist tahribata karşı çevre ve ekolojinin korunmasını, sermayenin kar hırsına karşı emeğin, çalışanların haklarını savunmaya, korumaya devam edeceğiz. Parlamentoda da olsak, cezaevinde de olsak bu düşüncelerimizi savunmaktan ve bunlar uğruna mücadele etmekten bizi alıkoyamayacaksınız.

Köhnemiş bu rejim değişecek
Başkanlık adı altında ülkemize ve halkımıza dayatılan bu faşist düzenden kurtulacağımızdan şüphemiz yoktur. Er ya da geç demokrasi mücadelemiz kazanacaktır. Erdoğan şahsında, köhnemiş bu rejim değişecektir.

Sizden hiç bir talebim ve beklentim yoktur. Siyasi faaliyetlerim nedeniyle ancak beni seçen halkım sorgulayabilir.”

ANKARA