
Bizim çocukları yazmış Saadet Ferhat Dersim. Her biri yürekte bir deprem oğullarımızı ve kızlarımızı, her biri bir cihan parçası canlarımızı yazmış.
4 bin yıllık zamana karşı yarışmış, en kanlı çağında zamanın insanlık adına savaşmış ve tarihin göğsüne bir hançer gibi saplanmış dağ yakışığı kartallarımızı yazmış.
“Bizim Çocuklar” iki cilt olarak yayımlanmış. Kitabı Mezopotamya Yayınları basmış. Raperin Munzur da yayına hazırlamış.
Saadet kitabına ‘Venge Domanê ma’ yani “Bizim Çocuklar” adını vermiş. Çünkü Dersim halkı umutlarını, onurlarını ve yarınlarını temsil eden yüksek ruhlu bu çocukları kendi çocukları gibi görüyor; onlar için, ‘Venge Domanê ma’ diyormuş.
Bizim Çocuklar’ın birinci cildi yazarın gerillaya katıldığı 1987 yılından 1999’a kadar olan 12 yıllık dönemi kapsıyor.
İkinci cildindeyse 1999’da Dersim’de yaşananlar; ‘geri çekilme’ ve ‘güney sahası’ süreçleri yer alıyor.
Kitap 30 yıllık savaşı içeriden bir bakışla yansıtıyor. Okur her satırında kitabın neredeyse bir tutam hüzünle karşılaşıyor.
Yazar kavga selinde yaşananları; soluk soluğa geçip giden yılları bir yorgan gibi adeta okurun üzerine seriyor.
Saadet 1976 yılında Pülümür’ün Ermenilerden kalma bir dağ köyünde dünyaya gelmiş.
Yoksul ve kalabalık ailesi onu okula gönderememiş. Okuma yazmayı gerillada; mücadele içinde öğrenmiş. 11 yaşındayken gerillaya katılmış. Daha doğrusu gerilla onu almış.
Küçük Saadet, Dersim’in dağlarında keçi çobanlığı yaptığı günlerin birinde; 1987 senesinin bir yaz gününde ‘askeri kanunla’ gerillaya alınmış. Çoban Saadet o günden sonra gerilla Saadet olarak dağlarda dolaşmaya başlamış.
Dersim’den Bekaa’ya, Botan’dan Rojava’ya 27 yıl gerillalık yapmış. Hala da yapıyor. Omuzunda sırt çantası, elinde silahı dağdan dağa dolaşmaya devam ediyor.
Saadet’le geçenlerde Kandil’de karşılaştım. Dağın bu renkli simasıyla okurlarımız için bir kısa söyleşi yaptım. Özetleyerek sunuyorum.
Kitap yazma fikri nereden çıktı?
Arkadaşlardan çıktı. Onlar hem ısrar ettiler hem de destek verdiler. Yaşananlar kaybolmasın, yazmalısın dediler. Gerçekten çok şey yaşanmıştı ve bunların yazılması gerekiyordu. Çünkü şöyle ya da böyle bu dağlarda tarihi sen yaratıyorsun ve senin yazman gerekiyor.
Sen yazmadığın zaman başkaları, genelde de egemenler yazıyor. Onlar da kendilerine göre yazıyorlar. Kaldı ki tarihi yaratan temel unsur kadındır, ama kadından söz edilmiyor. Egemen tarih kadına yer vermiyor.
Yine bugün Kürt halkı da Kürt kadını sayesinde tarih sahnesine çıkıyor. Yaratılan ne varsa içinde kadının emeği, özverisi ve kahramanlığı var. Bütün bunları gözönüne alınca diyorsun ki, bu her şeyden önce senin hikayen ve sen yazmalısın.
Yazarken neler hissettin?
Çok zorlandım. Geçmişi tekrar tekrar yaşadım. Arkadaşlarım günlerce rüyalarıma girdiler. Onlara olan özlem, onlara olan bağlılık bir kat daha arttı. Yaşıyor olmanın altında bir kez daha ezildim.
Ben bu kavgada sadece kendimi, ülkemi tanımakla kalmadım. İnsanı; onun sözünü; içindeki o muhteşem cevheri de tanıdım. İnsanın ne olduğunun farkına vardım. Dağda sadece savaş yaşanmıyor; insanla hayat arasında görkemli bir anlam ilişkisi de yaşanıyor.
Ama ne yazık ki bu görkemli insanlar aramızdan çok erken ayrıldılar. Ben de onlardan miras olarak kalan anılarını yazmaya çalıştım.
Kitap bittikten sonra ne hissettin?
Üzerimden ağır bir yükün kalktığını hissettim. Borcumu ödediğim duygusuna kapıldım. Gerçi bazen ne kadar iyi anlatabildim diye kaygılanıyorum ama, sonunda yazdığım için mutluluk hissediyorum.
Zor bir iş yazmak; birini anlatmak çok kolay değil; bunu anladım. 2001 senesinde başladım yazmaya ama 2003’te ara vermiştim. 2011’de yeniden başladım ve iki yılda tamamladım.
Kitabında kendine pek yer vermemişsin!
Kendimi değil, arkadaşlarımızı yazmak istedim. Dediğim gibi onlara olan borcumu ödemek istedim. Bana gelince bakarsın bir gün birileri de çıkar benim gibileri yazar.
Belki bir gün birileri de bizleri yazma ihtiyacı hisseder. Ne de olsa bu dağlarda yazılacak çok şey, anlatılacak çok insan var.
Yeni çalışman var mı?
Evet var. Şimdi Rojava’yı yazmak istiyorum. Bir sonraki çalışmam Rojava üzerine olacak. Çünkü Kürt kadını tarih yazmaya Rojava’da devam ediyor. Bunun peşine takılmak istiyorum.
GÜNAY ASLAN