Almanya Gündemi
Geçtiğimiz Cumartesi Avrupa’nın başkenti Brüksel, Halkların Demokratik Kongresi – Avrupa’nın (HDK-A) kuruluş kongresine ev sahipliği yaptı. HDK-A süreç itibarıyla önemli bir dönemde resmiyetini kazandı.
Uzun bir çalışma ve tartışmanın emeği olan HDK-A, Avrupa, Kürdistan ve Türkiye ekseninde yaşanan sorunsallardan kendini ötelemeden, direk müdahaleyi esas alan; demokratik, özgürlükçü, eşitlikçi, çoğulcu, ekolojik bir yaşam döngüsü perspektifini sahiplenen bir duruşla yol alacak. Bu savı ete kemiğe büründürmek için şöyle bir örnek verelim: Avrupa Süryaniler Birliği temsilcisi kongredeki konuşmasında Süryani halkının sesini kimsenin duymadığını belirterek şöyle bir cümle kullandı; "Bizim sesimizi en güzel duyanlardan biri de sayın Abdullah Öcalan’dır. 2011’de bu desteğin ve çabaların bir sonucu olarak Türkiye tarihinde ilk kez bir Süryani milletvekili parlamentoda yerini aldı. 2011 yılında temelleri atılan HDK’da birlikte yaşam projesinde yerimizi aldık." Bu cümleler aslında HDK’nin mantığını kavramak adına, söze dökülen önemli argümanlardır.
Tarihleri boyunca egemenlerce dıştalanan ve söz hakkı ellerinde alınan halkların, diğer taraftan sistem tarafından dıştalanan her kesimin (sınıf, cins, inanç) kendini demokratik ve özgürce ifade ettiği bir alan açıyor HDK. Ötekilerin biraraya geldiği bir çatı olarak da adlandırabileceğimiz HDK; tabandan , tavana prensibi ile farklılıkları eritmeden, örgütlediği meclislerle alternatif bir yaşam örme çabasıdır. Sadece farklı siyasal eğilimlerde örgütlenen kurumların biraradacılığı değil, HDK aynı zamanda tekçi sisteme karşı itirazları olan bireylerinde kendilerine yer bulabildiği bir yapı.
İşte bu mantık çerçevesinde, Avrupa’da (sürgünde) yılların deneyimi, emeği ve fedakarlığını da kucaklayan bir şiarla kuruldu HDK-A. Bu anlamda önemli bir misyon taşıyor. Fakat bizlere de önemli sorumluluklar düşüyor. HDK-A bireysel zaafların öne çıktığı, kollektif çalışmayı yadsıyan, politik arenaya çıkma aracı, ya da tahammülsüzlüklerin biriktiği bir alan değildir/olmamalıdır. Her şeyden öte HDK-A yeni bir yaşamı örgütlemede ortak mücadele alanıdır. Bunların dışında, ki Avrupa’da kurulmasının temel stratejisi; farklılıklara tahammülsüz bir devlet geleneğinin mağduru olarak Türkiye ve Kürdistan’dan sürülmüş, aynı zamanda koşullardan dolayı Avrupa’ya göç etmiş insanların bulundukları ülkelerin özgün sorunlarına eğilme sorumluluğu da taşıyor. Elbette çalışmanın yerli yerine oturması zaman alacaktır. Eksikliklerimizin üzerine giderek, kazanımlarımızı anlamlı kılabiliriz.
***
Cumhuriyet tarihine 7 Haziran kalın harflerle not edildi. HDK projesinin siyasal ayağı HDP’nin başarısını sindiremeyen devlet, kirli ittifaklarla Kürdistan’ı yerle bir etti, Türkiye’de yaşamı çekilmez hale getirdi. Muhaliflerin kendini ifade edeceği tek bir alan bile bırakılmadı. Siyasal ve kamusal alanlar temizlendi (!) Ülke, tek kanallı, tek sesli, tek renkli, hakimi tek bir ülkeye dönüştü. Fiili olarak devam eden faşizmin kurumsallaşma çabası olan anayasa değişikliği için referandum sürecine denk gelen HDK-A’nın kuruluşu, haliyle demokrasi mücadelesinin motor güçlerinden biri olan HDK-A’ya büyük sorumluluklar yüklüyor.
Bizim "Hayır" demek için daha çok nedenlerimiz var. Biz kadınları çocuk doğurma makinesi olarak gören erkek aklına Hayır diyoruz, biz; dilimizi, inancımızı Türk-İslam sentezi içinde eritmeye çalışan devlet aklına Hayır diyoruz, biz; sermaye-iktidar birliğinden ezilen işçi, emekçi sınıfının hakları için Hayır diyoruz, biz; cinsel eğilimleri yüzünden işkence görenlerin hakları için Hayır diyoruz, biz; hak olgusunu sürü mantığı ile özdeşleştiren bir iktidara hayır diyoruz. Kendinden olmayanı yok etme mentalitesi olan, tekler üzerine kurulu bir devlet geleneğine karşı ancak birlikte mücadele ile sonuç alabiliriz.