7 Haziran seçimleri önceki seçimlere hiç benzemiyor.
Seçimlerde birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü partinin hangisi olacağının bile önemi yok. Çünkü birinci gelecek parti seçimin ‘kaybedeni’, dördüncüsü ise ‘kazananı’ olabilir.
AKP’nin seçimlerden birinci parti olarak çıktığını varsayalım. HDP barajı yüzde 0.1 ile bile aşarsa her halükarda AKP seçimin mağlubu, HDP ise galibi olur. Çünkü bu durumda AKP’nin hayalleri suya düşecek, HDP ise amaçlarına ulaşmış olacak.
CHP’nin oylarını birkaç puan arttırması, ‘müzmin kaybeden’ gerçeğini değiştirecek mi? Hayır.
MHP için de aynı durum geçerli.
İşte bundan dolayı seçim AKP ile HDP arasında geçecek.
Böylesi ilginç, ilginç olduğu kadar da stratejik bir seçime gidiyor Türkiye.
7 Haziran seçimleri stratejik çünkü AKP’de temsil bulan diktatörlük eğilimi ile HDP’nin odağında bulunduğu demokrasi eğilimi kıyasıya çatışıyor, savaşıyor.
Hem CHP hem de MHP, vizyonsuz ve sorumsuz siyaset tarzlarıyla ‘oyumu ne kadar arttırabilirim?’ derdinde. Ne MHP’nin AKP’den 10 milletvekili almasıyla ne de CHP’nin oyunu biraz arttırmasıyla AKP diktatörlüğünün önü kesilemez. Hem CHP hem de MHP, 7 Haziran’ın Türkiye’ye ne getireceğini, Türkiye’den neleri eksilteceğini dert etmiyor. CHP’nin bir iki puan fazla alayım hesabı, diktatöryal eğilimin ekmeğine yağ sürüyor.
Geriye HDP kalıyor.
AKP’yi durduracak tek güç HDP.
Dolayısıyla Türkiye’nin kaderini, geleceğini HDP’nin alacağı oy oranı belirleyecek.
Onun için kavga AKP ile HDP arasında cereyan ediyor.
Türkiye’nin geleceğine dair somut olarak söz söyleyebilen iki parti yarışıyor.
Biri somut olarak diktatörlük, diğeri de aynı kararlılıkla demokrasi istiyor.
Diktatöryal eğilim demokrasi dinamiğini bastırmak için var gücüyle çabalıyor. Amaçlarını gerçekleştirmenin tek yolu bu çünkü. Onun için diktatörlük taraftarları CHP ve MHP’den çok HDP’yi hedefliyor, HDP’ye saldırıyor. Türlü entrikalar, ali cengiz oyunları sahneliyorlar.
Eğer başarırlarsa HDP’nin hak ettiği en az 70 milletvekili koltuğu gasp edilecek. Öyle ya, bunların en iyi bildiği iş çalmak. Provokasyonların en önemli koz olarak öne çıktığı seçim hileleriyle sonuç almayı umuyorlar. Diktatörlük eğiliminin hedefini gerçekleştirmesi durumunda CHP’nin ve MHP’nin ne kadar oy aldığının bile hiçbir önemi kalmayacak.
HDP ise meclise daha güçlü bir dönüşü amaçlıyor. Hedef 100 milletvekiliyle mecliste temsil edilmek! Meclis aritmetiğindeki bu artışın önemli oranda AKP’den eksilterek gerçekleştirileceği açık. Daha doğrusu AKP’nin çaldığı koltukları “Biz”ler geri almış olacak.
Yani HDP’nin güçlenerek meclise dönüşü aynı zamanda Türkiye’nin başarısı demek. Bu başarı, diktatörlük eğiliminin ölümcül yenilgisi (en azından sonun başlangıcı) anlamına geliyor. Aksi durum ise Türkiye demokrasisinin ağır darbe alması demek.
O halde 7 Haziran’ın kazananı ya HDP olacak ya AKP.
Ya demokrasi kazanacak ya diktatörlük.
Ya Türkiye kazanacak ya Erdoğan ve şürekası.
Daha önce hangi partiye oy verdiğinizin, bundan sonraki seçimde kime oy vereceğinizin önemi yok. HDP’ye oy vermek için HDP’li olmak da gerekmiyor. HDP’ye oy vermek için Türkiyeli olmak yeterli.
Kendimize sormamız ve yanıt vermemiz gereken yegane soru şu:
Diktatörlükle mi yoksa demokrasi ile mi yönetilmek istiyoruz?
7 Haziran’da böyle bir “seçim” ile karşı karşıyayız.