
RAMAZAN MARANKOZ / HABER MERKEZİ
Cizre’deki vahşete tanıklık eden Metin Fındık, sorumlular yargılanana ve cezalandırılıncaya kadar her platforma bildiklerini, gördüklerini anlatmaya devam edeceğini söyledi.
Cizre katliamının tanıklarından Cizre Belediyesi Özel Kalem Müdürü Metin Fındık ile eşi Pınar Fındık, Türk devleti tarafından ilçede gerçekleştirilen katliama ilişkin Eylül ayı sonunda BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği özel raportörüne konuştu. Cizre’de 14 Aralık 2015’te ilan edilen yasak ardından tarihe kazınmış bir vahşet yaşandığını belirten Fındık, “Devletin yaklaşımı direnmek ya da teslim olmak dışındaki tüm alternatifleri olanaksız kılıyordu, O dönem yaşananlara sessiz kalanlar bu suça ortak olmuşlardır. Bu vahşeti uygulayanlar cezalandırılmadığı sürece bu suçluluk hali hiç kimse için ortadan kalkamaz” diye konuştu.
BM’ye Cizre’yi anlattılar
“Gerek yasak esnasında gerek sonrasında birçok insan gibi tutuklanma veya öldürülme tehdidiyle yüz yüze geldik. Tehditler somutluk kazanınca ilçeden çıkmak zorunda kaldık” diye anlatan Fındık, eşi ve çocuklarıyla birlikte sürgüne çıkmak zorunda kaldı. Bu yılın Temmuz ayında Avrupa’ya gelerek iltica başvurusunda bulunan Fındık ailesi, şimdilerde İsviçre’nin Lozan kentindeki bir mülteci kampında kalıyor. İsviçre’ye geldikten sonra “Cizre katliamının tanıklarından birisiyim. Yaşananları anlatmaya hazırım” açıklaması yaparak uluslararası kuruluşlara çağrıda bulunan Metin Fındık ile eşi Pınar Fındık 29 Eylül’de Türkiye’nin Cizre’de araştırma yapmasına izin vermediği BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliğine bağlı özel raportörle görüştü ve tanık olduklarını anlattı.
Rapor hazırlanacak
Görüşmenin ayrıntılarıyla ilgili gazetemize bilgi veren Metin Fındık şunları paylaştı: “BM İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin Cenevre’de bulunan merkezlerinde Cizre ile ilgili dosyayı hazırlayan raportör ile görüştük. Cizre’de inceleme yapmak istediklerini ancak Türk devletinin buna izin vermediğini, bu yüzden tanık olan insanlar ile görüşmeler yapmak istediklerini ifade ettiler. Özellikle bodrumlarda katledilen insanlarla ilgili sorular soruldu, onlara ambulans gönderme çabalarımızla ilgili, devletin çıkardığı engeller ile delilleri karartma çabaları üzerinde duruldu.”
Karanlık bir yönü kalmadı
Cizre’de yaşanan vahşetin açıklığa kavuşmayan, karanlıkta kalan bir yönü kalmadığının altını çizen Fındık, “Gerçeği gözler önüne seren çok sayıda tanıklık, bilgi ve belge var. Şehit Mehmet Tunç, Asya Yüksel ve Mehmet Yavuzel defalarca televizyonlarda canlı yayında olanı biteni anlattılar. Yine parlementer Faysal Sarıyıldız ve birkaç cesur gazeteci kamuoyuna sürekli olarak yaşananları aktardılar. Bizim görüp yaşadıklarımızda asla zihnimizden silinemeyecektir. Hayatımızın en zor dönemi oldu” diye konuştu.
Yüreği ferahlatmaz
Cizre’de yaşanan vahşeti sorumlular yargılanana, cezalandırılıncaya kadar her platforma anlatmaya devam edeceklerini söyleyen Fındık, “Hem BM’deki görüşmede hem de Cizre’yi anlattığımız iltica başvurumuzda odukça duygusal tepkiler aldık. Ama bunlar yüreğimizi ferahlatmaz” dedi ve ekledi: “Görüşme esnasında da dile getirdik; BM ve AİHM gibi kurumlar bu vahşet karşısında suçludur, bir-iki cılız itirazla kendilerini aklayamazlar. Sonuç alınıncaya kadar bu suçtan arınamazsınız dedik.”
Zihnimizden asla silinmeyecek

Metin Fındık’ın BM’yle de paylaştığı Cizre’ye ilişkin tanıklıkları şöyle: “Tank ve toplarla tüm şehri kuşatıldı, yüksek noktalara keskin nişancılar konumlandı. Sürekli olarak şehir ağır silahlarla dövüldü. Halk elektriksiz, susuz bırakıldı. Belediyenin şehre su verme çabaları özellikle engelendi. Su vanalarını açmaya giden arkadaşlarımıza askerlerce ateş açıldı. İrfan Uysal isimli arkadaşımız bu şekilde yaralandı ve kolunu kaybetti.
3 aylık bebekten 80 yaşındakine
Gördükleri her kıpırtıya ateş açıyorlardı. Bu şekilde sokağında, evinin kapısında ya da evinde 60’tan fazla insanı katlettiler. 3 aylık bebekten 80 yaşındaki insana kadar herkes hedef alındı. Yaralıların hastaneye ulaşmasını engellemek için her türlü engeli çıkarıyorlardı.
Devlet ambulansı ilçeye girmedi
Devlete ait ambulansların olay yerinden aldığı tek bir yaralı yoktur. Ya belediyenin ambulansı getirmiştir ya da insanlar canları pahasına o yaralıyı başka bir noktaya taşımışlardır. Bazen yaralıyı ya da cenazeyi kendi çabalarıyla taşırken kendileri de yaralanıyor veya canlarından oluyorlardı. Evinin içinde, annesinin kucağında vurulan üç aylık Miray bebeği devlet ambulansının ‘taşısınlar’ dediği noktaya götürürken 80 yaşındaki dedesi Ramazan İnce katledildi.
Kardeşini kurtarmak isterken vuruldu
Nidal Sümer hendek ve barikatın olmadığı kendi sokağında vuruldu. İnsanlar zırhlı aracın görüş açısından çıkarak yardım için bir yandan duvarları dele dele ulaşmaya çalışırken abisi Halis Sümer yaralı kardeşini almaya çalışırken zırhlı araçtan ateş açıldı, ikisi de katledildi.
Kimyasal silah anonsları
Sağlık emekçisi Aziz Yural sokaktaki bir yaralıya müdahale etmeye çalışırken keskin nişancıların hedefi oldu. Bir ara zırhlı araçlardan ‘ilçeyi terketmezseniz kimyasal silah kullanacağız’ anonsları yapıldı. Zaten zor koşullara rağmen evlerinde kalan insanlar gıda ve su gibi yaşamsal ihtiyaçları tükenince yerlerini bırakmak zorunda kalıyorlardı.
Kanalizasyon hatlarına kimyasal atıldı
Cudi ve Sur mahallelerinin kesiştiği noktada bodrumlara sığınmış bir çoğu yaralı olan insanları mutlak bir kuşatmaya aldılar. Ne onların çıkışına ne de kimsenin onlara yaklaşmasına izin vermediler. O bölgeden geçen yeraltı yağmur drenaj kanalları ve kanalizasyon hatlarını bile çıkış için kullanılmasın diye birçok yerden kırarak toprak ve betonla kapattılar. Bu hatlara kimyasal gazlar da atıldı. O bölgeye uzak mesafede bulunan insanlar bile evlerinin mutfak ve tuvaletlerinde bu gazın kokusunu aldılar.
Bodrumdakileri teslim alamadılar
Tüm çabalara rağmen ambulansımızın oraya ulaşmasını engellediler. Gece gündüz hoparlörlerden küfürler ve faşist marşlar eksik olmuyordu. Böylece korku ve çaresizliği zihin ve yüreklere kazımak istediler. Sanırım Mehmet Tunç’ların ellerinde beyaz bayraklarla teslim olmasını ve bunun görüntüsüyle kendilerine karşı direnilemeyeceğini propaganda etmek istediler. Tıpkı 12 Eylül’de Amed zindanında Mazlum Doğan’lara, Kemal Pir’lere yaptıkları türden bir dayatmaydı. Direnişçiler büyük inanç sahibi insanlardı. Ölüm veya teslimiyet ikileminde teslimiyeti ellerinin tersiyle ittiler. 12 Eylül faşizminin onlardan aldığı yanıtı AKP-Erdoğan faşizmi de Mehmet Tunç ve arkadaşlarından aldılar. Nasılki Amed zindanı direnişinin mirasıyla büyüyen mücadele ölüm döşeğinde de olsa cunta lideri Kenan Evren’i mahkeme karşısına çıkardıysa, Mehmet Tunçların direnişi de faşist Erdoğan’ın sonuna giden yolu açmıştır.
Öcalan için kendini yakmıştı
Fındık, Cizre’de vahşet bodrumunda şehit düşenler arasında yer alan DBP PM Üyesi Mehmet Yavuzel ile ilgili bilinmeyen bir gerçeği de paylaştı: “14 Temmuz 2012’de Mardin Cezaevi’nde Sayın Öcalan’a uygulanan tecridi protesto için bedenini ateşe vermişti. Arkadaşlar yetişip zorlukla ateşi söndürdüler. Sayın Öcalan bu tür eylemleri tasvip etmiyor diye o dönem basına yansıtmadık.”
Cizre’de halk direndi
Bir arkadaş şehit olacağını bildiğinden ailesi için notlarını önceden hazırlamıştı ve son nefesine kadar direnişçi gençleri hiç terketmedi. Gece gündüz direnişçilere destek olan başka bir arkadaş “Yaptıklarım yetersiz, bunun sıkıntısından uyuyamıyorum” diyordu. Bahsettiğim arkadaşlar evli-çocuklu insanlardı. Ailelerinin ekstra bir baskıya maruz kalmaması için isimlerini kullanmıyorum. Özcesi; siyasetçisi, sanatçısı, gazetecisi, şöförü ve esnafıyla, genci ve yaşlısıyla bir halk direndi.