Devletin hırs ve ihtiras üzerine kurduğu denklemler birer birer hayatın gerçeklerinde çarpıyor. Komşularla sıfır sorun politikasının yerini komşuları tasarlama ve Kürtlerin soluk borularını tıkama politikasının almasının formüle edilmeye çalışıldığı bugünler insana çöl dikeni ve deve ilişkisini hatırlatıyor.
Arabistan çöllerinde develerin çok sevdiği bir çöl dikeni türü varmış. Deve bu dikeni bulduğu zaman çok büyük bir iştahla yemeye başlar. Ağzını doldurduğu bu dikenler dilini damağını kesip kanatır. Deve aldığı kan tadını dikenin tadı sanıp daha çok diken yer. Tabi dikenler daha çok kanatır ve nihayet deve kendi kanında boğulur. Araplar bu fiile “harese” (hırs, ihtiras) der.
Geldiğimiz noktada “harese” fiilinin vücut bulmuş halini izliyoruz. “İntikam” ve “kan” üzerinden kendini yaşatmaya çalışan sistemin boğulmasının yakın olduğunu görmek için kahin olmaya gerek yok. Sistem kendi kendini boğacak hamleler yaparken, demokrasi çevreleri de sistemin boğulmasını haz ile izlemektedirler. Ancak bu çevreler alternatif yapılar örmek yerine sistemin boğulmasını izleme hazzına yenik düşerlerse çok büyük ihtimalle devrilen devenin altında kalacaklardır.
Radikal bir toplumsal değişimin hiç olmadığı kadar acil ve açık bir ihtiyaç olduğu bu günlerde olabildiğince çok toplumsal paydaşlıklar kurmak ve sistemi çelişki ve zayıflıkları üzerinden yeniden tanımlamak gerekir.
Ekonomik krizin daha demokratik bir yönetim getireceği ezberinden kurtulup sokağın ve toplumsal alanın olabildiğince örgütlendirilmesi ve kurulabilinecek en geniş toplumsal mutabakatların kurulması zaruridir. Çünkü tecrübeler bize toplumsal muhalefetin kırılgan ve bir arada duramadığı durumlarda ekonomik krizlerin faşizmi nasıl besleyip büyüttüğünü yeterince göstermiştir.
Devletin tüm aygıtlarının toplumsal muhalefeti boğmak için çok sesli bir koro gibi beraber hareket ettiği bugün bir bütün olarak sistemin ne kadar kırılgan olduğunu ve ekonomisinin pamuk ipliğine bağlı olduğunu biliyoruz. HDP dışında muhalefet partilerinin “Kürt nefreti” üzerinden satın alındığı, medyanın bir şekilde havuzlaştırıldığı böylesi bir ortamda bile krizi saklama koşulları kalmadı. Zaten devlete Kürt Siyasal Hareketi’nden sonra en etkili muhalefeti doların yapıyor olması mızrağın artık çuvala sığmıyor oluşu ile alakalı.
Oaxaca direnişi sırasında Gustavo Esteva “Milyonlarca insan artık kendi yolumuzda yürümenin zamanının geldiğini düşünüyor. Zapatistaların dediği gibi dünyayı değiştirmek olanaksız değil ama çok zordur. Yeni bir dünyanın kuruluşunu talep ettiğiniz andan itibaren kazanmış gibisiniz” yazmıştı. Yeni bir dünya, yeni bir sistem talebinin hiç olmadığı kadar meşru ve gerekli olduğu gerçeğinden hareketle hızlı düşünüp, hızlı karar vermek lazım.
Ekonomik kriz dönemlerinde bireyleri devletçi kapitalist toplumun bütünleştirici gücüne bağlayan ağlar yıpranır ve kısmen de kopar. Sistemi reddedip ve yeniden üretmek üzerine kendini konumlandıran ve kısmen de alternatif olabilen yapılar bu tarz zamanlarda kitlelerin adeta kutup yıldızı olurlar.
O halde örgütlü demokratik yapılar ya kutup yıldızı olmayı seçecekler ya da seyre dalıp devenin üzerlerine devrilmesini bekleyecekler.