‘’Siz gençler; hayallerinizi çalmalarına izin vermeyin! Her şeyinizi kaybedebilirsiniz ama inancınızı asla!“ Yaşlı sosyalist hocamız Italo Santoro, ülkesi Şili’deki darbeyi titrek sesle anlattığı dersi bu sözlerle bitirdiğinde amfideki öğrenciler öylece sıralarında kalakalmıştı. Saniyeler sonra sessizlik yarıldığında, gözlerinde yaş biriken profesör, bir yandan notlarını toplarken, bir yandan da şu sözleri mırıldanıyordu: „İnancınızı kaybetmeyin, ölürsünüz...“
Her başkaldırış, bir düş ile başlar. Başkaldıranın ömrü, düşlediği yaşamı görmeye yetmeyebilir. Hatta o yaşam hiç gerçekleşmeyebilir de. Fakat önemli ve onurlu olan, var olana teslim olmamak, düşüne inanmaktır.
Murat Türk’ün Mezopotamya Yayınları’ndan çıkan ilk romanı ‘Böğürtlen Zamanı’nı okurken, bunları yeniden düşündüm. Çünkü orada anlatılan, bir anlamda inanç ve iradenin öyküsüdür.
Öykümüzün başladığı yer, Çewlik’in kuzeyindeki Şeytan Dağları. Sene 1995. Bir grup gerilla, zifiri karanlık ve sisler içinde gece yürüyüşlerine, yürüdükleri ince patikanın ikiye ayrıldığı noktada ara vermek zorunda kalıyor. Patikanın hangi kolunu takip etmeli? Romanın anlatıcısı Şervan, komutanlarına tepeye çıkan yolu önerir. O an bunu bilemezdi elbette ama ince patikanın çatallaştığı yer, hayatının akışını da değiştirecekti.

‘Çadırları yaxtınız, eferim!’

Zira yürüdükleri bu sisli patikada bir anda önlerine çıkan askeri çadırlara eylem düzenlemeleriyle birlikte özel ordu birlikleri gerilla grubunun peşine düşer ve kovalamaca başlar. Uyuyan askerlerin çadırına sızıp silahlarını götüren gerillalar, bu eylemleriyle çevrede tam bir efsaneye dönüşürler. Öyle ki sonradan yolda karşılaştıkları bir köylü „Eferım size! Eferım! Çadırları yaxtınız. Üstüne komtani de kilotla tee şehre kadar çiplax ayax kovaladınız! Eferım! Eferım!“ deyip, özel birliklerin peşinde olduğu gerillaları gülümsetir.
Nihayetinde gerillalarla askerler karşı karşıya gelir ve çatışma başlar. Anlatıcı Şervan, yaralanır. Geri çekilen grubun, sabah başlamadan güvenli bir noktaya ulaşması gerekiyor. Yaralı olduğundan yoldaşları tarafından taşınan ve bu şekilde grubun temposunu düşüren Şervan, komutanından kendisini bırakmalarını ister. Ancak ne kadar dil dökse de, gerillalar, sabah açık arazide askerlere yakalanma pahasına bile yoldaşlarını yalnız bırakmayı kabul etmez ve yağan yağmur altında bu zorlu gece yürüyüşlerine devam ederler.

Şervan’ın yolculuğu
 Sabaha doğru verdikleri bir molada Şervan bu kez daha büyük bir inat ve ısrarla komutanını ikna etmeye çalışır. Komutan Savaş yine karşı çıkar ancak bu kez, havlayarak yakınlarda bir köy olduğu haberini veren bir köpek Şervan’ın yardımına yetişir. „Akşam bu köye uğrarsınız. Bir at alıp dönersiniz. Beraber gideriz o vakit“ diyerek üsteler Şervan. Sonunda inadı galip gelir ve yoldaşları, çok zorlanarak ve hiç istemeyerek onu, bir sonraki akşam almaya gelmek üzere bir çukurda gizler. Ancak ne o akşam ne de sonraki günler gelirler. Gelemezler...
Yaralı Şervan, arkadaşlarının önüne engel çıktığını anlayıp kendi başına yoldaşlarını aramaya karar verir. Ve onlarca gün sürecek bir yolculuk başlar. O yolculukta nelerle karşılamaz ki! Hem onu korumak için ölümü dahi göze alan insanların yurtseverliği hem de Kürdün hayatından hiç eksik olmayan ihanet, ona yolculuğunda eşlik eder. Yalnızdır ama heybesinde hep umut, hep inanç var. Yürüdüğü bütün patikalarda, arkadaşlarıyla karşılaşmanın, onları bulmanın hayalini kurar. Ama çokça da hayal kırıklığına uğrar...

Gerçek bir hikaye
Sade ama etkileyici bir dil ile yazılan, kimi zaman okuru güldürmeyi başaran, anlatıcının duygularına ortak edebilen roman, kurgu unsurları içerse de gerçek bir hikaye. O hikayeyi bizzat yaşayan Murat Türk, 1995 yılında 19 yaşındayken tutsak düşüp müebbet hapse mahkum edildi. Hala Bolu F Tipi Cezaevi’nde tutsak. Hüseyin Çelebi, İsmet Baycan ve Yılmaz Güney anısında düzenlenen edebiyat etkinliklerinde öyküleriyle ödüle layık görülen Türk, belli ki bu ilk roman çalışmasının hem dili hem de kurgusu açısından demini almasını bekleyip Böğürtlen Zamanı’nı öyle kaleme almaya başlamış. Dikkatli bir okur, 28 ara başlık taşıyan 192 sayfalık romanın sinematik kurgusunu fark edecektir.

Şervan’ın gözleriyle bakmak

Kuşkusuz hem biçim hem de dile ilişkin çok şey söylenebilir. Ama kanımca en dikkat çekici nokta, romanın okuru içine çekebilme yönüyle ilgili. Hani bir film izlerken yoğun bir empati kurup kendinizi başroldeki figürün yerine koyarsınız ya... Bu romanda da Şervan’ın gözleriyle, arkadaşlarını beklediği çukurun duvarından sıra halinde inip çıkan karıncalara bakarsınız. O tehlikeleri aşarken, peşindeki askerlerden gizlenirken siz içinizden „Ne olur, yakalanmasın, onu görmesinler“ diye dua edersiniz. Bu açıdan çok da etkileyici bir anlatım gücüne sahip.
Hem bir gerilla romanı olan hem de „zindan edebiyatı“ kapsamında değerlendirilebilen Böğürtlen Zamanı, görünürde belki bir kişinin hikayesini anlatıyor. Ama satırlar arasında, birkaç inançlı yürekle başlayıp, milyonların mücadelesine dönüşen bir hareketi var eden değerleri - sevgi, yoldaşlık, güven ve inanç gibi - göreceksiniz. Bundan dolayı sadece Şervan’ın değil, bu halkın binlerce, hatta onbinlerce çocuğunun ortak hikayesidir.

MERAL ÇİÇEK