Birkaç gün önce köydeki çocuklara 5 bisiklet almışlar. Ancak 25 çocuğa 5 bisiklet yetmeyeceği için çocuklardan dönüşümlü olarak kullanmaları istenmiş. Kullanmayı bileyenlerin öğrenmesi için de planlama yapılmış. Ancak çocukların bu düzene itirazları var.
Zozan SİMA
Kadınları seçeneksiz, çaresiz bırakmak için özenle hazırlanmış erkek egemenliği çarkına bir çomak JINWAR. Özgürlüğü irade sahibi insanın seçim yapabilme imkanı olarak tanımlayacaksak bu bir özgürleşme pratiği. Çaresiz olmamak. Sonu bitmez tükenmez acılara katlanmak olan yaşamlara mecbur kalmamak. Sığıntı olmamak, minnet etmemek. İftiraya, tehdide maruz kalmamak. Kendi iradeleri ve elleriyle örecekleri bir yaşam seçeneği oluşturmak. İlk yurtları, yaşam alanlarını inşa eden ama sonuçta yurtsuz bırakılan kadınlara ‘war’, yani yaşam alanı oluşturmak. Özenle döşedikleri, ördükleri, temizledikleri, ocağını tüttürdükleri evleri, ancak erkek egemenliğine boyun eğmeyi kabul ettikleri sürece onların yurdu. Karşı çıkmaya, eleştirmeye başladıkları anda kollarından tutulup atılabilecekleri, kovulabilecekleri bir yurt. Bu yüzden bir kadın yurdunun olmasının çok büyük bir anlamı var. Geride kalan baba, koca, akraba evlerinden kimi zaman bir küçük eşya dahi almalarına izin verilmez. Bu nedenle kimi kadınlar bohçasında yalnızca acıları ve kırıntı kabilinden son umutlarını taşıyarak geliyorlar JINWAR’a, kimileri ise ütopyalarını gerçekleştirmeyi düşleyerek. Bu kadın yurdu, umutların ve acıların yaşama dönüşmesi ile inşa ediliyor.
Günlerdir yağan yağmurdan kalan çamur deryasında kadınlar, taşıdıkları sünger, halı, kap kacak, diğer eşyalarla bir ev hazırlıyor yeni gelen köy sakinine. Bohçasını ağzına kadar acı ve trajedi ile doldurmuş bir kadının ürkek bakışları altında bir ev hazırlanıyor. Uyuşturucu ve alkol kullanan, çocuklarına şiddet uygulayan ama babalık sıfatına bürünmüş birinin elinden zor kurtulmuş üç çocuk ve bir anne. Üstelik 3 aylık bebek pencereden dışarıya atılmış babası denilen kişi tarafından. Yaşıyor olması dahi tesadüf. Korkuyla annelerinin eteğine yapışmış çocuklar konuşma güçlüğü çekiyorlar. Aşiret kararıyla kendisini öldürmek isteyen ağabeyi ve boşandığı eşinden kaçan bir diğer kadın onunla sohbet ediyor. İki gecedir onun evinde kalıyor. Morlukları kapatsın diye sıkıca sarmış boynunu 30 yaşlarındaki genç anne. Ama göz kapağındaki iz duruyor. Gözlerimi oraya odaklamamaya çalışıyorum ona bakarken. Acılarını hatırlatmayacak soruları nasıl sorabilirim diye düşünüyorum. Bulamıyorum, bir şey soramıyorum. Ne yapacağını bilemez halde izliyor evini seren diğer kadınlar. Bir yıkımın izleri duruyorken, bir enkazın altından çıkmışken inşa edilen her şeye şüpheyle bakmasına anlam vermemek elde değil. Ama bu ev onun. Temizlenen yerleri çamurlu botlarıyla yeniden kirleten köyün çocukları bile onun evini hazırlama çabasına katılırken daha fazla kayıtsız kalamıyor, o da ortak oluyor bu hummalı çalışmaya. Birkaç saat içinde artık sığınacağı değil, yaşamını kuracağı evine kavuşmuş oluyor.
Bedra, eteğine yapışan küçük İyd (yani Bayram) ile Yahya’nın ağlamaları ve çekiştirmeleri arasında süngerleri taşıyor. Dört yaşlarındaki küçük Cemil, ille de bende bir şey taşıyayım diye ısrarla bir şeyleri kaldırmaya çalışıyor. Israrları sonuç alıyor ve küçük bir tencere veriliyor ellerine. Uzun kirpiklerinin arasında gözleri ışıl ışıl sevinçle parlıyor. En coşkuyla çalışan Emira, gülerek talimatlar yağdırıyor etrafına çünkü o tecrübeli, bu 9. ev kendi elleriyle hazırladığı. Şakayla karışık yapılacak işleri sıralıyor: mutfak yıkanacak, soba kurulacak, halı serilecek, hadi çok işimiz var…
Emira, şiddet mağduru değil. Kocasını çok sevmiş ancak hastalıktan dolayı kaybetmiş. Hala acısını, anılarını taşıyor yüreğinde. Dört oğlu ve bir kızı da onun gibi neşeli ve yaşam dolu. Kocası ölünce çocukları alıp anne babasının yanına yerleşmiş. Ancak evleri çok küçük olduğu ve onlara bakma imkanları olmadığı için kadın köyüne yerleşmeye karar vermiş. Kocasının ölümü ardından yaşadığı zorlu süreçte halini hatırını sormayan kayını onun köye gelişini, kendi utancı olarak görmüş ve köyden çıkması için tehdit etmeye başlamış. Ama Emira iradeli ve özgür ruhlu bir kadın ve artık kimseye muhtaç olmak, kimsenin minnetine katlanmak istemiyor. Her işe koşturuyor, kadınlara destek oluyor.
Emira’nın küçük oğlu Muhammed’le Rûmet sabahın erken saatinde hararetli bir tartışma yürütüyorlar. Muhammed sırtını duvara yaslamış “ben bisikleti şimdi istiyorum” diye ısrar ediyor, Rûmet de “şu an yerler çamur, öğlen güneş çıkınca gelip alabilirsin” diye onu ikna etmeye çalışıyor. Sonunda ikna olup gidince Rûmet, “başımıza iş aldık” diyor. Birkaç gün önce köydeki çocuklara 5 bisiklet almışlar. Ancak 25 çocuğa 5 bisiklet yetmeyeceği için çocuklardan dönüşümlü olarak kullanmaları istenmiş. Kullanmayı bilmeyenlerin öğrenmesi için de planlama yapılmış. Ancak çocukların bu düzene itirazları var ve günde birkaç kez en sevimli, ısrarcı ve muzip halleri ile gelip kuralları bozuyorlar.
Köydeki çözülmeyi bekleyen sorunlardan biri de çocukların ayakkabı ve çorap giymek istememesi. Bu bölgede kışın da çok fazla çorap giyme alışkanlığı yok. Çorapsız ve ayakkabısız iki çocuk dikkatimi çekiyor. Kışlık botlarını ellerine almış çıplak ayakla özgürce yürüyor Cemil ve Wele kardeşler. Birbirlerinin ellerini hiç bırakmıyorlar. Cemil çok sorumlu iki yaşındaki kız kardeşine karşı. Sabahın erken saatinde evlerinin penceresinin önünde oturmuş bir şeyler anlatmaya çalışıyorlar. Arapça konuştukları için anlamıyoruz ne demek istediklerini. Sonunda kapının kapandığını, annelerinin evde olmadığını ve dışarıda kaldıklarını anlıyoruz. Pencereyi işaret ediyorlar. Cemil ısrarla oradan içeri girebileceğini anlatmaya çabalıyor. Onu alıp pencereye yaklaştırıyorum, hemen süzülüp giriyor içeri. Bu sefer de ısrarla kız kardeşini almak istiyor içeri. O abisinden daha küçük olmasına rağmen giremiyor içeri. Gidip anahtarı getireceğimi söyleyip beklemelerini istiyorum. Annelerinin fırında olduğunu öğreniyorum.
Adını Sümer tahıl tanrıçası Aşnan’dan almış fırında genç bir kadın ekmek pişiriyor. Yüzünde çocuksu bir gülümseme. Ona Cemil’in annesini soruyorum. Dilini tam anlamasam da kendisini işaret ediyor. O iki çocuğun annesinin bu çocuk görünümlü kadın olacağını tasavvur edemiyorum. Çocukları uyurken erkenden çıkmış ekmek pişirmek için. Ama iki yaramaz, bir yolunu bulup korkuluk olmasına rağmen pencere demirleri arasından süzülüp dışarı çıkmışlar. Sürekli gülümseyen Felek de trajik bir hikayeye sahip. 15 yaşındayken DAİŞli bir adamla zorla evlendirilmiş. Daha ilk günden itibaren, insanlık düşmanı bir hareketin mensubundan bekleneceği üzere, sürekli şiddet ve işkence uygulamış çocuk yaştaki Felek’e. Göğüs kafesi zedelendiği, akciğerlerinde hasar oluştuğu için ciddi sağlık sorunları yaşıyor hala. Uğradığı şiddete sessiz kalan ailesinin, toplumun ve kardeşlerinin kahrından o da gömülmüş sessizliğe ve dili lal olmuş. On beş yaşında bir çocuğun lal olmasına yol açacak bir yaşamı ve şiddeti tasavvur etmeye çalışıyorum. Aklım yüreğim kaldırmıyor. Diğer kadınların anlattığına göre çocuklara nasıl bakacağını dahi tam olarak bilemiyor. Bu nedenle diğer anneler onun çocuklarına da bakıyor. Çocukların kapıda kaldığını söylüyorum. Gülümseyerek anahtarı veriyor çocuklara kapıyı açayım diye. Çünkü o fırını bırakmak istemiyor, bu gün ekmek yapmakla görevli.
Felek, çok becerikli olmasa da istekle çalışıyor fırında. Onun gücünün yetmediği yerde Fatma yardım ediyor. Fatma, çok yetenekli ve zeki bir kadın. Onun eşi YPG saflarında savaşırken Kobanê’de şehit düşüyor. En büyüğü 16 yaşında, en küçüğü 4 yaşında olan altı kızı ile yaşama tutunmaya çalışmış. Hem çalışıp hem çocuklarına bakmış. Ancak eşinin ailesi onun çalışmasına karşı çıkmış. Feodal yaklaşımlardan bunaldığı için bulunduğu şehirden kaçıp uzaklara gitmek istemiş. JINWAR projesi onun için yeni bir umut olmuş. Evini ve yaşadığı şehri özlese de devrimin onu irade sahibi kıldığını, kendi gücünü gördüğünü söylüyor. En büyük kızı Nesrin, keman çalıyor ve sanatla uğraşmak istiyor. Fatma’nın üçüncü kızı Simav, köydeki en yaramaz çocuk listesinde bir numaraya yerleşmiş. 10 yaşındaki Simav, iki gün önce bir arkadaşı ile okuldan kaçıp kaybolmuş. Bütün köy onları ararken, onlar karşıdaki tepede güvercinlerin peşine düşmüşler meğer. Fatma, uzakta bir yerde güvercinlerin uçuşup tekrar konduğunu görünce içgüdülerine güvenip kesin Simav buradadır diyerek, oraya doğru gitmiş. Yorgunluk ve kızgınlıkla iki kafadara tam kızacakken onların coşkuyla güvercinleri kovaladıklarını görünce dalıp gitmiş bu güzel manzaraya. Ne de olsa kendisi ve daha nice genç kadın hep yasaklarla ve ayıplarla kısıtlanarak büyümüşlerdi. Kızının içindeki özgürlük ruhunu öldürmemesi gerektiğini düşünüp, ben de olsam böyle yapardım demiş. Ama yine de bir anne olarak uyarması gereken konularda uyarıp, okuldan kaçmaması gerektiğini kavratıp, elinden tutup birlikte dönmüşler köye.
Fırından çıkarken mutfak kapısında 50 yaşlarındaki Melka’ya rastlıyoruz. Çocuklar onun konuşamadığını ve duymadığını anlatıyorlar. Gülümseyerek bakıyor. Çok neşeli ve şakacı bir kadın. Uğradığı tecavüzün sonucunda doğan kızını tek başına büyütmüş. On yaşındaki kızı da sağır ve dilsiz bir annenin yanında büyüdüğü için konuşmayı öğrenememiş. Gördüğü tedavi ile kısmen de olsa konuşmaya başlasa da yaşıtlarına göre çok ürkek ve saldırgan. Melka, Êzîdî bir anne. İşaretlerle içine dert olmuş bir olayı anlatıyor. Daha önce bir yerde çalışıyormuş ama parasını ve altınlarını çalıp, onu ortada bırakmışlar. Bunu yapanlardan hesap sorulmasını istiyor. Uzun zaman olmamış köye geleli. Kadınlar onun da evini kendi elleriyle hazırlayıp yerleştirmişler. Ancak Melka, evine yerleştirilen eşyaları bir köşeye toplamış. Yere serdiği bir halı ve evinden getirdiği eski bir yorgan dışındakileri kullanmak istememiş. Köydeki kadınlar onun zamana ihtiyacı olduğunu düşünerek zorlamamışlar. Her acı kadınlarda farklı travmalara yol açıyor ama bu köyde kadınlar bilgece anlam vermeye çabalıyorlar birbirlerine. Yaraların kapanmasının zaman aldığının bilinciyle nasıl yaşamak istiyorsa öyle yaşasın diyorlar.
Köye ilk geldiklerinde sessiz, ürkek ve uzun siyah elbiseler içindeki Melka ve Bedra aradan geçen birkaç ayda çok değişmişler.
Bedra, Şeddade Araplarından. Oğlu DAİŞ’e karşı mücadele ederken şehit düşmüş. Bedra, 14 çocuk doğurmuş. Bunlardan yedisi ölmüş yedisi yaşıyor. Kendi 7 çocuğu ve oğlu şehit düştüğünde çocuklarını bırakıp giden gelinin iki çocuğuyla birlikte tam 9 çocuğa annelik yapıyor. Kocası, üzerine ikinci kumayı getirince artık yaşam onun için çekilmez hale gelmiş ve kadın kurumlarının desteği ile köyden haberdar olmuş ve gelip yerleşmiş. Ailesi onun köyde kalmasından mutlu ama kocasının ailesi çocukları almak için baskı uyguluyor. Bir hafta önce ailesini ziyarete gittiğinde çocuklar köyü özlediklerini söyleyip geri dönmek istemişler. Bedra, kendisi ve çocuklarının köyde yeni bir yaşama başladıklarını söylüyor. “Burada genç kızlığımdan bu yana hayalim olan bir şeyi gerçekleştirdim” diyor. Nedir diye sorunca biraz da utangaçça pantolonunu gösteriyor. “Hep pantolon giymek istemiştim ama izin verilmiyordu, burada istediğimi giymek çok güzel” diyerek gülüyor.
Haseki Araplarından Melka daha genç. O da küçük kuma olarak gitmiş. En küçüğü 1, büyüğü 4 yaşında üç çocuğu var. Eşi şehit düşünce yeniden evlendirilmemek, muhtaç duruma düşmemek için gelip köye yerleşmiş. Yaramaz çocuklarına küfür edince kadınlar onu uyarıyor. Kadınlar birbirlerine çocuklara nasıl bakacaklarını da öğretiyorlar. Hatta köyün teknik işlerini yapan birkaç erkek köye yeni gelen küçük erkek çocuklarla kendi insiyatifleri ile bir toplantı yapıp “burası kadın köyü, burada küfür edilmez” diye uyarmışlar. Çocuklar da bu kurala uymaya çalışıyorlar.
Akşam köyün inşa komitesinden Rûmet ve Faraşîn’le sohbet ediyoruz. Projenin eksik kalan kısımlarını, kadınların eğitiminin nasıl olması gerektiğini anlatıyorlar. Çocukların eğitiminin nasıl olacağını, temizlik ve yaşamda sorumluluk alma kültürünü, ekolojik yaklaşımı nasıl geliştirmeyi düşündüklerini, kadınların yaşadıkları travmaları aşmalarını sağlayacak sosyal etkinliklere dair fikirlerini anlatıyorlar. Proje başlarken hesaba katmadıkları birçok detay da ailelerin köye gelişi ile gündeme girmiş. Bu da yeni ihtiyaçları ve planlamaları gerekli kılıyor. “Kadınların istem ve talepleri ile toplumsal doku arasında uyumu kuran bir kadın özgürlük projesini yaşamsallaştırmanın zengin yol ve yöntemlerini bulmak durumundayız” diyorlar. “Bu topraklarda kalıntıları yaşayan kadın özgürlük değerlerini forma bedene kavuşturmayı başarırsak farkımızı ortaya koyabiliriz” diyor Rûmet. O sıcak sohbet esnasında iki kafadar Sîmav ve Çiya içeri giriyor, sohbete ortak oluyorlar. Öğretmenlerin onlara dönük eleştirilerini aktarıyor Rûmet, bu ziyareti fırsat bilerek. Onlara çok yaramazlık yaptıklarını ve öğretmenleri kızdırdıklarını anlatıyor. Hangi öğretmenin neyi eleştirdiğini can kulağıyla dinlerken Çiya itiraz ediyor. “Üç öğretmenin eleştirisini kabul ediyorum ama dördüncüsü bizim sınıfa hiç gelmediği için haksızlık yapmış, ben de onu eleştiriyorum” diyor. Hepimiz gülüyoruz.