
Türkiye'nin Rojava'ya çatışmasız girmesi DAİŞ'le ne denli derin bir ilişki ve ortaklık içinde olduğunu herkese gösterdi. Hulusi Akar’ın zevahiri kurtarmak için içimizdeki darbeciler vb temizlenince ordumuzun gücü veya savaşçı yapısı açığa çıkıyor demesi bir şey ifade etmez. Böyle savaşları her ordu yapar. Karşıyla anlaşmalı olduktan ve çatışmasız alanları terk ettikten sonra hangi ordu zaferlerden kendisini mahrum etmek ister ki!
DAİŞ daha önce Kobanê'de binlerce militanını kaybetti. Felluce ve Ramadi’de de keza öyle. ABD ve koalisyon güçlerinin yoğun hava saldırıları altında bu savaşı sürdürdü. Hala elinde tuttuğu yerleri savaşmadan kimseye bırakmış değil. Bunun bir tek istisnası Cerablus'tur. Türk ordusuna karşı savaşamadığı için böyle yaptı demek hiç kimseye bir şey anlatmaz. Neden böyle oldu diye sorular geliyor tabi ki. Böyle olmasının tek nedeni dediğimiz gibi Türk ordusunun hedefinin DAİŞ olmamasıyla ilgilidir. Ayrıca Erdoğan ve AKP anlayış ve kafa yapısı olarak DAİŞ'ten zaten fazla uzak değil.
Türk devletinin yüzyıllık bitmek tükenmek bilmeyen Kürt düşmanlığı her türlü melanete ve işbirliğine onları zorluyor. Halbuki başından beri Kürtlerle barışıp ittifak yapsaydılar ne Suriye'deki bu kanlı oyunların içinde olmasına gerek kalırdı ne de Rusya veya ABD'ye el açmasına. Üstelik Türkiye Ortadoğu’da gerçek demokratik bir çözümün ve modelin de adresi ve öncüsü olurdu.
Türk devleti ve bugün onu yöneten DAİŞ kafalı hükümeti salt Kürtleri ezmek ve siyasi ortamı, savaş ve krizi daha da derinleştirmek için Cerablus'a girdi. ABD ve Rusya'ya her türlü tavizi verdi. Tükürdüğü her şeyi yalayarak İsrail'in ayağına gitti. İran ve katil Esad dediği yönetime yalvarır hale geldi. Üstelik tüm dünyada tecrit ve teşhir olmuş DAİŞ'le yine anlaşmaktan geri durmadı. Neden? Çünkü Türkiye'nin birlik ve bütünlüğü tehlikedeydi! Kim Türkiye'yi tehlikeye atıyordu? Kürtler! Kürtler ne yapmıştı? Onlarca yıldır inkar edildikleri ve hep baskı altında oldukları Suriye'de kimlik sahibi olmaya çalışıyorlardı.
Kürtlerin direniş ve kan pahasına bir statü elde etme ihtimali ortaya çıkınca Türkiye kendisini tehlikede görüyor! Bunun için Binali Yıldırım “ya Kürtleri yok ederiz ya da ölürüz’’ diyor. Irkçı ve hastalıklı düşünce yapısı yüzyıldır hala zırnık değişmemiş! Bunun için başından beri DAİŞ ve El Nusra gibi çeteleri silahlandırıp Kürtlere saldırttılar. Sınırlarını onlara açtılar. Türkiye topraklarında istedikleri gibi örgütlenmelerine ortam sundular. Türkiye'de de muhaliflerine ve Kürtlere karşı kanlı katliamlar düzenlettiler. 20 Temmuz'da Suruç katliamında suç üstü yakalandılar. 24 Temmuz saldırılarıyla savaş haline geçtiler. Antep'te Kürt yoksullarına, çocuk ve kadınlara katliam düzenleyerek Cerablus'a girmenin ortamını oluşturmaya çalıştılar.
Hulusi Akar’ın ordumuzun savaş yeteneği var vb sözlerine de değinmeye ihtiyaç var. Kürt düşmanlığının ve tekçiliğe dayalı sistemin temel ayaklarından birisi de bu ordudur. Hulusi Akar’ların kafa yapısı Türkiye’yi boğuyor, zehirliyor. Sol, Alevi ve Kürt düşmanlığı Türk ordusunu tarihinin en büyük çıkmazına soktu. Güya bir darbe atlattılar. Darbeyi düzenleyenler Fethullah yanlıları deniyor. Ordu, Fethullah ve AKP gibi tarikatçı, mezhepçi güçlerin kıskacında. Sözde Atatürkçüydü bu ordu. Şimdi Fethullahçıları tasfiye ediyoruz, diyorlar. Yerine ne konacak? AKP çizgisi hakim oluyor. Bir zamanlar Abdullah Gül'ün eşi türbanlı diye Çankaya’ya çıkışını engellemeye çalışan Türk generallerinin eşleri de yakında türban takarsa kimse şaşmasın. Kürt ve demokrasi düşmanlığı iste orduyu bu hale getirdi. Hulusi Akar ve arkadaşları da bunun sorumlularındandırlar.
Türk ordusu yüzyıldır Kürtlerle savaşıyor. Hem sadece ordu değil. Tüm devlet, tüm partiler ve basın, akademik kurumlarıyla birlikte. Bu savaş bitmedi. Son kırk yıldır silahlı çatışmalar dahil kesintisiz bir savaş var. Türk ordusunun gerilla ve Kürt halkının direnişi karşısında iradesi kırılmıştır. Sonuç alınamaz bir çatışma içinde debelenmektedirler. Hava güçleri ve teknik üstünlük dışında adım atamaz hale gelmişlerdir. Savaşı yakından izliyoruz. Yıllardır bu işin içindeyiz. Hava güçleri, zırhlı birlikler, tanklar vb olmadan hangi adımı atabiliyorlar? Tüm bu tekniğe, basın ve partilerin vb desteğine rağmen Türk ordusu herhangi bir sonuç alabilmiş değil.
Gerilla karşında başarısız olan devlet ve ordu her defasında bir gerekçe uydurmaya çalışmaktadır. Haksız bir savaş yürüttüklerini itiraf edecek erdemden yoksundurlar. Sorunu Kürt halkının kimlik ve varlık sorunundan yalıtarak kara propagandalarla terörize ederek kendilerini bu işten sıyıracaklarını hep hesapladılar. Ama olmuyor. Bir süre önce Fethullahçılar sorgudakilere PKK ve Ergenekon ilişkini kabul ettirmeye çalışıyorlardı. Şimdi de PKK, Fethullahçı ilişkisi aranmaya çalışılıyor. Utanmaz ve ahmaklaşmış aydın-akademisyen(!) takımını TV'lere çıkartıp böyle yüksek analizler yaptırıyorlar.
PKK ve Kürt halkı bu ırkçı ve gerici yapılara karşı başından beri mücadele ederek var oldu. Bu var oluş hazmedilemiyor. Gözden ve değerden düşürmek için saptırmalara başvuruyorlar. Bunlar nafile çabalar. Kürtler Suriye'de Fırat’ın batısına geçmesin diye ABD ve Esad dahil herkesle kirli pazarlıklar yapıyorlar. Kürtler bu toprakların binlerce yıllık kadim halklarından birisidir. Neden Kürtleri hep köleliğe, başkalarının egemenliğine mahkum etmeye çalışıyorsunuz? DAİŞ iki yıldır orada, bir gün rahatsızlık belirtmediniz.
Türk devleti ve AKP, Kürtlere ve demokrasi güçlerine düşmanlığa devam edecektir. Bunu sınırlarının dışına da taşıdı. Suriye'ye DAİŞ’le anlaşarak kolay girdi. Ancak çıkışının o kadar kolay olmayacağı anlaşılıyor. Bu açıdan Kürtler, Araplar ve demokrasi güçleri tarihi bir hamleyle bu işgal ve faşizmin kurumlaşmasına karşı direnişlerini yükseltmelidirler.
Muzaffer Ayata