Ortadoğu’daki gelişmelerin kuşkusuz ki Türkiye iç politikasındaki yansımaları olacaktır.
Libya, Mısır, Suriye ve Irak’taki problemin, çatışmanın, müdahalenin ve istikrarsızlığın kaynağı otoriter ve tekçi siyaset ve uygulamalardır.
Artık eski düzenlerine dönemezler. Tekçi ve otoriter rejimlerin eski alışkanlıklarında ısrar çabaları yeni çatışmalara yol açıyor. Yeni krizler yaratıyor. Geçen haftaki yazımda Türkiye’nin bu gelişmelerden ders çıkarması gereğinden bahsetmiş ve şunu demiştim: “Türkiye a-) öncelikle Kürt Politikasını ciddi şekilde değiştirmeli, b-) Merkezi üniter sistemini kökten değiştirmelidir. c-) Aleviler’i sistemin dışına iten tutum ve uygulamasına son vermeli ve d-) otoriter liderliğin problemli olduğunu görmelidir”. Ardından şu uyarıyı yapmıştır: “bu denklemde Türkiye’nin KCK ile gerilim, BDP-HDP ile kavga, demokratik muhalefete baskı, Öcalan’a ise oyalama politikasını sürdürmesinin yakın tarihte gideceği yer Türkiye’de Kürt-Türk, Alevi-Sünni çatışması olacaktır.”
Türkiye mevcut bölgesel pozisyonunu ve iç siyasetini değiştirmediği takdirde Suriye’leşme ve Irak’laşma kaçınılmaz olacaktır.
Dolayısıyla CHP-MHP çatısı ile AKP, muhafazakar ve hegemonik iktidar odağının tarz ve zihniyetinin temsil ve uygulayıcıları olarak değişmek durumundalar. Değişmezlerse Türkiye kaybeder. Türkiye ile birlikte onlar da kaybederler.
Irak’ta fiilen oluşan üçlü federasyon ile Suriye’de fiilen oluşan demokratik özerk uygulama yeni sistemin artık ne olacağı ve ya olmayacağına dair ipuçları veriyor.
Türkiye demokratik, barışçıl ve özgürlükçü bir vizyon ortaya koymalıdır. Bu vizyon siyasi statü sahibi bir Kürdistan, Sünni İslamla eşit bir Alevilik, demokrasi, özgürlük ve adalet değerlerinin yaşam bulduğu bir ülke.
Yeni Ortadoğu’nun fikri ve fiili gücü Kürt demokratik hareketidir. Kürt hareketinin zihni ve politik vizyonu Ortadoğu’daki gelişmelerde belirleyicidir. Türk hükümet ve devleti demokratik vizyonu ile güçlü ve yol gösterici olan Öcalan’ın uzatılan elini tutmalıdır.
Öcalan’ın elini tutmalıdır diyorum, çünkü hükümetin çözüm sürecinde ki ayak direten ve yokuşa süren yaklaşımı nedeniyle uçurumdan dönüldü. Süreç bitti bitecekken Öcalan yine devreye girdi ve sürecin intiharını engelledi. Bu Türkiye için bir şanstır.
Hükümet bundan doğru sonuçlar çıkarmaz ve kıymetini bilmez ise kendi içinde kuşkusuz ki etnik ve mezhep çatışması riski taşıyor. Bu ise herkesi yakar.
Olası çatışma risklerini azaltmak ve demokratik bir Türkiye için çalışan HDP’nin 22 Haziran 2014’te kongresi var. Kongrenin önemli kararlar alacağı söyleniyor. HDP (Halkların Demokratik Partisi) yetkilileri kongrenin bugünden birlikte yaşama hukukunun belgelerini oluşturacağını söylüyorlar. Kongrede oluşturulacak Konfederal örgütlenme, demokratik ulus ve özerklik çerçevesi hayatidir. Kongrenin geleceğin Türkiye’si için önemli bir çerçeve sunması bekleniyor.
Bu bakımdan bölgesel gelişmelere bakıldığında tekçi ulus ve otoriter din uygulamalarının yaşama şansının kalmadığı görülecektir.
Türkiye’nin hegemonik yapısı ya değişecek ya da aşılacaktır!
Bölgesel gelişmelerin Türkiye’ye yansımaları
Suriye’deki tekçi ve otoriter Esad yönetimi fiilen aşılmıştır. Mısır’daki otoriter ve tekçi siyaset can çekişmeye devam ediyor. IŞİD ve Baasçı güçlerin Sünni Arap bölgelerde on günde hakim olmaları ise Irak’ı fiilen üçlü bir federasyona kavuşmuştur.