Rauf KARAKOÇAN
AKP ve dinci-milli-faşist şefi Türkiye’yi bölgesel hegemonya gücü durumuna getirme serüveninde sona doğru geliyor. Bunu Suriye iç savaşından ve bölgedeki saldırgan politikalarından okumak mümkündür. AKP’yi bir proje olarak hazırlayan ABD, ılımlı İslam çizgisinde Türk ulus devletini değiştirip dönüştürmek istemişti. AKP kendisine verilen görevi yerine getirdi ve kısmen de başarılı oldu.
Senaryo oldukça basitti. Ortadoğu’daki katı ulus devletler, küresel sermayenin ve kapitalist sistemin önünde engeldir, bu engelin kaldırılması gerekir. BOP dedikleri Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında bölgeye müdahale edilecekti. Bu proje kapsamında ulus devletler domino taşı gibi birer birer devrilecekti. Bu projenin ilk icraatı PKK’ye dayatılan uluslararası komplodur. PKK önderliğinin yakalanmasıyla ve Kürt Özgürlük Hareketin’nin tasfiye edilmesi amaçlanmaktaydı. Bu girişimle ihanetçi işbirlikçi Kürtlere alan açmak ve Kürtleri bu projede etkin kullanmaktı. Uluslararası komplonun ardından Afganistan ve ardından Irak’a müdahale geçekleşti. Bölge hızla savaş kıskacına alındı. ‘Arap baharı’ ile peş peşe hükümetler devrildi, devlet yönetimleri el değişti. Tunus’tan başlayan sözde bahar, Libya, Mısır ve Suriye’de kara kışa dönüştü.
Türkiye için ise AKP ve şefi hazırlandı. ABD’nin stratejik müttefiki olan Türkiye, ılımlı İslam çizgisinde, yıkılan Ortadoğu rejimleri için bir model olarak öngörülmekteydi. Erdoğan bu proje için ideal bir şef olarak seçilmişti. Gizli ellerle ve büyük desteklerle ilk seçimde iktidara getirildi. Fetö ile ortaklığı iktidarda kurumlaşmasına yol açtı. Zamanla devletin tüm kurumlarını ele geçirdi. Fetö’yü tasfiye etti. Kürt Özgürlük Hareketini sahte barış girişimleriyle oyalayarak zaman kazandı destek buldu. Kendisini sağlama aldıktan sonra sıra Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye geldi. Devletin muhtevasını değiştirerek tek adam rejimine geçiş yaptı. Artık bölgeye açılma ve hegemonya kurmaya başlamasının önünde engel kalmamış oldu. Suriye iç savaşında kıssadan hisse çıkararak müdahalede bulundu. Karşısındaki küresel güçlere ve diğer bölgesel aktörlere diş biledi. Lozan anlaşmasına ihanet belgesi dedi, Misak-ı Milli sınırları demeye başladı. Bölgesel hegemonya gücü olma niyetini açıkça beyan ederek bunun pratik adımlarını atmaya çalıştı. ABD ve Rusya ile flört etmeye başladı. S-400, F-35, İdlib konularında partnerleriyle dans ederken ayaklarına bastı. Savaş dansından kendisine alan açtı. Cerablus, Azez, Bab derken Efrîn’i işgal etti. Hızını alamayarak Minbic dedi ve arkasından Fırat’ın doğusunu gündemine aldı. Tanrı yürü ya kulum dercesine atını hızla mahmuzladı. Atıyla Fırat’tan geçerken boğulan Osmanlı Paşası Şah Süleyman’ın akıbetine benzer bir sona doğru gittiğini tahmin etmemişti. Gelinen aşamada dananın kuyruğu İdlib’de kopacaktır. Türkiye’nin hegemonik güç olma serüveninin de sonuna gelmiş olacaktır.
Suriye savaşının sonunda elde edilen sonuçlarla yeni dengeler kurulacaktır. Suriye zemininde bölgesel hegemonik güç olma peşinde olan iki temel güç arasında şu an görülmeyen ama gelecekte kapışma rekabeti içinde olacak İran ve Türkiye vardır. Bilindiği gibi Türkiye Sünni Arapların selefi cihatçı terör örgütlerine her türlü desteği açıktan yaparak onların hamiliğine soyunduğu aşikardır. Türkiye kendisini bu terör örgütleriyle güç haline getirmektedir. İran ise Arap Alevilere dayanarak Şii kesimin müttefiki konumundadır. Bu iki devletin Astana masasında yan yana oturmalarına aldanmamak gerekir. Aralarındaki ideolojik çelişki derindir. Hegemonya kurmak için yarışacaklardır. İran Suriye pastasından pay kapmazsa Yemen, Lübnan, Suriye, Irak’ta kurmak istediği yeşil kuşak zincirinde halkanın kopması anlamına gelecektir.
Misak-ı Milli ya da yeni Osmanlı sınırlarına ulaşma şansını Suriye’de yitiren AKP ve şefi Güney Kürdistan’ın işgaliyle devam etmektedir. AKP ve Şefi, kucağına KDP’yi de oturtarak Medya Savunma Alanlarına saldırarak, kalıcı üsler kurarak, Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmeye çalışmaktadır. Bu saldırılardan Misak-ı Milli çıkmaz ama ihanetçi işbirlikçi güçleri kullanarak bu coğrafyayı kendi topraklarına katabilir. Medya savunma alanlarına saldırısının amacı Kürt Özgürlük Hareketini tasfiye etmek, güney Kürdistan’ı kendi topraklarına katmanın ötesinde, olası ABD, İran savaşında Rojava’ya benzer bir oluşumunun önünü almanın hinliği içindedir. KDP ise Rojava’da yitirdiği egemenliği Rojhilat’ta elde etmenin iştahıyla sömürgeci, soykırımcı faşist Türk devletiyle işbirliği içinde hareket etmektedir.
Hegemonya olma özlemi içinde olanlar daha da büzülecekleri şimdiden görülmektedir. Derinleşerek sürecek olan savaşın içinde Kürtler için tek çare ulusal birliktir. Dört parça Kürdistan halkı kapıdaki tehlikeyi görerek ulusal birlik oluşturarak hazırlıklı olmalıdır.