Bölgesel izolasyon derinleşir
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de tüm karşı çıkışlara rağmen sondaj faaliyetlerine devam etmesini değerlendiren gazeteci Nikolaos Stelya, “Türkiye’nin bölgesel izolasyonu, Kıbrıs Türk toplumunun tarihi yalnızlığını derinleştirebilir” dedi.
Türkiye’nin Doğu Akdeniz’de sondaj çalışması uluslararası itirazlara rağmen aktif bir şekilde devem ediyor. Türkiye, dördüncü sondaj gemisinin bölgeye göndermeye hazırlanırken, Avrupa Birliği (AB) ülkeleri ilk yaptırımlarını devreye koydu. Avrupa Yatırım Bankası, yıl sonuna kadar Türkiye’ye kredi vermeyi durdurdu. Kıbrıs’ta yayımlanan Kathimerini gazetesinin Türkiye masası editörü gazeteci Nikolaos Stelya, Akdeniz eksenli yaşanan gelişmelere ilişkin Jinnews’ten Sadiye Eser’in sorularını yanıtladı.
Kıbrıs meselesinde uzlaşı sağlanmamış olmasının, Türkiye’yi enerji oyununda bir adım geride bıraktığını belirten Stelya, aynı süreçte Arap Baharı özelinde yanlış tutum ve stratejilerin sonucunun bölgesel yalnızlık olduğunu hatırlatarak, ”Beri yandan yeni süreçte Türkiye, Kürt meselesi ve diğer konuların ışığında pozisyonunu Rusya ve İran’ın yakınlarına konumlandırırken, ABD’nin yol göstericiliğinde Akdeniz’e kıyısı olan Kıbrıs, Yunanistan, İsrail, İtalya, Ürdün, Filistin ve Mısır, Doğu Akdeniz Gaz Forumu’nu gerçekleştirdi. Bu ülkeler Doğu Akdeniz’de Rusya ve İran karşıtı bir blok için harekete geçti. Burada Türkiye yok” dedi.
Rum tarafının 2011’deki adımlarına cevap verme noktasında yetersiz girişimler içerisinde olan Türkiye’nin, 2019’da tek taraflı girişimlerle ve deniz hukukunu kendi açısından yorumlayarak (Atina ve Lefkoşa’nın da yaptığı üzere) karşı tarafa (Rum tarafı) baskı uygulamaya çalıştığına işaret eden Stelya, ”AB bu durum karşısında sınırlı ölçüde tepki gösterdi. Saldırı karşısında olduğunu iddia eden bir üye devletin çağrısı neticesinde AB’den farklı bir duruş beklenemezdi. AB bu sınırlı tepki ile bir anlamda ‘Doğu Akdeniz’deki durumun farkındayım, Kıbrıs sahipsiz değil ama diyaloğa da kapıyı kapatmıyorum’ mesajını veriyor” şeklinde konuştu.
Türkiye’nin elindeki tek seçeneğin, karşı tarafa her türlü araçla baskı uygulamaktan öteye geçemeyeceğini savunan Stelya, Türk ve Rum liderlerin 9 Ağustos’taki görüşmesi için de şunları ifade etti: ”Türk ulus devleti, bazı fay hatları üzerine inşa edilmiştir. Gnel bağlamda etnik nitelikli iki temel fay hattı; Kürt meselesi ve Kıbrıs meselesi. Türkiye’nin gelişimi, temel sorunlarının çözümü, bu iki fay hattının sonuç alıcı bir şekilde kontrol altında tutulması, mümkünse bu iki temel sorunun çözümüne bağlıdır.
Kıbrıs sorununun bir şekilde halli Türkiye’nin konumunu bölge genelinde rahatlatacaktır. 9 Ağustos’taki liderler zirvesi ve özellikle hemen sonrasında toplanması beklenen resmi olmayan beşli zirve bu hedefin gerçeğe dönüşmesi açısından hayati öneme sahip. Üç garantör ülke ve iki toplum Crans Montana hezimetinden iki sene sonra çıkış yolu arayacak.”
Büyük buhranla karşılaşırlar
Gazeteci Nikolaos Stelya, Türkiye’nin sondaj faaliyetlerine devam etmesi durumunda ne gibi sorunlarla karşılaşacağı, bu faaliyetinin Kıbrıs’a etkisinin ne olacağı konusunda ise şunları dile getirdi: ”Bölgesel ve diplomatik yalnızlık, AB ile büyük sorunlar, içte milliyetçi dalganın kabarması, çözüm yanlısı seslerin ekarte edilmesi ve Kıbrıs’ın kuzeyinde Kıbrıslı Türklerin tarihi bir belirsizlik içerisinde kalması ihtimal dahilindedir. Kıbrıs özelinde böylesi bir seçenek askeri harcamaların tavana vurması, iki taraf arasındaki güvensizliğin kalıcılaşması ve özellikle toplumsal ve siyasi bir kriz içerisine giren Kıbrıslı Türklerin büyük bir buhranla karşı karşıya kalmasıyla sonuçlanabilir. Türkiye’nin bölgesel izolasyonu, kendi içerisinde hali hazırda belirsizlikler, sınıfsal ve toplumsal gerilimlerle boğuşan Kıbrıs Türk toplumunun tarihi yalnızlığını da derinleştirebilir. Bu yalnızlık, ne değerli ne de sürdürülebilir olacak.”