Irak Şam İslam Devleti'ne (IŞİD) bağlı çeteler, Sünni bölgelerindeki hakimiyet alanını genişletirken, Irak'ta giderek derinleşen şiddet sarmalı ve kaos, uluslararası diplomasinin de bir numaralı gündemini oluşturuyor.

Irak ordusu ile IŞİD arasındaki çatışmalar derinleşirken, ABD Dışişleri Bakanı John Kerry, temaslarda bulunmak üzere Irak'a gitti.
ANF'ye konuşan Gazeteci Mustafa Delen ise, IŞİD çetelerinin saldırılarıyla büyük bir ivme kazanan Sünni- Şii mezhep çatışmasının, Ortadoğu'yu bir dönemin Avrupa'sındaki "Yüzyıl Savaşlarına" sürükleyebileceğine vurgu yapıyor.

Telafer Havaalanı IŞİD'in elinde

IŞİD ile Irak ordusu arasındaki çatışmalardan sonra Telafer'deki havaalanının kontrolünün IŞİD'in eline geçtiği belirtiliyor. Havaalanını koruyan Irak askerlerinin, çatışmalardan sonra Êzîdîlerin yaşadığı Şengal kasabasına çekildikleri dile getirildi. Telafer, Musul ve Suriye arasındaki karayolunda önemli nokta. Basında yer alan bilgilere göre Şengal'e çekilen Irak ordusunun içinde Başbakan Maliki'nin Musul'un geri alınması için görevlendirdiği Ebu Welid de bulunuyor. Çoğunluğu Türkmen olan, Telafer kentine yönelik saldırılarda, binlerce kişi Şengal kasabasına sığındı. Barınma, yiyecek, temiz su ve güvenlik konusunda göç eden bu kesim, büyük sorunlar yaşıyor.

Bir peşmerge hayatını kaybetti

Musul'un Batı Kürdistan ile olan sınırında bulunan Rabia'da meydana gelen patlamada bir peşmerge hayatını kaybederken, 6'sı yaralandı. Güney Kürdistan medyasına göre patlama dün sabah saatlerinde meydana geldi. Bomba yüklü araçla gerçekleştirilen saldırıda bir peşmerge hayatını kaybederken, en az 6 peşmerge de yaralandı. Rabia, Batı Kürdistan'ın Til Koçer kentinin karşısında bulunuyor. Bu sınırın bir tarafı YPG'nin elinde bulunurken, IŞİD çetelerinin 10 Haziran'da Musul'u ele geçirmesi ardından, Rabia kapısı da YPG ve Peşmerge denetimine geçmişti.

Kerry temaslarda

Öte yandan Irak'taki gelişmeleri çok yakından takip eden ABD, Dışişleri Bakanı'nı Ortadoğu'ya gönderdi. ABD Dışişleri Bakanı John Kerry,
Pazar günü Mısır'daki temaslarının ardından Bağdat'a geçti.
Kerry, Başbakan Nuri El Maliki ile ülkenin durumu ve IŞİD'in ilerleyişi hakkında görüşecek. Kerry Bağdat'ta Irak Başbakanı Nuri Maliki ile bir araya geldi. Başkent Bağdat'a ulaşan Kerry ilk olarak Başbakan Nuri Maliki ile bir araya geldi. Kerry daha sonra diğer Iraklı liderlerle görüşerek ülkedeki son durumu değerlendirecek.
Mısır Dışişleri Bakanı Samih Şükri ile 22 Haziran Pazar günü yaptığı görüşmenin ardından konuşan Kerry, IŞİD'in bütün Ortadoğu için tehlike olduğunu vurgulamıştı. Kerry'nin gündemde Müslüman Kardeşler ile mücadele ve Irak krizi vardı. Şükri ile görüşmesinin ardından düzenlenen basın toplantısında konuşan Kerry, IŞİD'in sadece Irak'a yönelik değil, bütün Ortadoğu için tehdit oluşturduğunu söylemişti. "Irak'ta lider seçimi, Iraklılara aittir diyen" Kerry, ülkesinin Irak halkını kucaklayıcı bir lider seçmesini temenni ettiğini de vurguladı. Kerry'nin bu ifadesi, ABD Başkanı Obama'nın Irak Başbakanı Maliki hakkındaki eleştirisi ile paralellik gösteriyor. Irak'ta IŞİD'in ilerleyişi sonrası gözlerin çevrildiği ABD Başkanı Obama, Maliki'yi eleştirerek "Ancak iyi bir ajandası olan liderler bu krizde Irak'a önderlik edebilir" demişti.

'Bölgesel savaş riski var'

Bu arada, Ortadoğu'daki gelişmeleri yakından takip eden gazeteci Mustafa Delen, Irak'ta mezhep çelişkilerinin bilinçli bir şekilde kışkırtıldığını belirterek, IŞİD çetelerinin geniş bir bölgeyi ele geçirmesiyle oluşan yeni durumun bölgesel savaşa dönüşebileceğini söyledi.
ANF'den Avaşin Adar'ın sorularını yanıtlayan Delen, "Bu gerçekten de çok tehlikeli bir durumdur. Böyle bir şey gelişirse, çok kanlı bir bölge savaşı gelişir. Avrupa'daki yüzyıl savaşlarını bile geçer" dedi.
IŞİD'in temellerinin, ABD'nin Irak'a 2003'teki müdahalesiyle atıldığına işaret eden Delen, "Saddam sonrası Sünnilerde; 'Şiiler geldi, biz dıştalandık' psikolojisi oluşmaya başladı. Kürtler belki hallerinden memnundu. Biraz daha özerktiler; kendi parlamentoları, kendi güvenlik güçleri vardı. Ama aynı şey Sünniler için söylenemez. Sünniler bu gidişattan memnun değildi. İşte IŞİD bu süreçlerde ortaya çıktı. Ancak 'Maliki yönetimi İran yanlısıdır. İran'ı çok esas alıyor, mezhepçi bir politika yürütüyor ve Sünnileri dışlıyor' şeklindeki bir propaganda çok abartılıdır. Sünnilerde böyle bir algı ve zemin zaten vardı. Kısacası IŞİD bu çelişki üzerinden kendisini örgütledi" şeklinde değerlendirme yaptı.
IŞİD'in kurucusunun El Bağdadi, içlerinde ise Saddam yanlısı güçlerin bulunduğu ve çok sayıda Sünni aşiretin de bu yapılanmaya destek verdiğinin altını çizen Delen, "Yine Bağdat'taki patlamalardan sorulu tutulduğu için Türkiye'ye kaçan Tarık El Haşimi gibi isimlerin içinde olduğu söyleniyor. Örgütlenmeleri şehirlere dayalıdır. Ses getirici eylemler; intihar saldırıları ve daha birçok farklı yöntemlerle gerçekleştirdikleri patlamalar var. Camileri, pazarları, mahalleleri, resmi kurumları eylem alanları olarak seçtiler. Bu tarz eylemleri hala sürüyor. IŞİD, özellikle ilk yıllarda Irak'ta yapmış olduğu hiçbir eylemi resmi olarak üstlenmemiştir" diyor.

Bu çağda bu kararlar

Irak'ın parçalanması, bunun Ortadoğu coğrafyasına yansıması ve IŞİD'in hedeflediği ve topluma dayattığı sistem konusunda da Mustafa Delen şu yorumu yapıyor: "Irak'ın parçalanması sadece Irak toplumunu değil, bölgeyi de etkileyecek. Her şeyden önce güçler arasında var olan mezhep çelişkisi derinleşecektir. Aynı şekilde bir parçalanma yarın Suriye'de de gündeme gelebilir. Mezhepsel kimliğe dayalı parçalanmalar sürekli gündemde olacaktır. Bu da toplumsal kaos demektir. Aslında Ortadoğu'nun sosyal dokusu böylesi bir parçalanmaya uygun değildir. Tarihten bu yana toplumlar, bu topraklarda, kendi dil, renk ve inançlarıyla iç içe yaşamışlardır.  Bu gerçekten de çok tehlikeli bir durumdur. Böyle bir şey gelişirse, çok kanlı bir bölge savaşı gelişir. Avrupa'daki yüzyıl savaşlarını bile geçer. IŞİD, bu konuda çok ucuz hesaplar peşinde. Korkutmaya, ürkütmeye dayalı bir siyaset izleyerek, kendine alan açmak istiyor. Mesela Musul'da yönetimi ele geçirir geçirmez hemen 'şeriat' adı altında çok keskin kararlar aldı. İlk aldıkları kararlar kadınlara yönelik oldu. "Çok zorunlu olmadıkça kadınlar evden çıkmayacak" deniliyor. Bu çağda böyle bir şey olur mu? Hangi kadın, hangi genç böyle bir rejim çatısı altında yaşamak ister?"

Sonuçları kolay açıklanamaz

"Kürt cephesinden bakıldığında neler söylenebilir" şeklindeki bir soruya da Delen şu yanıtı veriyor: "Musul olayından sonra PYD'nin açıklamaları oldu. Ortak cephe çağrıları vardı. KCK'nin de benzer açıklama ve beyanatları oldu. Örneğin, Irak üçe bölünürse, bölge açısından sonuçları ne olur? Kürtler, bundan nasıl etkilenir? Kürtlerin bir araya gelip bunu değerlendirmeleri gerekir. Bu bir zorunluluk. Açık söylemek gerekirse Güney Kürdistan hükümeti cephesinden pragmatist bir yaklaşım var; 'Kürdistan'daki petrol bize kalır, bilmem bağımsız devletimiz olur' gibi söylemler gerçekçi değil. Olay bu kadar basit ele alınamaz. Sözünü ettiğimiz güçlerin birçok senaryosu var. Kürtleri birbirine düşman edecek oyunları var. Bunlar görülmeden ulusal heyecana gelmek veya bu heyecanı fırsat bilip rant uğruna maceralara atılmak doğru değildir. Bu açıdan özellikle de bu dönem açısından Ulusal Kongre fikri, en gerçekçi fikirdir. Kürtler, konuşarak, tartışarak kaderlerini belirlemeli." 

HABER MERKEZİ