Erdoğan grubu, ABD’ye, ancak şimdi izlenen AKP Hükümetinin çizgisi temelinde bölgedeki “ortak” çıkarların korunup, genişletileceğini “kanıtlamak” istiyor. Yani Erdoğan ve grubu ABD’ye “karşı” değiller. ABD’nin Ortadoğu politikasının “İsrailci” çizgisine karşılar. Ve kesinlikle İsrail’e de “karşı değiller. İsrail’in Hamas’la savaş siyasetine karşılar. Bu iki güce, “bizim çizdiğimiz çizgi, hem ABD’nin, hem de İsrail’in menfaatinedir” diyor ve bunu kanıtlamak için, tehlikeli bir maceraya “amok” koşucusu gibi koşuyorlar.
Bir başka ifadeyle, bu iki devlete ve elbette AB ülkelerine de, “bölgedeki paylaşım savaşında benim üzerime bahse girin” diyorlar. “Beni destekleyin, bölgeyi Şii ve Sünni iki kampa bölmemize ve bu kamplardan Sünni kampın başına bizim geçmemize izin verin” diye pazarlık yapıyorlar. Bu pazarlıkta ellerini güçlendirmek için de, işte şimdi yaptıkları gibi, IŞİD gibi bir terör örgütünün şemsiye altında, ipten kazıktan kurtulmuş terörist unsurları birleştiriyor, destekliyor, silahlandırıyorlar.
Bu arada, sanki bu çizgiyle çelişir gibi görünen bir başka çizgi de izliyor: İran’la gizli ekonomik ilişkiler kuruyor, buradan muazzam menfaat sağlıyor. Tıpkı vaktiyle Nazilerin Sovyetlere saldırmadan önce, onların “çelik” ihtiyacını karşılaması gibi.
Pragmatizm dünyasında yaşıyoruz. Eğer Erdoğan bu dediklerini yapabilirse, yani Güney’de elde ettiği ekonomik menfaatlerini kalıcılaştırabilir, Musul’da da tıpkı Hewler’de olduğu gibi ekonomik sömürgecilik yolunda adımlar atabilirse, Rojava’yı dize getirip, orayı “Güneyleştirebilir” ve Suriye’nin Lazkiye dışındaki geniş kesimlerinde de nüfuzunu dayatabilirse, şunlar olur:
Birincisi, Türk tekelci sermayesi kendini üçe, dörde katlar. Kerkük, Musul ve Hesekê petrolünden payına düşecek olanlarla, buraya satacağı mal ve ihraç edeceği mali sermaye Erdoğan’ın 2023 projesinin ekonomik temelini oluşturur da artar bile...
İkincisi, böyle bir “zengin” bölge, bir kere “müstakar” hale gelince, kapılar ABD’ye de, AB’ye de, İsrail’e de ardına kadar açılır... Katar’ından Suudisine, Mısırı’ndan Tunus’una kadar, tüm İslamcı hevesler, o andan sonra, bu “Sünni cennetinde” ıslah olur, rahata erer ve İran Şiiliği karşısında kendisini güvende hisseden bütün Körfez devletleri, o andan sonra güçlü, yıkılmaz bir “Şii-Sünni barışı“ için çalışır.
Edoğan-Davutoğlu ikilisinin kafasındaki plan beş aşağı beş yukarı böyledir ve bu planı ABD ve İsrail için inandırıcı kılmak ve onlarla işbirliğini Türkiye yararına yeniden kurmak için, bu ikisinin “zıddına” gitme pahasına, ölümcül bir maceraya atılmışlardır.
Musul’un işgalinde ve Şengal’de IŞİD saldırısının arka planında yatan en büyük hakikat bana kalırsa böyledir.
Cemaatle kavganın da temelinde yatan bu “dış politika macerasıdır”. ABD ve İsrail Erdoğan’a asla güvenmiyor, onun izlediği bölgesel çizgiye destek vermiyor. O nedenle de, bu gruba karşı, Cemaat’i harekete geçiriyor. Cemaat Türkiye’nin rotasını, klasik ABD-İsrail çizgisine çekmek için “kendini feda” edercesine çırpınıyor. Şimdilik bu “çırpınışlar” beyhudedir. Erdoğan “amok kuşusunun” son kilometresine girmiştir, koşu Köşk’te bitecek.
İşte Erdoğan’ın “mezhepçi kışkırtmalarının” arkasında, kör bir taassubun yanında, ondan da çok, dizginlenmez bir bölgesel emperyalist “pazar elde etme” kavgasının gerekleri yatıyor. Sermayenin bu gemlenmez ihtiyacına, tıpkı vaktiyle Krupların “dünya savaşı” ihtiyaçlarına “meczup Hitler” nasıl uygun düştüyse, Erdoğan da öyle uygun düşüyor.
“Mezhepçi” siyasetle Kürdistan’a, Irak’a, Suriye’ye “petrole” gidenler, kendi evlerini o petrolle ateşe verecekler.
Yangını kim önleyebilir? Şu ana kadar Erdoğan karşısında hezimetten hezimete uğrayan CHP-MHP bloku mu? Yoksa Cezîri’de Kobanê’de, Şengal’da, Rabia’da IŞİD’ı püskürten, Fırat’ın Doğusunda Erdoğan’ı her seçimde biraz daha fazla dize getiren Kürt özgürlük hareketi mi?
İhsanoğlu mu? Demirtaş mı?
‘Bölgeye’ petrole giden kendi evini yakacaktır
Erdoğan grubunun “mezhepçiliği”, basit bir “ideolojik saplantı” değil. Erdoğan, Allahsız, dinsiz, imansız, mezhepsiz bir “zındık” olsaydı bile, bugünün Türkiyesi ve bugünün dünyasında, temsil ettiği sermayenin menfaatlerini yine bugün izlediği “mezhepçi” çizgiyi hayata geçirerek savunacaktı. O bir de bu çizgiye fanatikçe inanıyor.