Uluslararası komplonun ilk gününden tüm İmralı yargılamaları boyunca, PKK Önderi Öcalan’a karşı yürütülen “karalama kampanyası”nın Kürt halk mücadelesini karanlığa boğma yeltenişi, yüzlerce insanın bedenlerini ateşe verdiği günlerde bile amacına ulaşamadı.
Kafacığı bir fındık kabuğu büyüklüğünde olanlar bile, o günlerde halkı Öcalan’a karşı şüpheye düşürme ihtimali ile bugün aynı abes işi yaparak halkı şaşırtma ihtimali arasındaki uçurumu anlayabilir. O günlerde, henüz neyin ne olacağının bilinmediği, hatta örgüt saflarında moral bozukluğunun zirve yaptığı sırada “Öcalan PKK’yi sattı” tezviratına yüz vermeyen Kürt halkı, aradan bunca yıl geçtikten, “satmak” ne kelime, Öcalan’ın İmralı’da geliştirdiği çizgi PKK’yi meşrulaştırdıktan, Kuzey’deki direnişin gücüyle devleti masaya oturttuktan, Kürt kimliği ve dilinin inkarına en büyük darbeleri indirdikten ve Rojava’da devrim sürecini zaferin eşiğine getirdikten sonra, bu zavallı kampanyaya inanır mı?Vaktiyle Sovyetler Birliğine yaptığım bir ziyaret esnasında, ünlü Reichtag kundaklaması davasında yargılanan ve bu yargılanmayı Nazizmin yargılanmasına çevirerek dünya çapında haklı bir ün kazanan Dimitrof’la ilgili, benzer bir tevatürün Naziler tarafından uydurulduğunu duymuştum. Şili’de Allende’ye karşı darbe sonunda tutuklanan Corvalan hakkında da bir araba dolusu dedikodu yapılmıştı. TUDEH başkanı Kiyanuri’ye “uyuşturucu ilaç verilip” TV’ye çıkarıldıktan sonra da bu kahraman direnişçi de aynı şekilde karalanmıştı. Lenin Alman casusluğu ile suçlanmıştı. Kimbilir daha nice benzer durumlar vardır.
Tarihi tecrübe, düşman kampın “zındanlarında” üretilmiş ve “açığa vurulmuş” hiç bir şeyin halk hareketi açısından beş kuruşluk değeri olmadığını bize öğretmiştir. Hele günümüzün teknolojik “marifetleri” hakkında bir kilo bilgisi olan herkes, on küsur yıl boyunca aralıksız “sesi” ve “görüntüsü” yirmi dört saat boyunca kayda geçirilen bir insanı istenilen kılığa sokmanın, her türlü “konuşturmanın” artık çocuk oyuncağı olduğunu bilir. Ben bizim arkadaşın torununa sordum: “Süpermen gerçekten de uçuyor mu?” 6 yaşındaki çocuk başladı gülmeye. Dedi ki, “dede, bugünün teknolojisi öyledir ki, seni ben bile ekranda uçururum”. Kürdün aklını 6 yaşındaki çocuk aklından da geri sananların aklına ne demeli?
Ancak burada gülünç ve ahmakça olan, “eski devletin”, yani PKK önderini defalarca bilmem kaç tonluk bombalarla yok etmek isteyen, onun başında bulunduğu örgütün on binlerce üyesini katleden, yüz binlercesini işkencelerden geçirip, ömür boyu hapse mahkum eden devletin Öcalan’ı “devlet yanlısı” göstererek Kürt halkını aptal yerine koymaya yeltenmesidir.
PKK düşmanlarının yıllardan beri dillerine doladıkları iftiraların bir derlemesi, kopyası ve müsveddesiyle karşı karşıyayız. Bu kampanya, kirli savaş güçlerinin zavallı ve son üstelik sonuç vermesi mümkün olmayan son hamlesidir.
Öyledir ama, şunu da unutmamak gerekir: Bu kara kampanyayla, şimdi mapushaneden çıkmak için kıvrım kıvrım kıvranan rövanşistler, eğer fırsat bulurlarsa ne yapacaklarını da ortaya koymuşlardır. Bunlar fırsat buldukları anda ateşkese son vereceklerini, çözüm sürecini yıkacaklarını ve yeniden savaşı başlatacaklarını, şimdi Öcalan’a karşı başlattıkları kampanyayla ilan etmişlerdir.
AKP eğer yakasını kurtarmak için bu kılıç artığı Ergenekoncularla, Perinçekçi, Kerinçekçi unsurlarla ittifakı aklından geçiriyorsa, bilmeli ki, bunların çözüm sürecine son vermesi ne Öcalan’ı ne de PKK’yi yıkmaz ama, kendisinin sonunu getirir. Hükümet, montaja esas teşkil eden görüntülerle ilgili derhal ciddi bir araştırma yapmalı ve komploculara fırsat vermemelidir.