
Rojava Devrimi’ni bütün yönleriyle anlama ve anlatma çabası, ne kadar uğraşsak da yetersiz kalacaktır. Özellikle Kobanê ve Girê Sipî zaferleri, ağır bedellerle kazanıldı; direniş hala devam ediyor.
Rojava Devrimi’nin gerçekleştiğ 19 Temmuz günü, bir arkadaş gelip rejimin Asayiş binasının tepesine kesk-sor-zer bayrağımızın asıldığını söylediğinde, önce inanamadık. Nasıl olurdu? Nasıl olmuştu da bayrağımız rejimin Asayiş binasında dalgalanıyordu? BAAS askerleri buna izin vermiş miydi? Oysa hiç silah sesi duymamıştık!
Bulunduğumuz yerden hemen çıkıp gezmeye başladık. Ne yapacağımızı bilemedik. Gidip Asayiş binasına baktık; gerçekten de bayrağımız tepesinde dalgalanıyordu.
İlk aklımıza gelen, “Acaba rejim güçleri hemen bu binayı vurur mu” oldu. Bunun yanında hepimiz, çok büyük bir heyecan ve sevinç yaşıyorduk. Halep’te bulunan akrabalarımıza haber ulaştı; “Kobanê özgürleşti, hayallerimiz gerçek oluyor” diyerek halaya durdular. Derken, Kobanê ardından Efrîn de özgürleşti. Şehir şehir yayıldı dalga.
Devrim günlerinde bazı şeylerin tam olarak farkına varamamıştık. Zamanla devrimin heyecan vericiliğini, boyutunu daha iyi görebilmeye de başladık. Halkın heyecanı görülmeye değerdi. Halk, genç, yaşlı, kadın, erkek ses olup sokaklara, alanlara akıyordu; devrimin coşkusu her tarafı sarmıştı. Hatırlıyorum: Zap şarkısı çalıyor, direniş geleneğimize uygun bir heyecanla hep bir ağızdan söyleniyordu.
Dilimizi öğrenmek, toplumsal yeniden doğuştu
Kürdistan’ın özgürleşmesi, hepimizin hayaliydi; ama böyle gelişme yepyeni bir şeydi. Bunun daha da yayılması, sağlamlaşması için bir an önce toplumsal örgütlülüğün güçlendirilmesi gerekiyordu. Hemen harekete geçildi. Devrimin ilanından sonra konferanslar ve toplantılar art arda örgütlenmeye başlandı. Şehit Berfîn o günlerde evimize gelmişti. Defter ve kalemin Kürtçe’sini söyleyerek, “İstemez misin” diye sordu. Bana çok değişik geldi. Kalemin ve defterin adını ilk defa Kürtçe duyuyordum. Bunları yalnızca Arapça’da biliyordum.
O günden sonra, kendi dilimizde eğitim veren okullara gitmeye başladık. Kürtçe dilindeki devrim, Rojava Devrimi içinde adeta ayrı bir devrim niteliğindedir.
Okula başlarken, sadece bir ‘mamoste’miz vardı, aynı zamanda hevalimizdi. Başka birçok işinin yanında bizim gruba Kürtçe dersler veriyordu. Eğitimden önce kendi televizyonlarımızdan haberleri izlediğimizde bile tam olarak anlayamıyorduk. Dilimizi öğrenmeye başladıktan sonra kimliğimizle de daha güçlü buluşmaya başladık. Dilimizi öğrenmek toplumsal anlamda yeniden doğuşumuz anlamına geldi demek, hiç abartılı olmaz.
Kadınlar devrime, yaratılan değerlerle katıldı
Devrimi kadın boyutuyla değerlendirmek ise başlı başına bir roman konusu olabilir. Her şey bir anda olup bitmedi, birdenbire gelişmedi. Hatta ilk kadın taburları oluşturulduğunda itiraz eden anlayışlar vardı; “Kadın nasıl evden çıkıp da savaşçı olacakmış” diyorlardı. Ana devrimin moral gücü, bu tarz engelleri hızla aşmamızı sağladı, kadını cephenin en ön saflarına taşıdı. Bunun gelişmesinde Önder Apo’nun Rojava’ya gelip yıllarca emek vermesinin büyük payı var.
Kadınların devrime katılımı, Özgürlük Hareketimizin yarattığı değerler üzerinden oldu. Kadın, bu değerler sayesinde kendini toplumsal, siyasal, askeri her alanda bir irade olarak görmeye başladı. Büyük bir direniş örneği açığa çıktı. Toplumsal değişimin öncüsü kadın oldu. Bu, başlı başına çok büyük bir adımdı.
Kürt’ün kırılan gururu aşıldı; artık geri dönüş yok
Devrim öncesinde de Rojavalı gençler üniversiteye gidiyordu; ama kimliklerinden utanarak, kimliklerini gizleyerek... Şimdiyse YPG/YPJ saflarında kimlikleri için, ülkelerinin özgürlüğü için savaşıyorlar. Özgürlük mücadelesiyle erişilen bu noktadan artık geri dönülmeyecek.
Belki o kadar ideoloji bilmiyorduk, felsefe bilmiyorduk. Ama bu toplumu, özgürlüğe bağlılığı ve inancı da savaştırmaya yetti. Her şey bir yana, mücadele etmek için şu bile yeterliydi: Artık “Biz Kürt’üz” diyebiliyorduk. Kürt’ün kırılan gururu, iradesi, öz gücüne duyduğu güvensizlik aşılmıştı. Öyle ki, bu inanç ve kararlılıkla yüzlerce genç, direniş saflarında kahramanca şehit düştü. Bu, kendine dönüşte, özüne dönüşte ısrar anlamına geliyor.
Sadece tabelalarımız değil aklımızda Kürtçeleşiyor
Rojava Devrimi’ni sadece bazı yönlerle, birkaç yönle ele alamayız. Direnişin ve devrimin bizde yarattığı etki çok büyük oldu. Devrim için devrimler yaşadık. Özellikle kadın devrimi, bütün toplum için büyük bir devrimdi. Bununla çok büyük bir güç açığa çıktı. Kadın devrimi, kişiliklerde de devrimsel dönüşümler yarattı.
Çocuklarımız devrimin hemen ertesinden beri Kürtçe eğitim görmeye başladı. Diyebiliriz ki, sadece tabelalarımız, konuşmalarımız değil akıllarımız da Kürtçeleşiyor.
Şehadetler yaşamımızın parçası oldu
Devrime karşı başlatılan saldırılara direniş, büyük bedeller pahasına yürütüldü. Şehadetler, yaşamımızın bir parçası oldu. İlk şehitlerimiz Şehit Dilovan ve Şehit Mahmud’un cenaze törenlerinde hatırlıyorum, Kobanê’de adeta yaşam durmuştu. Halkın hepsi şehitliğe taşındı ve büyük bir uğurlama gerçekleşti. Yine ardından Viyan’ın şehadetinin halk üzerinde büyük bir etkisi oldu. Çok sevilen biriydi; şehadetinden sonra birçok çocuğa Viyan ismi verildi.
Şehit Hayri ve Şehit Rodi’nin ortak borcu
Devrimin yarattığı en büyük güzelliklerden biri de Rojava’daki herkesin karşılıksız çalışması ve emek verme seferberliği oldu. Bu, devrim ruhunun topluma yansımasıdır. Devrimden önce toplum, adeta kendini kilitlemiş ve gözü korkutulmuş bir haldeydi ama bugün toplumda artık korku ve kaygı kalmadı. Bunun en büyük örneği, Kobanê Direnişi’dir. Direniş sürecinde onlarca fedai eylemi gerçekleştirildi. Şehit Rodi, bunlardan biridir. PKK’nin kurucularından Hayri Durmuş, “Mezarıma ‘Halkına borçlu’ yazın” demişti; Şehit Rodi de, “Ben bu devrimin borçlusuyum” dedi. Şehit Rêvan, Arîn Mîrkan, Xwînda Amed, Şehit Cudî ve yüzlerce insanımız... Fedaice direnerek devrim için şehit düştüler.
Başımıza havanlar yağarken biz halay çekiyorduk
Kobanê Direnişi’nde belki her yer harap oldu, viraneye döndü ama moral gücümüz hiçbir zaman azalmadı. Heyecan ve coşku vardı; yaşama aşkla bağlılık vardı. Şehit Cudi, ne zaman yanına gitsek, “Hadi moral yapalım” derdi ve moral kazanmak için bir şeyler yapardık. Başımıza havanlar yağarken biz halay çekiyorduk. Viranelerin, roketlerin, bombaların ortasında yaşamı yaratmak, çok büyük bir irade ister; işte o iradeyi gördük. Devrimciliğin adımları artık atılmıştı.
Devletlerin sınırları tamamen anlamsızlaştı
Yine bu süreçte, devletlerin sınırlarıyla bölünmüş Bakûr ve Rojava’nın arasındaki tellerin anlamsızlığı, tarihi eylemlerle çarpıcı bir şekilde ortaya konuldu. Bakûr halkı, sınırları tanımadığını, onları yıkıp geçerek herkesin gözünün önünde düşmana göstermiştir. Bakûr halkı, tüm yurtseverliğiyle Rojava’yla kucaklaşmıştır. Birçok ana, çocuklarını getirerek devrim için savaşmaya göndermiştir. Kobanê sürecinde, Rojhilat ve Başûr’dan direnişe katılanların bu kadar olacağını belki de kimse beklememişti. Rojava’nın özgürlüğünün tüm Kürdistan’ın özgürlüğü olacağını belki de kimse beklememişti. Şimdiyse, Rojava’nın özgürlüğünün tüm Kürdistan’ın özgürlüğü için önemi herkes tarafından biliniyor.
Direnişimiz, tüm Kürtlerin direnişidir. Bütün Kürtler, bu direnişle bütün dünyaya, “Biz de varız” dediler. Bu devrim, aynı zamanda ahlaki ve politik bir toplumun inşası içindir. Yeni bir yaşamın inşası içindir. Dört parçası Kürdistan’ın ortak direnişi ve birliğidir. Bu militan ve fedai ruh, bugün de tüm tehlikelere rağmen devam ediyor.
NESRÎN ABDULLAH / Yekîneyên Parastina Jin (YPJ) komutanlarından