Dünyanın Sokakları
Geçen haftaki yazımı okumuşunuz diye farz ediyorum. Kaybolan zanaatlardan ‘Üçkağıtçılar’ üzerinden karikatür demokrasinin seçimlerini anlatmıştım, hem de seçim zaferi günlerinde ve buna rağmen referandum boykotu yanlış diyorum. Bunu anlatabilmek için başka bir eskiyi, Honduras faşist cuntası sırasında katıldığım seçimi anlatan yazıyı hatırlatmak istiyorum.
Başkentte direnişçileri bulmam gerekiyordu. Bu arada ülkede cunta vardı. Birkaç telefon numarası ve bir otel adı vardı sadece. ’Orada bulursun’ demişlerdi bana. Telefonlar cevap vermediler. Oteli buldum. Çok lüks bir oteldi. Şaşırdım. Kapıdan girdim. Birileri İngilizce karşıladılar. ‘Seçim için mi geldiniz?’ dediler. ‘Evet’ dedim. ‘Yabancı bir gözlemci, yabancı bir gözlemci’ diye bağırdılar. Hiç ses çıkarmadım. Beni üst katlara götürdüler. Bir ‘observer-gözlemci’ tişörtü verdiler. Bir de kart doldurdular. Ben gülümsüyordum sadece. İspanyolca konuşanlara anlamamış gözlerle bakıp ‘yes’ diyordum. Herkes çok mutlu oldu uzak ülkelerden gözlemci geldiğim için. İlk yanılgı sona doğru domino taşı gibi yürüdüğünden, artık hiç kimse bir şey sormuyordu. Honduras başkentinin en lüks otelinde, Cuntanın seçilmiş gözlemcileriyle şarap yudumlamaya başladık. Verdikleri gömlekle yarın her yere gidebilecektim ve bu kartla hiçbir asker beni engelleyemezdi. Sadece direnişçileri bulmaya kalıyordu iş…
Diğer gözlemciler de beni yürekten kucakladılar. Bir gün sonra seçimin ne kadar ‘şeffaf-transparan’ geçtiğine dair saat 12’de basın toplantısı yapalım, dediler. Henüz seçim başlamamıştı ama ne olacağını biliyorlardı muhtemelen. Sonra Chavez’den konuştuk. Onu nasıl yıkacaklarını anlattılar. ABD’nin onları nasıl desteklediğini. Kafamı sallıyordum. Küçük ve çok çeşitli sandviçler ve şarap vardı. Bir yandan direnişçi telefonlarını arıyordum. Gözlemciler, otelde ‘Hangi odadasınız?’ dediler. ’321’ dedim. Hatırlamak kolaydı ‘bir, iki, üç’ün tersi. Şubede ’silahları nereye gömdünüz?’ diye sorduklarında da benzer adım sayısı vermeyi düşünmüşümdür her zaman. Etkili oldu. Hatta biri, bir gün sonra uyandırmak için odama gelmeyi teklif etti. ‘Süper’ dedim. Çok etkili bir kelime bu. Karşındakini etkisiz kılıyor.
Gece otelden arka kapıdan kaçtım. Odam zaten yoktu ve sandviçler, şaraplar bitmişti. Direnişçilere ulaşmıştım. Bir öğrenci evinde yattım. Başımın altına ‘Observer-Gözlemci’ önlüğünü koydum. Sabah onlarla birlikte dolaştım. Cunta askerleri, gömleğim ve kartım karşısında biraz şaşkın durdular. Ben onların boydan fotoğrafını çektim. En çirkin olanlarını seçtim. Cunta gibiydiler. Herhangi bir başarılı cunta ya da başarısız cunta sonrası cunta gibiydiler. Baskıcı ve işkenceci…
Seçimde de oy atanların parmağı boyanıyordu. Direnişçiler ise boykotu savunuyordu. Yüzde 65 oy kullanmadı. O gece birlikte büyük şenliklerle konvoylarla sokakları dolaştık. Boyasız parmaklarımızı gösterip, ‘Biz temiziz, cuntaya bulaşmadık.’ dedik. Oteldeki ‘tarafsız’ gözlemciler öğlen toplantı yapmışlardı bile. Seçim çok şeffaf-transparan geçti, demişlerdi.
Bir gün sonra Türkiye’ye yazı yazdım: ‘Şeffaf-transparan seçimde(!) Yüzde 65 oy kullanmayınca cuntanın kıçı-başı açık kaldı.’
Çok keyif almışım yazıdan belli. Yüzde 65 boykot sonrası Honduras sokaklarında şenliğe katılmak, seçilmiş başkan Zelaya’nın sürgünde (!) olduğu Brezilya elçiliği önünde kulakları yırtarcasına slogan atmak ve dans etmek çok keyifliydi tabii ki. Fakat sonra ne oldu. Cuntanın bu seçimini neredeyse bütün Latin Amerika kabul etmedi. Az değil, yüzde 65 boykot etmişti. Yeni cunta hükümeti toplam seçmenin sadece yüzde 13 gibi bir oyunu alarak iktidar oldu. ABD kutladı yeni hükümeti. Sonra ayaklarında top dolaştırmaya başladılar. Zelaya Brezilya’yı dinledi ve makul davrandı. Bu elçilikten çıkmamak demekti. Mecliste sadece sağcılar ve Zelaya’nın boykot kararına uymayıp katılan kendi partisinden küçük bir grup vardı. Boykot sevinci bir süre sonra yavaşça söndü. Eğer seçim için örgütlenmişsen başka bir şey yapma şansın kalmıyordu zaten. Honduras, Orta Amerika’nın tarihsel olarak en muhafazakar ülkesi, ilk defa yakaladığı bu şansı, dünyanın koca demokrasi-seçim tezgahına karşı katılmasa bile kaybetti. Çünkü oyuna daha önce katılmıştı ve nihayetinde seyretmişti.
Haftaya devam ederiz o zaman, başka bir dünya örneği ile neden ve nasıl yanlış bu durumda boykot…