AKP-MHP faşist iktidarının Kürtlere karşı zulmün, hakaretin her türlüsünü yaptığını, her çeşit silahı kullandığını, oyunlar kurguladığını belirten KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, “Kürtler açısından böylesi bir hayat haramdır” dedi.

 Her Kürt’ün bunu iyi anlaması; içinde bulunduğu durumun utanç duyulacak durum olduğunu görmesi gerektiğini kaydeden Bayık, “Kendisini utançtan kurtaracak yol yöntemlere ağırlık vermeli, onları esas almalıdır”  şeklinde konuştu.

KCK Yürütme Konseyi Eşbaşkanı Cemil Bayık, Leyla Güven ve öncülük ettiği direnişin Türk devletinin oyunlarını boşa çıkardığını belirterek, her Kürt’ün Güven’in çok güçlü açıklamalarından sonuçlar çıkarması gerektiğini söyledi.

Eşbaşkan Cemil Bayık, önceki akşam Stêrk TV’de yayınlanan Rojeva Welat programında soruları yanıtladı. Söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:

Tecrit, insanlığa dayatılıyor

Tecrit, Önder Apo şahsında; Kürt toplumu, Türkiye toplumu, halklara ve tüm insanlığa dayatılıyor. ‘Tecridi kıracağız, faşizmi yeneceğiz’ şiarıyla tecride karşı gelişen eylem, bu anlamda tarihi önemdedir. Herkes, ‘Leyla Güven’in talebi bizim talebimizdir’ diyerek tecridin sona erdirilmesini talep ediyor.

Türk devletinin oyunları

Bu taleplere gözünü kapatmak isteyen Türk devleti, AKP-MHP iktidarı çeşitli oyunlar öne sürüyor. Özel Psikolojik Savaş Merkezi tarafından kurgulandı ve yürütüldü. Böylesi bir taktiğe başvurup özel psikolojik savaşla her zaman sonuç aldığını hesaba katarak tekrar sonuç alacağını düşündü. Oyun şöyleydi:

  • İlk başta Önder Apo’nun kardeşi Mehmet Öcalan’ı bir tatil gününde İmralı’ya gönderdiler.
  • Aynı günün akşamında da Leyla Güven’e ‘Başkan Apo ile görüşme gerçekleşti, artık eylemi bırakman gerekiyor’ demek için avukatlarını Güven’e göndermek istediler. Oyun bu temelde kurgulandı. Leyla Güven’e kabul ettirmek istediler.
  • Leyla Güven’e eylemi bırakmaya ikna ettirdikten sonra zindan direnişçilerine saldırarak, bazılarını öldürerek eylemi sonlandırmanın planını yaptılar.

Leyla Güven oyunu bozdu

Leyla Güven ve diğer eylemciler, yapılan görüşmenin tecridin ortadan kalktığı anlamına gelmediğini, dolayısıyla eylemlerine devam edeceklerini söyledi. Sergilenen bu tavırla oyun boşa çıkmış oldu. Sonuç alınması bir tarafa, oyunlar ile netice almaya çalıştığı gerçekliği daha çok görünür hale geldi. Oyun bozuldu.

Eylem daha da güçlendi

Oyunun bozulması, hem zindanda hem de ülke dışında devam eden eylemin daha da güçlenmesine vesile oldu. Eylemciler ve talepleri daha çok anlaşılıyor. Bundan dolayı birçok kesim eylemcilerin yanında yer alarak, ‘talepleri talebimizdir, Türkiye’nin bunları derhal yerine getirmesi gerekiyor, Önder Apo üzerindeki tecridin bir an önce kaldırılması gerekiyor’ diyor.

Yeni bir oyun sahneledi

Gün geçtikçe sıkışan, zor durumda kalan ve tehlikeye giren AKP-MHP iktidarı, bu defa başka bir oyunu oynamaya başladı; Leyla Güven’i serbest bıraktı. Zindanlarda ve dışarıda Leyla Güven etrafında gelişen eylemselliği bu yöntemle kırmaya çalıştı. ‘Leyla Güven serbest bırakıldı, artık eylemin anlamı kalmadı’ diyerek Kürt halkını, dünya halklarını kandırmaya yöneldi. Bu bir oyundu ve diğer oyunların devamıydı.

Direnişçiler bunu da gördü

Leyla Güven başta olmak üzere tüm eylemciler ile onları destekleyen herkes, bunu gördü ve bu oyun da boşa çıktı.

Gerçek yüzü anlaşılıyor

Kürt halkının, Türk devletinin gerçek yüzünü görmesi, bugüne mahsus bir durum değil, yıllardır bu devlete karşı duruyor. Bu devletin şimdiye kadar Kürtlere karşı yürüttüğü siyasetini iyi tanıyor. Bilmeyen, bunun farkına daha varamayan Türkiye tarafıdır, Türkiye halkıdır. Açlık grevi eylemleri ile Türk devletinin oyunlarını, Erdoğan-Bahçeli iktidarının gerçek yüzünü hem Türkiye halkına hem de uluslararası alanda demokrasi özgürlük güçlerine kavrattı.

Leyla Güven’in kolektif temsiliyeti

 Önder Apo’ya yönelik tecride en fazla kadınlar karşı çıkıyor. Bu eyleme de kadınlar öncülük ediyor. Leyla Güven, hem Amed direniş çizgisine sahip çıkıyor hem de Rojbin, Zilan, Viyanlar’ı kendisine esas alarak onların çizgisini devam ettiriyor. Yani içeride ve dışarıda özgürlük demokrasi için yürütülen mücadeleyi kendisine esas alıyor. ‘Bedel ödenmesi gerekiyorsa buna hazırım’ diyerek, demokrasi ve özgürlüğün Önder Apo’nun üzerindeki tecridin kırılmasıyla gerçekleşeceğini vurguluyor. ‘Önder Apo üzerindeki tecrit tamamen ortadan kalkmayana kadar eylemime devam edeceğim’ diye açıklamada bulundu. Diğer eylemciler de örneğin Nasır Yağız da aynı tavrı sergiledi. Strasbourg’daki eylemciler, Galler’deki İmam ile Kanada’daki Yusuf da aynı şeyi söyledi. Hollanda, Almanya ve zindanlardaki tüm eylemciler de aynı açıklamayı yaptı. ‘Bizler açısından dışarısı ya da içerisi fark etmiyor. Zaten tecrit edilmiş bulunuyoruz. Yani hepimiz zindanda yaşıyoruz. Bu duruma son verinceye kadar eylemimizi sürdüreceğiz’ dediler.

Güven’in çok güçlü açıklaması

Leyla Güven zindandan çıktıktan hemen sonra çok güçlü bir açıklama yaptı. Şunu belirtti: Önder Apo’nun tecrit koşullarında tutulması bizim için utançtır. Önder Apo şahsında hepimizin tecrit koşullarında tutulması bizler açısından kabul edilir değildir. Bu bizim için büyük utançtır. Önder Apo’yu şimdiye kadar özgürlüğüne kavuşturamadığımız için özür diliyorum… Nasıl oluyor da şimdiye kadar tecridi kıramadık, kendimizi tecritten, imhadan kurtaramadık. Bu bizim için, Kürt halkı için büyük utançtır…

Leyla Güven’in Önder Apo’ya yönelik, Kürt halkına ve onların şahsında tüm halklara karşı yürütülen siyaseti iyi kavradığı anlaşılıyor. Leyla Güven’in konuşması çok güçlüdür.

Her Kürt sonuç çıkarmalı

Her Kürt insanının bu konuşmadan sonuç çıkarması gerekiyor. Erdoğan-Bahçeli’nin Kürtlere karşı yürüttüğü siyasete artık tahammül edilmemesi gerekiyor, kabul ve normal görülmemesi gerekiyor. Her gün Kürtleri öldürüyor, hakaretler yağdırıyor. Her gün ‘Sizleri yok edeceğim, öldüreceğim, sonunuzu getireceğim’ diyor. Zulmün, hakaretin her türlüsünü yapıyor, oyunlar kurguluyor, her çeşit silahı Kürtlere karşı kullanıyor. Kürtler açısından böylesi bir hayat haramdır. Her Kürt’ün bunu iyi anlaması gerekiyor. İçinde bulunduğu durumun utanç duyulacak durum olduğunu görmelidir. Kendisini utançtan kurtaracak yol yöntemlere ağırlık vermeli, onları esas almalıdır. Utanç duyduğu oranda faşist siyasete karşı, işgal ve imhaya karşı durma kabiliyetini sergileyebilir. O zaman kendisini savunabilir; kimliği, dili, kültürü ve değerleri ile özgürce yaşayabilir.

 

BEHDİNAN

 
 

Kürtlerin en büyük düşmanıdır

 

Türk devleti, faşist, işgalci ve tüm Kürtleri yok etmek isteyen bir devlettir. Bu devlet Kürt ve Kürdistan düşmandır. Nerede bir Kürt varsa, nerede bir Kürt kazanımı varsa ona düşmandır. Yıllardır bunu söylüyoruz. Türk devleti en son Dêralok ve Şêladizê’ye saldırdı. Bu da Türk devletinin gerçeğini dile getirdiğimizi gösteriyor. Halkımız da bunu görüyor ama bazı siyasetçiler ve partiler görmek istemiyor. Kürt halkının çıkarlarını esas almıyor, bunu kendi çıkarlarına kurban ediyorlar. FGüney halkımız ise Türk devletinin gerçekliğini gün geçtikçe daha iyi anlıyor. Görüyorlar ki; Kürtlerin en büyük düşmanı Türkiye’dir.

Şêladizê’de ayaklananlar “Biz artık işgali kabul etmiyoruz, Güney’de Türk devletinin işgalini istemiyoruz. Ülkemizden çıkmaları lazım” dediler. Yine 4 parça Kürdistan’ın birlik olması gerektiğini dile getirdiler. Sınırları kabul etmediklerinin mesajını açık bir şekilde herkese verdiler. Hem Güney, hem Irak, hem de Türkiye’ye mesaj verdiler. Özellikle Güney gençlerinin bu mesajı esas alması lazım. Herkesten çok Güney gençlerinin toprağını, ülkesini koruması lazım. Dêralok ve Şêladizê’deki halkımızı kendilerine örnek almalılar.

Halktan özür dilesinler

Dêralok’ta 4 insan şehit düştü, 2 cenaze hala bulunamadı. Bizi bir tarafa bırakın bunun için açıklama bile yapmadılar, kınamadılar. Çıkarları bunu gerektiriyor. Şehitlere sahip çıkacaklarına, Türkiye’den özür diliyorlar. Halkımızdan özür dileyeceklerine, “sizi savunamadık, işgalciler bu cesaretten dolayı size saldırıyorlar” diyeceklerine Türk devletinden özür diliyorlar. Halkımız bunu görüyor. Açıklama yapan halkı tutukluyorlar, onların ne suçu var? Açıklama hem Türkiye hem de Güney hükümetinin gerçekliğini gösteriyordu.

 
 

Türkiye sorunları büyütüyor

 

Türk devletinin olduğu yerde daha büyük sorunlar yaşanıyor. Güney, Irak ve Suriye’de yaşanan sorunlar Bahçeli-Erdoğan işgalinden dolayı daha da büyüyor. Herkes bunu görüyor. Çünkü faşist ve işgalci bir hükümettir. Tek dil, tek bayrak, tek vatan, tek dil söylemini esas alan bir iktidardır. Zorla iktidarda durduğu için savaşı esas alıyor.

İktidarın karakteri faşist, yalan ve kandırmadan ibaret. Suriye’de yaşanan sorunların sebebi de Türkiye’dir. Oradaki çetelerin hepsi Türkiye’ye bağlı, Erdoğan’ın çeteleridir. DAİŞ, El Nusra ve El Kaide’nin dergahı Erdoğan’dır. Erdoğan hepsini idare ediyor. Silahlarını, paralarını, savunmalarını yapıyor, uluslararası alanda temsil ediyor. O yüzden Suriye’de oluşturulacak “güvenli bölge” meselesi konuşmadan ibaret.

Türkiye hem Rojava, hem de Güney’i işgal etmek istiyor. Sözde Misak-ı Milli’yi yeniden hayata geçiriyor. “Bu toprakların hepsinin bizim hizmetimizde olması gerekir. Halklarının hepsi de Türk olmalı” diyor. Arapları da, Kürtleri de Türk yapmak istiyorlar. Bu siyaseti yürütüyor.

Türkler, Rojava’yı talan edip, QSD ve YPG’ye darbe vurmak istiyor. İnsanlık bunu görmek zorundadır. Bu da açıktır ki, Erdoğan DAİŞ’e sahip çıkıyor, insanlığın karşısında duruyor. Çünkü Rojava da Kürtler, QSD ve YPG, DAİŞ‘e darbe vurdu. Eğer Erdoğan iddia ettiği gibi DAİŞ’e karşı ise o zaman Kürtlere, QSD’ye, YPG’ye teşekkür etmelidir. Görüyoruz ki bunun aksine onları ortadan kaldırmak istiyor.

Bu neyi gösteriyor? Asıl DAİŞ’in lideri Erdoğan’dır. Onlara sahip çıkıyor. Erdoğan Kürtlerden, QSD ve YPG’den intikam almak istiyor. İnsanlık bunu görmek zorunda ve bunun karşısında durmalıdır. Yani Erdoğan-Bahçeli faşizmine karşı durmalıdır.

Kürt halkı onun sonunu getirecek

Ne yaparsa yapsın, artık ayakta kalamaz. Ne kadar ilerlese de sona geliniyor. Kürt halkı onun sonunu getirecek. Kürtlerin yaptıkları eylemler, verdikleri bedeller kölelikten kurtuluştur. Özgür bir yaşam için kararını vermiştir. Kararlı ve cesaretle yürütüyor. Bu yüzdendir ki gün geçtikçe daralıyor ve sona doğru ilerliyor. Sonları da gelecek. Herkes Erdoğan-Bahçeli gerçekliğini iyi görmeli. Tehditlerini, zulümlerini güçlü görmemeli. Güçlü olsalar bunları yapmazlar. Herkes bunu görmek zorundadır. Kürt halkı kendi görevini yerine getiriyor, Türkiye halkı ve demokratları, aydınları, akademisyenleri, solcuları; Erdoğan-Bahçeli faşizminin karşısında duranlar, herkes Leyla Güven öncülüğündeki eylemi görmeli, o eylem onlar içindir de. Eğer bir olurlarsa rejim erken yenilir.