Baskı, gözaltı, işkence, tutuklama, zulüm, sürgün ve alınterinin çalınması...Türk devletinin sindirici uygulamalarına 1963 doğumlu Mêrdîn Derik doğumlu Ahmet Digmen de maruz kaldı. Bir kızı, iki de oğlu cezaevinde bulunan Digmen, „Devletin baskıcı politikalarından ötürü topraklarımızı terk etmek zorunda kaldık. 1993’ten bugüne toplam üç defa göç etmek durumunda kalmış bir aileyiz. Bir ev alabilme umuduyla ağır iş koşulları altında kazandığımız birikimlerimiz polis baskını ile el koyuluyor“ şeklinde düşüncelerini dile getiriyor.
Ancak Ahmet Digmen’in „Herşeye rağmen, boyun eğmedik“ demesi, günümüzde mücadeleci Kürt’ün de yaşama bakışını da ortaya koyuyor.

Kısaca göç hikayenizi anlatır mısın?
1993’te devletin baskıları sonucu Midyat’tan zorunlu olarak göç ettim. Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş döneminde Kürtler üzerinde büyük baskı vardı. Köylerimiz yakılıyor, Kürt yurtseverler öldürülüyor, tutuklanıyor ya da sürgün ediliyordu. Ben Midyat’tan göç ettim. Midyat’ta devlet, ağalara silah dağıtarak Kürt yurtseverlerine karşı halka koruyuculuk dayatmasında bulunuyordu. Bastırma, sindirme, katletme, göç ettirme politikaları vardı. Yani kısacası Kürt halkının kendi mücadelesinden koparılmasının istendiği bir dönemi yaşıyorduk. Ben ve arkadaşlarım devletin baskılarına maruz kalıyorduk. Bundan dolayı yurdumuzu terketmek zorunda kaldık. 1993 yılında Elazığ’a göç ettik. Üç yıl Elazığ‘da kaldık. Kendim o dönem inşaat işlerinde çalıştım. 1996 yılında Elazığ’dan Konya’ya göç ettik. Elazığ‘da HADEP’e üye oldum. 1996’da ise Konya’da parti faaliyetlerinde bulundum. Konya’dayken hem aileme bakıyor hem de parti içindeki il yönetiminde çalışmalarında bulunuyordum. 1996’dan 2004’de kadar Konya’da kaldım. Konya’da kaldığım HADEP ve DEHAP döneminde hem il saymanlığı, dönem dönem il yöneticiliği görevinde bulundum. 2004 yılında inşaatlardaki iş koşullarının ağır olmasından dolayı bende bel rahatsızlıkları oluştu. O zaman bir yandan da çocuklarım büyüyordu. İstanbul’daki arkadaşlarım bana bu kente taşınma önerisinde bulundu. O yıl İstanbul’a göç ettik. O gün bugündür Beyoğlu’nda oturuyorum. Geldiğim gün ilk başta DTP’nin Beyoğlu ilçe yönetiminde yer aldım ve daha sonra il yönetiminde bulundum. DTP’nin kapanmasıyla birlikte BDP’nin oluşumunda da yer aldım ve şu an BDP İl Yönetimi’ndeyim.

Ailenizde ‘KCK operasyonlarında’ tutuklananlar var mı?

Şimdi devlet Kürtlere, yasal alanlarda siyaset yapması gerektiğini söylüyor. Bu noktada, devlet bizi ikna edemiyor. Belediye başkanları, milletvekilleri ve il yönetimlerinde görev yapan arkadaşlarımızın tutuklu olması bunu kanıtlıyor. Yüzde 80 oy alan bir belediye başkanı, ellerinde kelepçeyle cezaevine gönderiliyor. Bize gelince... Bundan iki yıl önce evimize baskın yapıldı. O zaman ben ve iki oğlum dört gün gözaltında kaldık. Daha sonra ben ve ufak oğlum Mazlum, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldık ve şu an halen tutuksuz yargılanıyoruz. Büyük oğlum üniversite öğrencisi Lokman Digmen iki yıldır Tekirdağ F Tipi Cezaevi’nde tutuklu bulunuyor. Gerekçe olarak Lokman’ın bir eylemde devletin taş atması gösteriliyor. Tutuklu olarak iki yıldan beri yargılama sürüyor. Bence olayın aslı şudur; devlet ailemi bu davadan vazgeçirmek, bizim gibi diğer yurtsever ailelere acı çektirmek, sindirmek ve korkutmak için bu yöntemlere başvuruyor.

Gözaltındayken nelerle karşılaştınız? Nasıl bir muameleye tabi tutuldunuz?
İki oğlumla gözaltına alındığımda bana şu söylendi:“Çocuklarını çağır farklı bir odaya geçelim, bu pişmanlık yasası var bundan yararlanın, çocuklarını al git. Aksi taktirde çocuklar cezaevine gönderilecektir.“ Yani beni çocuklarımla tehdit ettiler. Ben de „Ne yaptım ki pişman olayım. Ben yasal bir partinin il yöneticisiyim, siyaset yapıyorum. Yani herkes de beni tanıyor siz de beni tanıyorsunuz. Adresim sizde de var istediğiniz zaman gelip alabilirsiniz ya da evime gelip aramalarda bulunabilirsiniz. Ama itirafçı dayatmalarıya  elinize birşey geçmez“ dedim. „Çocuklar cezaevine gidiyor“ dediler. Ben de „Eğer bu ülkede hukuk varsa, ben de hukuka inanan bir insanım. Ben ve çocuklarım bir suç işlemedi. Sadece Beyoğlu’nda siyaset yaptık“ dedim. Bunun üzerine soruşturmayı yürüten komiser bana el hareketiyle „Zaten bu ülkede hukuk olmasaydı, senin çoktan kelleni götürmüştüm“ dedi.

Bu olaydan sonra baskın ve gözaltılar devam etti mi?

Oğlum Lokman tutuklandıktan bir yıl sonra bu sefer yeni 18 yaşına girmiş olan küçük oğlum Mazlum için geldiler. Kamerayla evde kayıt yapıldı. Daha sonra oğlum Mazlum, tezgah bir mahkemenin verdiği kararla tutuklandı. Şimdi Edirne F Tipi Cezaevi’ndedir. Yine, 4 Ekim 2011’deki  ‘KCK operasyonunda’ evimiz basıldı. O gün sabah saat 05:00’te yapılan Prof. Büşra Ersanlı ve yazar Ragıp Zarakolu’nun gözaltına alındığı operasyonda Kızım Fatma Digmen’de alındı. Kızım şu anda Bakırköy Kadın Kapalı Cezaevi’nde bulunuyor. İlk ziyaretimde kızım bana „Baba beni dört gün Emniyette tuttular ancak dört gün boyunca bana bir şey sormadılar“ dedi. Kızımı götürdüklerinde ev alma umuduyla biriktirdiğimiz paralar ve altınlara da el konuldu. Polislere, „Son geldiğinizde bu para ve altınlar buradaydı bunu arşivlerinizde çıkarabilirsiniz bu para çocuklarımızın alınteriyle kazandıkları paralarıdır“ dedim. Onlar ise „Paranızın kaynağı araştırılacaktır geri alacaksınız“ deyip kızımı da alıp gittiler. Bütün bu baskılardan dolayı dört buçuk yaşındaki kızım İHD aracılığı ile psikolojik tedavi görüyor. 4 Ekim’deki baskında kızım yatıyordu, uyandığında annesine „Polisler geldiğinde ben uyanmıştım. Ama korkudan yatağımdan kalkamadım“ demiş. Evimize her hangi bir memur veya polis geldiğinde ve onları gördüğü an bir hafta boyunca burnu kanıyor korkudan. Çok sayıda Kürt’ün evinde bu manzara yaşanıyor.

Çocuklarınızın durumu nedir?

Kızımı almaya geldikleri son operasyonda oğlum Lokman’ın bize gönderdiği mektuba el koydular. Biz aile olarak çocuklarımızın gönderdiği mektupları arsiv yapıyoruz. Lokman’ın gönderdiği mektup Kürtçe’ydi. Polisler bu mektuba el koydu. „Niye alıyorsunuz“ diye sorduğumda polisler, mektubun Kürtçe yazıldığı, içinde ise suç teşkil edebilecek ifadelerin olabileceğini söyledi. Başbakan hergün bas bas bağırıyor: „Kürt vatandaşlar üzerinde baskı yok“ diye. Ama oğlumun bulunduğu cezaevinden kontrolden geçmiş bir Kürtçe mektup, AKP Hükümeti için suç sayılıyor. Son olarak Tekirdağ‘a Lokman’ı ziyarete gittiğimde oğlumla aynı koğuşta kalan bir arkadaşının ayağı cezaevi personeli tarafından kırılmıştı. Bir diğer arkadaşının ise dişi aldığı darbeyle düşmüştü. Kalorifer açılmıyor, sıcak su bırakılmıyor.  Son olarak şunu söylemek istiyorum, köylerimiz yakıldı, talan edildi, göç ettik ama boyun eğmedik. Devlet baskılar, tutuklamalar, sürgünlerle bu mücadelenin önüne geçemez. Kürt çocuklarına baskı yaparak onların mücadelesini engelleyemez. Ben her ay 3 cezaevini geziyorum. Çocuklarım tutuklanmadan öncesine kadar cezaevini tatmamıştım ama devletin sayesinde çocuklarımı ziyaret ederken onu da tattım.


MUSTAFA İLHAN/İSTANBUL