Geçen yazımda, Strasbourg’da yapılan 52 günlük açlık grevleri il ilgili yazmıştım. Açlık grevleri ile ilgili genel bir yorum yapmadan, kendimle yaptığım bir hesaplaşmaydı. Kendimi, kendi davranışımı eleştiren, bir yazıydı. Bir özeleştiri yazısı. İnsaf sınırları geniş olan, hakarete de varan bir özeleştiri yazısı. Dünyada hiç bir mahkeme yoktur ki, insanın kendi iç dünyasındaki mahkeme kadar acımasız ve gerçekçi olsun. İçimden geldiği gibi yazıp, kendim ile hesaplaşmıştım.
Korku sınırlarını takmadan…
Ancak yazıma gelen eleştiri ve yorumlardan anlaşıldığı kadari ile henüz toplum olarak kendini eleştirmeyi bırakın sindirmeyi, bir özeleştiriyi yazısını anlayamayacak düzeyimizin olduğunu görmek insanın içini acıtıyor.
Eleştiri- özeleştiri Marksist literatürün günümüze kazandırdığı, günümüzde iş dünyasının en iyi kullandığı, bir davranış biçimi. Geçmiş yılların, yıllık analizi yapılırken, hatalar nekadar iyi eleştirilirse, gelecek yılın kazancı da o kadar garantilenir. En başarılı şirketler, eleştiri-özeleştiri mekanizmasını en iyi işletenlerdir. Başarılı insanlar da kendilerini iyi eleştirebilen insanlardır. Hataları ile çıplak yüzleşmeyi bilen, kendisi ile dalga geçmeyi becerebilen insandır. Başarılı ve mutlu insandır. Eğer patalojik bir kişilik yapısı yoksa, her insan kendini eleştirir. Narsist, histerik ve psikopat kişilik yapısında, özeleştiri yoktur. Psikopatinin en büyük özelliği her şeyi externalize etmeleridir. Suçlu asla kendileri değildir, her zaman dışardan biridir, birileridir. Mesela, öldürdükleri insanlar suçludur… Kendi yaptığı hırsızlık suç değildir, evine zorla girdiği eşyalarını çaldığı ev sahibi suçludur…vb…
Kısaca eleştiri-özeleştiri üzerine söylenecek çok şey var, ancak konu, Türkiye’de solun kendisi ile yüzleşmesi. Kendi özeleştirisi…
12 Eylül askeri darbesinin üstünden 40 yıl geçti. Beklenen sol hareketlerin esaslı ve doyurucu bir özeleştiri yapmalarıydı. Sorular açık ve basit…
Örneğin, nasıl olurda 12 Eylül bir silindir gibi sol hareketleri çiğneyip geçebildi?
Herkes bir askeri darbe bekliyordu… Neden bir hazırlık yapılmadı… Bırakın sempatizanlarını, militanlarını bile koruyamayan bir durumda olmak…nasıl izah edilecekti…
Neden sol ile kitleler arasında güçlü bir bağ oluşamadı?.. 12 Eylül öncesi var olan kitlelere ne oldu?..
İnsanı merkezine alan sol ideolojiler de şiddet neden bu kadar egemendi?..
Türklük ve İslam anlayışı sol için de ne kadar entegre olmuştu… nasıl olur da bazı solcular Kemalizme evrildi… Solda hangi davranışlarda belirleyici idi… Hangi davranışlar sol ile kitleler arasındaki güven bağının oluşmasına engeldi?.. Toplumun en temiz kesimi sol olmasına rağmen, halkların özgürlüğü için idama giden üç fidanı varken, nasıl olurda bir avuç katil, arazi mafyası-hırsız milliyetçilik adına kahraman(!) oluyordu…
Kürtlerin kitlesel katliamında sol neden sessizdi… Dersim katliamında sol neredeydi?.. Faili meçhuller döneminde sol neredeydi?.. Kürt köyleri boşaltılırken sol neredeydi?..
Kısacası toplumda sol bir kültür neden oluşamadı… yeterince zemini varken…
Bu tür sorular çoğaltılabilinir. Önemli olan bu soruların yanıtlarıdır. Bunlara gelecek cevapların birinci elden olması ve samimiyeti, tartışmaların derinliği solu sadece güçlendirir… Ancak ve ancak Solun güçlü olduğu toplumlarda “Temiz toplum” inşa edilebilir.
Bu tür sorulara cevap aranıp, sosyolojik, politik, psikolojik ve kültürel tartışmalar ile geçmiş ile hesaplaşma-yüzleşme beklenirken, sürecin buna ihtiyacı var iken, süreç bunu dayatırken…derin devlet boş durmadı… Süreci o başlattı…
Hem de kendi kirliliğini solun üzerine atarak…kendini aklayarak…
Hangi tarafın tarafı olduğu giderek netleşen, Taraf gazetesi yazarı, Ergenekoncu Perinçek’in eski-yeni kankası, bilimsel kapasitesi Türklük sınırlarını aşamayan, Halil Berktay “1 Mayıs 77’nin katili sol’dur” dedi.
Bunu nasıl ispatlayacak kendisi bilir, ancak yaptığı sadece derin-devleti aklama projesinin zamanlaması iyi yapılmış bir çıkış… Solun yüzleşmesi toplumsal bir ihtiyaç. Berktay’in bu çıkışı bu ihtiyaca cevap olur mu? Zaman gösterecek…
Ancak bu neye benziyor biliyor musunuz?
Hani 1938’de öldürülen 50.000 Dersimli için söylenen vardı ya… ‘Tunç el’ operasyonu için “cahildiler onlara uygarlık götürdük” diye…
Mazlum ve mağduru suçlu yapan, katili temize çıkaran, toplumun da içselleştirdiği psikopat bir özellik… işte bu…
Şimdi sol için yapılan da aynısı… Türkiye’de sol devlet eli ile katledildi… Şimdi de suçlu… Hem de kendi katili… Solu kendi katili olarak göstermek…ve devleti aklamak… Muthiş bir toplum mühendisliği…olsa gerek…
Bravo devlet… Bravo Berktay…