İngiltere Gündemi
Hükümetin, Britanya’daki Müslüman etnik azınlıklar arasında oldukça yaygın olduğu belirtilen, “zorla evlendirme” olaylarının önüne geçmek için sert yaptırımlar içeren yeni bir yasal düzenleme yapacağını duyurması bir yandan “kültürel görelilik” kavramının sınırları konusunda netameli bir polemiği tetiklerken, diğer yandan da kadın örgütleri arasında böyle bir yasanın etnik azınlıkları “kriminalize” edip etmeyeceği tartışmalarına yol açmış durumda.
Asimilasyoncu Fransız aklına karşı entegrasyoncu İngiliz yaklaşımının dinsel ve etnik toplumları değişmez değerlere sahip lokal yapılar olarak varsayması Britanya’da yaşayan müslüman din ve kanaat önderlerine toplumsal düzlemde her zaman önemli avantajlar sağlamıştır.
Yaban ellerde “özünü” yitirmeme söylemi üzerinden geleneksel İslami hayatın en feodal değerlerini vaaz eden bu kanaat ve cemaat önderlerine göre kadının Müslüman toplumlardaki statik rolü tarihsel bir kültürel kimliğin temel unsurlarındandır ve seküler devletin yasama gücünün etki alanından azade tutulması “kültürel görelilik” ilkesinin gereklerindendir. Bu talep etnik ve dinsel toplumlar siyaseti konusunda köklü bir kolonyal yönetim birikimine sahip Britanya’da makul karşılanmanın ötesinde çoğu zaman teşvik de edilmiştir denebilir. Ülkenin siyaset-yapıcılarının 1960’lardan bu yana, muhafazakar dini kanaat önderlerinin egemenlik sahasına terkedilmiş “kültürel kimlik” alanını laik-Müslüman bireyin gelişimine alan açabilecek şekilde sorgulamaya istekli olduklarını söylemek güç.
Bu anlamda koalisyon hükümetinin, başta Pakistanlılar ve Bangladeşliler olamak üzere Müslüman toplumlardan kadınlar için sessiz bir mezarlığa dönüşen zoraki izdivaca karşı ceza kurumlarını harekete geçirmeye başlaması önemli bir toplumsal siyaset değişiminin de işareti sayılabilir.
2008 yılında İşçi Partisi’nin büyük tartışmalardan sonra çıkarabildiği Zorla Evlendirme Yasası bu tür şikayet ya da davaların Sivil Mahkemelere taşımasını sağlarken, hükümetin ön gördüğü yasa zorla evlendirme olayına karışan kişilerin Ceza Mahkemeleri’nde yargılanmasını amaçlıyor. Şu anki yasal mevzuatta kişiye şiddet uygulanmadığı sürece bu tür olaylar ceza gerektiren suçlardan sayılmıyor. Independent gazetesinden Joan Smith bu ironik durumu köşesine taşıyarak “çok şaşırtıcı olsa gerek, bu ülkede birini zorla evlendirmek suç fiili değil” diyordu...
Hükümetin girişimine yönelik haklı sayılabilecek tereddütler de yok değil. Bazı kadın örgütleri ailelerinin Ceza Makemelerinde yargılanmasından çekinen birçok mağdurun bu yasayla birlikte iyice “sessizliğe” gömülüp makus kaderini yaşamaya razı olacağını belirterek, yasanın doğrucağı kimi olumsuz sonuçlara dikkat çekiyolar. Ancak yasa teklifi yıllardır Müslüman kökenli etnik kadınların hakları konusunda büyük mücadele veren önemli kadın kuruluşlarından ciddi destek görüyor. Hükümetin, gecikmiş de olsa, böyle bir adım atmasının gerisinde son yıllarda zorla evlendirme sonucu yaşanan trajedilerin basında ve kamuoyunda daha görünür hale gelmesi yatıyor biraz da.
Zorlan evlendirilen kişilere koruma ve destek sağlamak amacıyla 2005 yılında dönemin İşçi Partisi hükümetinin girişimiyle kurulan Zorla Evlilik Birimi’nin verilerine göre 2011 yılında toplam 1468 kişi bu tür bir şikayetle kendilerine başvuruda bulundu. Kurumun verilerine göre geçen yıl zorla evlendirilenlerden 56’sı öğrenme engelli kişilerden oluşuyor. Ailelerinin baskısı sonucu karşı cinsle evlendirilen gey ve lezbiyenler de var. Bu yılın ilk beş ayında zorla evlendirilenlerin sayısı ise şimdiden 600 kişiye ulaşmış durumda. Bu tür bir evliliğe zorlananların yüzde 12’sinin 15 yaşın altında olduğu belirtiliyor. Bu rakamlar buz dağının sadece görünen kısmı. Uzmanlar Britanya’da her yıl Asyalı ve Ortadoğulu toplumlar arasında en az 8 bin zorla evlendirme vakkası yaşandığını belirtiyorlar. İstatistiklere göre bu yıkıcı deneyimi yaşayanların yüzde 78’i kadın yüzde 22’si erkeklerden oluşurken, zoraki evliliğe maruz kalmamak için intihar eden genç kızların sayısında da artış olduğu dile getiriliyor. Bazı uzmanlar bunun geleneksel aile baskısı ve zorla evlendirme gibi deneyimlerle ilişkili olduğunu düşünüyorlar.
Tabi zorla evlendirme olgusu kadına yönelik şiddet sarmalının sadece bir parçasını gösteriyor. 2007 yılında yayınlanan bir rapor İngiltere ve Galler’de 2001 yılında kadın sünnetine maruz kalan kızların sayısını 66 bin olarak tespit ediyor. Bunların 23 bini 15 yaşın altında. Britanya Avrupa ülkeleri arasında kadına yönelik “namus-kaynaklı” şiddet ve öldürmelerin en yaygın yaşandığı ülkelerin başında geliyor aynı zamanda.
Akademisyenler ve kadın kuruluşlarının 2011 yılında Londra Büyükşehir Belediyesi için hazırladığı “Kayıp Halka: Londra’da Tahripkar Deneyimleri Bütüncül Bir Yaklaşımla Ele Almak” başlıklı kapsamlı raporda özellikle Müslüman kökenli etnik azınlıklardan kadınlara yönelik zorla evlendirme, kadın sünneti ve sözde “namus-kaynaklı” şiddetin önüne geçilebilmesi için köklü bir anlayış değişikliğinin şart olduğu vurgulanıyor. Raporda şiddetin önüne geçilememesinin önemli nedenlerinden birinin bu pratiklerin belli toplumlara özgü “kültürel” olgular olduğu yönündeki yanlış varsayımından kaynaklandığı ifade ediliyor. Bu tür deneyimlerin “kültürel kimlikle” ilişkilendirilmesinin sorunun hem doğru anlaşılması hem de çözüm yolları üretilmesi önünde ciddi engeller oluşturduğunun altını çizen rapor “ırkçılık” suçlamasından çekinen kimi devlet kurumlarının “kültürel hassasiyet” güdüsüyle hareket ederek sorunun boyutlarını anlamaktan uzak olduklarını vurguluyor.
Britanya’da zoraki izdivacın halleri