İngiltere Gündemi

Geçen yıl 6 Ağustos’ta Londra’da patlak veren ve kısa sürede ülke geneline yayılan isyan ve yağma olaylarının ülkenin sosyal, kültürel ve sınıfsal dokusunda açtığı çatlağın zaman içerisinde daha da derinleşeceğine ilişkin toplumdaki yaygın kaygı bugünlerde Britanya Takımı’nın Olimpiyat başarıları sayesinde yerini “milli” bir iyimserlik havasına terketmiş durumda.  
İsyanın patlak verdiği Doğu Londra’da yapılan Olimpiyatlar sırasında bölgede yeniden bir huzursuzluk çıkabileceği yönünde basında kimi değerlendirmeler yer alsa da, spontane gelişen ve belli bir siyasi hedeften yoksun sosyal bir hareketin “yıldönümü” gibi bir ritüelinin olamayacağı güvenlik birimleri tarafından tahmin ediliyordu.
II. Dünya savaşından sonra Britanya’da yaşanan en büyük toplumsal huzursuzluklardan biri olarak kabul edilen isyanın birinci yılı geride kalırken hükümetin geçen süre içerisinde sorunun sosyal ve ekonomik nedenlerini ortadan kadırmak yerine konuya büyük ölçüde “asayiş” merkezli yaklaşıp yüzlerce yoksul ve işsiz genci yargılayarak hapishanelere doldurmasını eleştirenlerin sesi, sportif rekabetin beslediği “milli dayanışma” refleksi tarafından, bir parça bastırılmış görünüyor.
Olimpiyat oyunlarında son 104 yılın en başarılı sezonunu yaşayan Britanya halkı şu sıralar ağzının dadını kaçıracak toplumsal sorunlara ilgi göstermekten uzak. Şu ana kadar 28’i altın toplam 62 madalya alan sporcuların başarısı “vatanseverlik” duygularını epey kabartmış durumda. Ülkenin İskoç kökenli mevcut Kraliyet Şairi Carol Ann Duffy bile bu kollektif heyecan seline kapılmaktan kurtulamadı.
“Britanyalı’yı Tercüme Etmek, 2012” adıyla Cumartesi günü Guardian gazetesinin birinci sayfasında bir şiir yayınlayan Duffy, farklı din ve etnik kökenden Britanyalı sporcuların Olimpiyatlardaki başarılarını dizelerle kutsamış oldu.
“Shakespeare’i konuşuyoruz burada, yüz ses, tek ağızla” diyen Duffy’nin çokkültürlülük vurgusu geniş bir toplumsal kesimin kalıcı duygu ve düşüncesine dönüşür mü bilinmez ancak Olimpiyatlarda farklı etnik kökenden sporcuların etkileyici başarıları çokkültürlülük konusunda olumlu bir iklim yaratmışa benziyor.
Yelpazenin gerek sağında gerekse de solunda yer alan gazetelerde yer alan değerlendirmelerde ülkenin Olimpiyatlar’daki tarihi başarısının bir anlamda çokkültürlülük siyasetinden kaynaklandığı ve farklı kökenden sporcuların ülkenin çokkültürlü kimliğini bundan sonra daha da geliştireceği vurgusu hakim.
Guardian/ICM adlı kamuoyu araştırma kuruluşunun 8-9 Ağustos tarihleri arasında yaptığı ankete göre ülke genelinde halkın yüzde 68’i Britanya’nın çokkültürlü yapısıyla daha güçlü bir ülke olduğuna inanıyor. Bu oran nüfusunun yaklaşık yüzde 45’i farklı etnik gruplardan oluşan Londra’da yüzde 79’u buluyor.
Araştırmanın ortaya koyduğu ilginç sonuçlardan biri ise çokkültürlülüğe yönelik olumlu fikri eğilimin göçmenler konusunda ortaya çıkmaması. Olimpiyatlar’daki başarılı sonuçlardan sonra göçmenlere karşı daha pozitif düşündüğünü ya da ülkede artan göçmen sayısından daha az kaygı duyduğunu ifade edenlerin oranı sadece yüzde 32’de kalıyor.
Ülkeye 9 milyar Sterlin’e mal olan Olimpiyat oyunları Londra ekonomisinde beklenen canlılığı yaratmasa da sporcuların elde ettiği madalyalar toplumda oyunların manevi getirisine dönük ciddi bir memnuniyet de yaratmış görünüyor. Ankete göre halkın yüzde 55’i sporcuların ülkede büyük sevinç yaratan sportif başarılarının harcanan paraya değdiğini düşünüyor.
Olimpiyatlar’da Britanyalı kadın sporcuların çok sayıda madalya alması ise sporun felsefesini değiştirmek gerektiği yönünde önemli bir tartışmayı da beraberinde getirdi. İşçi Partili Gölge Olimpiyat Bakanı Tessa Jowell dört yıl sonra Rio’da yapılacak Olimpiyatlar’ın “cinsel eşitlik oyunlarına” dönüşmesi için her dalda eşit sayıda kadın ve erkeğe madalya verilmesi yönünde bir kampanya başlatmış durumda. Kadın Sporları Vakfı’nın verilerine göre kadın sporları ticari sponsorlardan sadece yüzde 0.5 destek görüyor. Kadın sporcuların basında yer bulma oranı ise toplamda yüzde 5’i geçemiyor.
Olimpiyatlar’daki başarı Britanya okullarındaki sınırlı spor tesisleri sorunu ve eğitim müfredatına sporun yeniden zorunlu ders olarak girmesi gerektiği yönündeki tartışmaları da alevlendirdi. Birçoğu son yıllarda özelleştirilen spor alanları ve tesislerin yeniden devlet tarafından işletilmesi gerektiği vurgulanıyor. Özel okullardan mezun sporcuların devlet okulu mezunlarına göre daha başarılı olması sınıfsal bir tartışmayı tetiklerken, eğitim uzmanları yoksul öğrencilerin hükümetin kamu kesintilerinden sportif anlamda da ciddi şekilde etkilendiğini belirtiliyorlar. Ayrıca Olimpiyatlar’ın yarattığı sportif iklimin son yıllarda gençler ve çocuklar arasında tehlikeli boyutlara varan obezite sorununa da derman olabileceğinin altı çiziliyor.