
AKP ve Erdoğan’ın seçimlerden sonrasındaki söylemleri de daha öncekileri aratmıyor. Seçimin net sonuçlarına rağmen, AKP içinde bundan ders çıkaran, buna göre adım atan bir durum yok. Yine provokasyon ve hilelerle kendi iktidarını kurtarmaya yönelik bir politika izlediğine tanık oluyoruz.
AKP kendi yenilgisini itiraf etmek, değerlendirmekten yoksun ve buna farklı dış argümanlara bağlıyor, gerekçeler üretiyor. Seçimlerden önce had safhaya ulaşan HDP’ye yönelik saldırgan tutumunu ısrarla sürdürüyor. Sonu gelmeyen nefret söylemleri, bombalı saldırılarve provokasyonlarla bunu artık bir strateji olarak devreye koyduğuna tanık oluyoruz. HDP’nin her tavrını da karalama peşinde.
AKP daha önce HDP’ye “Bunlar Kürt milliyetçisi, az sayıdaki bölücü, Kürtlerin temsilcisi değil. Asıl Kürtlerin temsili benim, bunlar Türkiye’nin her yerinde yoklar vb…” argümanlarla yüklenerek etkisiz kılmaya çalışıyordu. HDP bu yaklaşımlara yanıt verecek bir politika belirleyerek seçimlere parti olarak girdi. Riskli, cesaretli ve zor bir karardı ama HDP her şeyi göze alarak yaptığı hamleden büyük bir zaferle çıktı. HDP, 7 Haziran seçimiyle aslında AKP’nin bu söylemlerine karşı oldukça demokratik bir yöntemle cevap vermiş oldu. Parti olarak seçime girdi ve tüm Türkiye illerinden oy aldı. Türkiye siyasetinde belirleyici olan kentlerin tümünden milletvekili çıkardı. Kürt siyasal hareketi geleneğinden gelmeyen etnik, dini, sol ve demokrat kimlikli vekillerinin sayısı kırk kadardır. Yani AKP deyimi ile belirtirsek “Kürtçü olmayan” vekillerinin sayısı da oldukça fazla. AKP daha önceki eleştirilerinde dürüst ve samimi ise bu sonuca sevinmesi gerekmez mi? Ahlaklı, vicdanlı, doğru demokratik siyaset “evet” diyor ama 7 Haziran’dan sonra AKP HDP’ye karşı daha çok hırçınlaşmış görünüyor. Erdoğan’ı tahmin etmekse zor değil.
Erdoğan ve AKP seçim sonuçlarından ders çıkarmalı
Seçim sonuçlarının açıklanmasıyla büyük-küçük, sahip-yanaşma, kadro-maaşlı tüm AKP’liler hep bir ağızdan yenilgilerini HDP’ye yüklemeye başladılar. HDP’nin bu seçimdeki gibi temsil gücünde olmadığı bir önceki meclis döneminde AKP’lilerin hepsi HDP’ye “sen neden dar Kürtçülük, milliyetçilik” yapıyorsun minvalinde söylemedik söz bırakmıyorlardı. HDP, bunların daha önce eleştirdiği eksiklikleri seçimle gidermeye çalışınca bu defa da ”HDP bir projedir, AKP ve Erdoğan’ı iktidardan düşürmek için içerden ve dışarıdan desteklenmiştir” demeye başladılar. Hemen her eleştirilerinde “Bunlar bir bölgenin partisi, biz tüm Türkiye’nin partisiyiz. Her yerde biz varız, bir şey yapacaksanız siz de böyle olun” diyen AKP ve Erdoğan değil miydi? Kaldık ki bu hem Erdoğan’ın hem Davutoğlu’nun da mitinglerde en çok dillendirdikleri söylemdi.
On üç yıl boyunca tek başına iktidar olmuş, son seçimde yenilmiş de olsa halen birinci parti olan bu siyasi yapının söylem ve değerlendirmelerini dikkatle izlemek gerekiyor. Her şeyden önce kullanılan dil, hükümet olmaktan çıkıp devletleşme düzeyinde iktidar olmaya çalışanların dilidir. AKP’nin oluşum, gelişim ve değişim süreci tipik bir iktidar filmini andırıyor. İktidar koltuğuna oturuldu mu ondan kurtulmak pek mümkün olamıyor. Tarih boyunca sayısız örnekleri ortaya çıkan bu iktidar hastalığının AKP halini gördük ve mağdurları olduk. İktidar, kendine has yöntemlerle kişiyi kendine çeker. Çekim önce kişiyi demokratmış gibi söylettirir. Sonra halkçıymış gibi yaptırıp, güç haline getirir. Kişi veya kişilerde güç oldum kanaati oluşmaya başladığında, muhaliflerini susuz havuzda yüzdürme dönemi başlamıştır. Güç olmaya iman ettiklerindeyse kendileri susuz havuzda yüzebileceklerine inanma sürecine girmişlerdir. Bu aşama gözlerin kör, kulakların sağır, vicdanların taş olduğu aşamadır. İktidarda erimiş kişiye göre her havuz mutlaka doludur. Havuz boş olsa da yine doludur. İşte AKP’nin durumu tam da budur.
AKP çözümsüzlüğe gerekçe üretiyor
Bu nedenle AKP ve Erdoğan aldıkları yenilginin nedenlerini kendi hatalarında görmek istemiyor, bir yönüyle seçim sonuçlarını kabul etmiyorlar. Yenilgilerinin sorumlusu olarak HDP’yi görmeleri bu kafa yapısından kaynaklı. HDP’nin de bir parti olduğu ve rakiplerini demokratik seçimle geçmenin en büyük hak olduğunu idrak etmiyorlar. Çünkü Kürt kabulü ve demokrasiyi hiçbir zaman benimsemediler, gerekli görmediler. Bunun içindir ki HDP başarısı AKP ve Erdoğan’a göre karşıt bir proje sonucu gerçekleşmiştir. Önümüzdeki dönemin tehlikesi AKP’nin bu siyasi anlayışına bağlı gelişecek gibi görünüyor.
Bundan sonra AKP çözüm sürecini ve HDP’yi daha açık bir biçimde kıskaca almaya çalışacak, demokratik çevreler ve Kürtler nezdinde itibarsızlaştıracak bir koz olarak kullanacaktır. Yalçın Akdoğan’ın dillendirdiği “Madem yüzde 13 aldı silahsızlanma çağrısı yapsın, artık çözüm sürecinin filmini yapar” ifadelerini böyle okumak gerekir. Tek başına anayasayı değiştirecek ve Kürt sorununu çözecek gücü elindeyken ciddi bir adım atmayan AKP, daha şimdiden “Ben yapacaktım ama ‘HDP projesi’ ortaya çıktı ve beni güçten düşürdü artık yapamam” anlamında sözler sarf etmeye başladı. Havuz doluyken yüzmeye gelmeyen AKP, havuzda su kalmamışken yüzmek istediğini söylüyor.
Demek ki AKP yeni dönemde çamura yatarak sorunları ağırlaştırmayı deneyecektir. Elde ettiği zenginlikleri ve çıkar çevrelerini güvenceye almaya çalışacak, karşıt bellediklerini daha fazla suçlayacaktır. Türkiye halkına “Ya benimle olur ya da kara toprağın olursun” diyecektir. Yol açtığı tüm sorunları tek başına iktidar olmamasına bağlayıp halkı kendi baskıcı kutuplaştırıcı siyasetine mahkum etmek isteyecektir. Şimdiye kadar görüldüğü gibi onun bu hatalarını ve yanlışlarını topluma anlatacak, durduracak tek parti HDP’dir. Şayet HDP seçim sonuçlarına zafer sarhoşluğuyla değil, açıklamalarında dile getirdikleri gibi “bu daha başlangıç” ilkesi ile yaklaşırsa bunu başaracaktır.
Sırada yeniden inşa var
Başta Aleviler ve diğer inanç ve etnik kimlikler olmak üzere, AKP ve Erdoğan’ın IŞİD ilişkisini, Kürt halkına ve çözüm sürecine yaklaşımlarındaki ikiyüzlülüğünü baskı ve tek adam siyasetini gören Kürt halkı ile demokratik kesimler HDP’yi çok bilinçli tercih ederek oy vermişlerdir. Dolayısıyla HDP seçmeni örgütlü, kalıcı bir güç olmak için bilinçli tercih yapmış bir seçmendir. HDP AKP’ye karşı siyasi mücadelesinde seçmeniyle tabanını genişletme imkanı kazanmıştır. Ne zafer sarhoşluğu ne de “emanet oylar” söylemi doğru bir yaklaşım olabilir. Türkiye halkları HDP’ye kapıyı açmıştır. İçeri buyurup Türkiye evine çeki düzen vermek, yeniden inşa için kolları sıvamak HDP’nin barajı aşmasından daha değerli olacaktır. Yani bir baraj aşıldı ama burası Türkiye; her gün yeni barajlar, engeller yaratılıyor. Türkiye demokrasisi için HDP’nin asıl yoğunlaşması gereken noktanın bu olduğunu düşünüyorum.