Rehin alınıp 43 gün sonra tahliye edilen Mardin Büyükşehir Belediye Eşbaşkanı Ahmet Türk, Türk devletinin Kürtlere güvenerek, onları kazanarak bir siyaset üretmek zorunda olduğunu; başka bir seçenek veya formül bulunmadığını söyledi. Türk, “Umut ediyorum ki kısa bir sürede ortak akıl ortaya çıkar. Bataklıktan kurtulmanın yolu, Kürt ve Türklerin ortak, demokratik bir zeminde buluşmasıdır” dedi.

Kürt siyasetinin uzun soluklu bir ismi. Birçok sürecin içinde bulunmuş, badireler atlatmış, kimi zaman “şahin” kimi zaman “güvercin” olarak tarif edilse de o Kürtlerin Apê Ehmed’i olarak bir kez daha cezaevine girdi-çıktı. 43 günlük tutukluluğunda 2 cezaevi, 3 hastane ve 4 şehir dolaştırıldı. En son İstanbul Adli Tıp Kurumu’nun “olumsuz” raporunu cezaevinde televizyonda izlediğini anlatırken, “Yan koğuşlarda kapılara vuruluyordu, sesler, bağırışlar… Yanımdaki arkadaşa dedim hele git bak, ne oluyor. Ben hastanenin raporunu protesto ettiklerini düşündüm. Meğer tahliyeme karar verilmiş…” diye gülümseyerek anlattı son dakikalarını. Cezaevinden çıkar çıkmaz evinde dihaber’in sorularını yanıtladı. Geniş söyleşinin bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:

Bireysel bakmıyorum

Bu süreçte hukuktan, bağımsız yargıdan söz etmek mümkün değildir. Sağlık konusunun bu kadar ön plana çıkarılmasını istemedim. Benim iradem dışında birçok kez hastaneye götürülüp getirildim. Bireysel olarak meseleye bakmıyorum. 70’in üzerinde belediye eşbaşkanı arkadaşımız tutuklandı. Partinin eşbaşkanları tutuklandı, milletvekilleri tutuklandı. Her şeyden önce toplumsal barışın altına sanki dinamit yerleştirmeye yönelik bir siyaset izleniyor. 


Devlet aklı değişmeli

6 dönem milletvekilliği yaptım, 44 yıldır siyasetin içerisindeyim, 1980’leri, 94’leri yaşadım. Sonuç olarak burada halk ne demokrasi, özgürlük, hak ve taleplerinden vazgeçti, ne de Türkiye bunu anlayacak bir noktaya geldi. Ben şuna inanıyorum: Türkiye farklı bir politikayla Kürtleri kazanırdı ve sorunları çözerdi. Türkiye bugün Ortadoğu’da bir bataklık ortasında. Bin yıldır birlikte yaşadığı Kürtlere güvenerek, onları kazanarak bir siyaset üretmek zorundadır. Başka bir seçenek, başka bir formül yok. Umut ediyorum ki kısa bir sürede ortak akıl ortaya çıkar. Bataklıktan kurtulmanın yolu, Kürt ve Türklerin ortak, demokratik bir zeminde buluşmasıdır. Hükümetin, devletin aklının değişmesi lazım. 

Halk nefes alabilmeli

Türkiye’yi ilk önce bu şiddet sarmalından kurtarmamız lazım. Halkın yeniden nefes alabileceği bir sürece ihtiyaç var. Ben bunu söylerken herkes için söylüyorum. Halk nefes alabilmeli, yeniden düşünebilmeli, siyasetçiler yeniden çözüm üretebilecek bir rolü oynayabilmeli. 

7 Haziran’ı kabul etmediler

2013’te İmralı’da Sayın Öcalan şunu söyledi: “Artık demokratik siyasetin önünü açmaktan başka bir seçenek yok. Demokratik siyasetin önünü açmak için hepimiz bu konuda çaba göstermeliyiz.” Bu bana ümit vermişti. Yine hükümet kanadıyla yaptığımız görüşmelerde umutlandım. Ama tabi ki siyasi hesaplar ortaya çıktığı zaman bütün umutlar bir günde yok edilebiliyor. 7 Haziran seçiminden sonra ortaya çıkan tablo, hükümetin politikasını değiştirme gibi bir süreci başlattı. Bu da olumsuz bir süreç. Sabırla bu süreci yürütseydik, demokratik siyasetin önünü açsaydık, genişletseydik, demokratik siyaseti çözüm adresi haline getirebilseydik, bugün bu sıkıntıları yaşamazdık. 

En az bedel ödeyen benim

Kürt siyasetçileri aslında çok büyük bedeller ödedi. Belki en az bedel ödeyenlerden biri benim. Mesela cezaevinde zaman zaman mektuplar geliyordu. Şakran cezaevinden, farklı cezaevlerinden kadınlardan, erkeklerden, insanlar yazıyordu, biri 22 yıldır içerdeyim, diğeri 3 yıldır içerdeyim diyor. Gerçekten insan onların o durumunu gördükçe, etkilenmemesi içten değil. Bizimkisi bir hiç kalıyor…  


 HABER MERKEZİ