Şehadet haberini aldığım vakit bir titreme tuttu beni. Yaşamın en zor halinin arkasından anıları kalan yoldaşın şehadet haberini almak olduğunu yeni öğrendim. Bunu da diğer çok şey gibi sen öğrettin bana Gülistan heval, samimiyet gibi, dürüstlük gibi... 

Çok erken olmadı mı heval? Daha senden öğreneceğim çok şey vardı. Daha bana akıl verecek, yol gösterecektin. Yaşamda yanlış yaptığım yerleri söyleyecek, en doğru bir şekilde hatalarımı eleştirecektin. Ve ben seni tüm dikkatimle dinleyecektim. Cezaevinden çıktıktan sonra elime geçen ilk fırsatta sana koşmuştum. Şunu çok iyi biliyordum ki beni en iyi dinleyen ve anlayan sendin. Onun için senin yokluğunda geçen dört yılda neler yaşadığımı sana tek tek anlatacaktım. Seni görmek ve tüm yaşananları konuşmak için seninle yaşadığımız tüm anıları bir daha canlandırmak için sana gelmiştim. Daha yolda iken tuhaf bir duygu kapladı içimi. Bu tek fırsatım diyordum. Eğer göremezsem seni bir daha başka bir fırsatımın olamayacağını fısıldadım kendi kendime. Korktuğum başıma gelmişti. Geldiğimde sen orda değildin. Çok ısrar ettim senin olduğun yere gitmeyi, ‘ama imkansız gidemeyiz şu an oraya’ dediler. Eğer şimdi görmezsem bir daha seni görebilmek belki imkansız olur benim için dedim. Ve ne yazık ki bu imkansızlık gerçekleşti. Sen şehadete erdin, ben ise hiç bir zaman ve hiç bir şekilde kalmadığım yalnızlığa. 


Seni tanımak bir şanstı

Heval Gülistan, senin şehadetinle beraber hakikat mücadelen dışında, şimdi bir boşlukta yaşıyorum sanki. Yokluğunu kabullenemiyorum. Seni toprağa verdiğimize inanmak istemiyorum. Annem, ‘duydun mu Barış, Gülistan Şehit olmuş’ dediğinde sustum ve sessizce diğer odaya geçerek, ‘biliyorum anne’ dedim. Biliyorum ama kendime söylemek istemiyorum, dedim kendi kendime. O an şehadet haberini tekrardan duymazsam belki her şey durur diye diliyordum. Şehadet gerçeğini öğrenmek istemiyordum.

Sonra seni o çok sevdiğin Derik’te toprağa verdiler. Neden cenazesine gitmiyorsun, son yolculuğuna uğramıyorsun dediler. Yine sessiz kaldım. Nasıl dayanabilirdim ki. Senin toprağa verildiğin o an sürekli gözümde canlanacaktın. Beni affet heval Gülistan. Seni son yolculuğuna uğurlama cesaretini gösteremedim. İnan yoldaşım ardında öylece kalmak o kadar zor ki; her nefes alışım bile düğümleniyor. Artık her anım seninle yaşadığım anıları canlandırmakla geçiyor… Bu coğrafyada böyle bir durumu yaşayacağım kaçınılmazdı elbette. Ama bu kadar zor olacağını hayal bile etmemiştim be heval! Varlığınla şeref vermiştin varlığıma, ama yokluğun hüzne boğdu yaşamımı. Şunu biliyorum ki seni tanıma fırsatı elde etmemiş tüm insanlardan daha şanslıydım. Belki de diğerleri hep yoksun kalacak seni tanımanın, seninle yaşamanın getirdiği mutluluğu. Ama bu mutluluğun hüznünü de artık bir ömür boyu biz seni tanıyanlar yaşayacağız.  


‘Bakur’un gülen yüzü

“Bakur” belgeselinde o her zamanki heyecanlı halinle yer almıştın. Her zamanki gibi kendinden emin bir şekilde yüzündeki yine o gülüşünle konuşuyordun. Bu yüzden seni haber satırlarına, “Bakur’un gülen yüzü uğurlandı” diye verdiler. Seni anlayamayacak, onur yoksunları ise şehadetini ‘film bitti’ diye servis ettiler. 

Sana söz güzel arkadaşım. Senin uğruna mücadele ettiğin tüm değerleri ömrüm boyunca koruyacağım. Uğruna hayatını verdiğin tüm değerlerin mücadelesini bir ömür boyu her yerde daha da yükselteceğim. Senin yaptığın gibi; Bu filmin bitmeyeceğini herkes bir kez daha görecek.


BARIŞ TEKİN