Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, kayyum politikalarının sonuç alamayacağını, Kürt halkının iradesine sahip çıkacağını belirterek, çünkü her haksızlıkhukuksuzlukla imtihanın şunu gösterdiğini söyledi:
”Her türlü durumda iradesini ve onurunu ön planda tutan güçlü bir kamusallığımız var. Burada samimiyet, inanç, kararlılık, geleceğini sahiplenme ve ‘ben geleceğimin efendisiyim’ diyen bir irade var.”
Kayyum atamalarını “Darbe” ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin yaptığı açıklamaları “Darbe bildirisi” olarak değerlendiren Amed Büyükşehir Belediyesi Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, “Toronto’dan Japonya’ya kadar kayyuma itiraz var. Bu itirazın menzili hukukun, adaletin ve demokrasinin gereklerinin yerine getirilmesidir. Sonuçları doğru okunmuş bir yürüyüştür. Kazanacağız” dedi.
Türk İçişleri Bakanlığı kararıyla 19 Ağustos’ta görevden uzaklaştırılarak yerine kayyum atanan Amed Büyükşehir Belediyesi (DBB) Eşbaşkanı Selçuk Mızraklı, hükümetin kayyum politikaları, kayyum atamaları sonrasında yapılan açıklamalar, devletin Kürt siyasetine bakışı ve “Dağa para aktarıyorlar” iddialarına ilişkin soruları yanıtladı.
Bir tür darbedir
Kayyum atamanın, devletin o acımasız gücünün halk iradesinin naifliği karşısında almış olduğu çok hukuksuz bir yöntem olduğunu belirten Mızraklı, ”Bir tür darbedir. Darbe olması için askerin olması gerekmiyor. Anayasa’nın bazı bildirilerini bir yerlere asılması, kan akması gerekmiyor. Kayyumlar; hem yerinden yönetime, onun da ötesinde halk iradesini hiçe sayan bir darbe durumudur. 12 Eylül’de, 12 Mart’ta, 27 Mayıs’ta neler oldu? Esasında hepsiyle benzeşen; dili ve kurgusu itibarıyla, ürettiği gerekçelerle ve zaten zihniyetin arka planıyla da darbeci bir anlayışın oluştuğunu görmüş oluruz” dedi.
MHP darbe bildirisi okuyor
İçişleri Bakanlığı kararı ardından siyaset cephesinden kayyumu savunan açıklamaları hatırlatan Mızraklı, şöyle devam etti: “MHP liderinin söylemlerine baktığımız zaman sanki darbe bildirisi okuyor. Diyarbakır, Van ve Mardin büyükşehir belediyelerine kayyum atamakla Kürtlere ‘hiçbir yerde irade ve hukuk sahibi olmanıza tahammül etmeyeceğiz’ deniliyor. Şimdi böyle dediğiniz andan itibaren anayasal yurttaşlık haklarını ve iradesinin siyasal temsiliyetini, demokratik siyasette varlığını saldırı altına alıyor. Belki de daha zor süreçlerin devam edeceğine ilişkin bir işarettir.”
Devletin bakışı değişmedi
Devletin, 1991’den bugüne Kürt siyasetine bakış açısının değişmediğini ifade eden Mızraklı, şunları söyledi: “Faili meçhul cinayetler, binlerce Kürt siyasetçinin cezaevlerine konulduğu bu dönemlerle benzeri bir dönem. Bütün bu tutumlar karşında demokratik meşrutiyet çerçevesinde ısrarlı bir şekilde siyaset yapma direnci kırılamayan bir toplumdan bahsediyoruz. Belki devletin tutumuna biraz da şekil veren Kürtlerin bu kararlı duruşudur. Bir başka gözle baktığınızda ise öldürsen olmuyor, tutuklasan olmuyor, her türlü hukuksuzluğu yapıyorsun, KHK’ler çıkartıyorsun, aşsız, işsiz bırakmaya çalışıyorsun, kendilerini hayat içerisinde var edebilme ve beslenebilme, kurumlarını bir bir kapatıyorsun, yine kar etmiyor.”
Devlete rağmen demokratik siyaset
Devletin ısrarla Kürtleri demokratik siyasetin dışına itme tutumunu sürdürdüğünün dile getiren Mızraklı, “Demokratik mevziden koşulları sonuna kadar zorlayarak, orayı terk etmeme tutumunu güçlü bir şekilde sürdürmemiz gerekiyor. Dünya şunu gördü: Bir gerçek çok çıplaklaştı. Yine mızrak çuvala girmeyecek kıvama geldi. Artık kendi olaylarını meşrulaştırabilecekleri hiçbir enstantaneye yer vermeyen ama haklarının bilincinde olan, mücadelesini kararlı bir şekilde yürüten, iradesine ve onuruna sahip çıkan oldukça kocaman bir maya kütlesi ortaya çıktı” şeklinde konuştu.
Seçerken eşbaşkan olarak seçti
Adaylık başvurularının Yüksek Seçim Kurulu (YSK) tarafından onaylanmasına rağmen Eşbaşkan Hülya Alökmen Uyanık’ın mazbatasının verilmemesini hatırlatan Mızraklı, şöyle devam etti: “Bu halk beni seçerken eşbaşkan olarak seçti. Eşbaşkanlık devleti rahatsız ediyor. Bürokratik, idari, hukuk çerçevesindeki rolümü ve sorumluluklarımı yerine getirmemde hiçbir işleyişte sıkıntımız yok. İşin bu demokratik cephesini halkta tesis olmuş iradenin bu biçimini görmezden gelemezsiniz. Bazen halkın biriktirmiş olduğu değerler ve ortaya koymuş olduğu şekiller, hukukun, bürokrasinin ve idarenin önünde gider.”
Bir kuruşuna laf getirmedik
Mızraklı, “Kandil’e para aktarıyorlar” iddialarına da şöyle yanıt verdi: “Halkın bir kuruşuna da laf getirtmedik. Kayyumların bıraktığı 103 buçuk milyon lira borç ödedik. 73 buçuk milyon lirası belediyenin kendi kalemlerinden, 30 milyon lirası ise DİSKİ borçlarının ödenmesi şeklinde oldu. Eğer biz o borçları ödemeseydik, bu halk 103 buçuk milyon lira kendisine dönmüş bir kaynak görecekti. Onun için esasında kayyumların vebali çok büyük de ama bizim küçücük bir vebalimiz var orada. O borcu ödedik. Borcu ödemek şüphesiz bizim yasal mükellefiyetimiz durumunda ama içim sızlıyor. Neden borç bırakılsın? Neden biz borç ödeyelim?”
Kayyum politikası sonuç alamaz
Kayyum politikalarının sonuç alamayacağını, Kürt halkının iradesine sahip çıkacağının altını çizen Mızraklı, şunları söyledi: “Bu halk, öncesinde de birçok haksızlık ve hukuksuzlukla adeta imtihan edilmek istendi. Her imtihan, şunu gösterdi; her türlü durumda iradesini ve onurunu ön planda tutan güçlü bir kamusallığımız var. Burada samimiyet, inanç, kararlılık, geleceğini sahiplenme ve ‘ben geleceğimin efendisiyim’ diyen bir irade var. Sadece HDP’li olanlar değil, diğer çevrelerinde bu süreçte güç aktarmaya çalıştıkları, paylaştıkları, ortaklaşmaya çalıştıkları bir tarzı görüyoruz. Bir bakıyorsunuz Toronto’dan Japonya’ya, yani dünyanın bir ucundan bir ucuna kayyuma bir itiraz var. Bu itirazın menzili hukukun, adaletin ve demokrasinin gereklerinin yerine getirilmesidir. Sonuçları doğru okunmuş bir yürüyüştür. Kazanacağız.”
MA/AMED