Katliam silsilesi ve ‘bebek katilleri’ -4-

Tinate ya da Kutlubey Katliamı’ndan Bilge Köyü Katliamı’na uzanan ve arada çok da genişçe üzerinde duramadığımız başka bir sürü katliama dek genişleyen silsilenin biraz daha gerisine gitmeye çalışalım. Bir bağlantı daha arayalım.
Tinate Katliamı’nda öldürülenlerin soyadlarına baktığımızda dikkatimizi çeken bir husus öne çıkıyor. Ağırman soyadı. Tinate Katliamı’nda kurşuna dizilenlerden birisi de 32 yaşındaki Mehmet Ağırman idi. Mehmet Ağırman, oldukça acılı bir geçmişten geliyordu. 5 yıl öncesinde yaşanan bir katliam vardı ki, Ağırman kendi akıbetinin de aynı olacağını bilemeden bu korkunç olayın acısını 5 yıl boyunca yüreğinde hisseti, yasını tuttu.
Her yıl tarihler 23 Ocak’ı gösterdiğinde bayraklı törenlerin yapıldığı, “terörün lanetlendiği” ve “devletimize ve milletimize zeval gelmemesi” cinsinden devlet yetkililerinin nutuk attığı bir köy daha vardı. Bu köy de Midyat’a bağlıydı. Başyurt ya da Zaxuran Köyü’ne bağlı Efeler Mezrası’ndan söz ediyoruz.
 
Ağırman ailesi üyeleri Efeler’de hedef seçildi
 
23 Ocak 1987’de Efeler Mezrası’nı basan PKK kılıklı bir grup 7’si çocuk, 1’i kadın, 2’si erkek toplam 11 masum köylüyü katletti. Her yıl yapılan ve “terörü lanet” mitingine dönüşen törenlerde “Acı Kayıplarımız” başlığı altında katledilenlerin isimleri şöyle yazılıyor: Kadri Ağırman (35), Kahya Ağırman (15), Hanım Ağırman (70), Garbi Akçay (7), Nahide Akçay (3), Vehbiye Akçay (15), Hayriye Akçay (5), Alaettin Ağırman (13), Ekrem Ağırman (23), Ata Ağırman (15).
Tinate’de öldürülen Mehmet ve 5 yıl öncesinde katledilen çocuklar... Aynı ailenin fertleri... Ve olayla ilgili kesinlikle doğru dürüst bir inceleme yapılmadı ve sadece PKK’ye mal edilerek kamuoyunda yıllardan beri bir tür “psikolojik harekatın” propaganda unsuru olarak kullanıldı.
 
Kılıçkaya’da siviller acımasızca katledildi
 
Aynı tarihlerde ve yine yakın bölgelerde yaşanan bir başka vahşi katliam daha söz konusu ve bu da anlaşıldığı kadarıyla “psikolojik harekatın” propaganda unsuru olarak değerlendirilmekten öteye ele alınmadı: 20 Ağustos 1987’de Siirt’in Kılıçkaya Köyü’nde 14’ü çocuk 24 kişi katledildi.
Esasında PKK karşıtlığı üzerinden benzer birçok katliam sıralanıyor ve liste halinde sürekli olarak “bebek katili terör örgütü”nün anti-propagandası yapılıyor. PKK’nin özellikle sınır hattında korucu köylerine yönelik yaptığı eylemler artık PKK yetkilileri tarafından rahatlıkla kabul ediliyor ve bunun için özür dileniyor. Ancak gerçek olan şu ki, PKK’nin yaptıkları ile PKK’ye mal edilenler arasında ciddi farklar bulunuyor. PKK’nin arşivlerini açması durumunda ve burada yapılabilecek incelemelerle gerçekler ile mal edilenler daha rahat bir şekilde ayrışabilecek. Ancak şu durum da kesin ki, üstlenmediği ve lanetlediği halde birçok katliam ısrarla PKK’ye mal edilmeye devam edildi. Bunun en temel nedeni ise kuşkusuz, PKK’nin halk içindeki etkisini kırmak ve katliamların üstünü örtmek oluyor. Bu yöntem hala da kullanılıyor.
PKK’nin yaptıkları ile PKK’ye mal edilenlerin harmanlanarak tamamen PKK üzerine yığılan katliamlar listesinde yukarıda, başından beri işlemeye çalıştığımız bütün katliamlar yer alıyor. İşte buradan hareketle bir saçmalığın olduğunu ve gerçeklerin ters yüz edilmeye çalışıldığını dile getirme çabasını gösteriyoruz. Ortaya çıkan bulgularla artık birçok gerçek netleştiği için saçmalıktan öteye bir anlam ifade etmeyen listeye bakıldığında gözümüze ilişen başka katliamlar da bulunuyor. Bazı örnekler şöyle:
20 Haziran 1987’de Mardin Ömerli’ye bağlı Pınarcık Köyü’nde 16’sı çocuk 30 kişinin öldürülmesi, 11 Haziran 1990’da Şırnak Güçlükonak’a bağlı Çevrimli Köyü’nde 27 kişinin öldürülmesi (ki, bu kişiler 6 yıl sonra tarihe Güçlükonak Katliamı olarak geçen minibüsün taranması ve yakılması olayında öldürülen 11 köylünün akrabalarıydılar), 21 Ocak 1994’te Mardin’in Savur İlçesi’ne bağlı Ormancık ve Akyürek köylerinde 20 kişinin öldürülmesi...

Üç katliamı gizleyemediler
 
PKK’nin yaptığı ileri sürülen bazı katliamlarla ilgili yıllar sonra yaptığımız araştırmalardan hareketle gerçeğin çok farklı olduğunu gördük. PKK’nin yaptığı katliamlar başlığıyla oluşturulan listeye bakıldığında karşımıza çıkan Çevrimli, Pınarcık ve Ormancık katliamlarını bu çerçevede sorgulamakta fayda var. Öncelikle Çevrimli’ye bakalım. Her yıl tarihler 11 Haziran’ı gösterdiğinde resmi törenlerin yapıldığı, “terörün lanetlendiği” yerlerden birisi de Şırnak Güçlükonak’a bağlı Çevrimli Köyü oluyor.
Peki, gerçekte ne oldu 11 Haziran 1990’da?
Çevrimli Köyü’ne baskın düzenlendi ve baskında 12’si çocuk, 7’si kadın toplam 27 köylü öldürüldü. 1990’da İnsan Hakları Derneği’nin hazırladığı rapora göre yaşamlarını yitirenlerin isimleri şöyle: Ali Beştaş, Fatma Beştaş, Mehmet Beştaş, Ömer Beştaş, Atiye Kayran, Fatım Kayran, Hüsniye Kayran, Makbule Kayran, Mehmet Kayran, Meryem Kayran, Rahim Kayran, Sait Kayran, Tayibet Kayran, Vasfiye Kayran, Ramazan Öner, Cevahir Öner, Hayrettin Öner, Hediye Öner, Seyfiye Öner, Hasan Özbey, Fatma Yıldız, Mehmet Yıldız, Ahmet Yılmaz, Halim Yılmaz, Hatice Yılmaz ve isimleri belirlenemeyen iki kişi daha...

Katliamdan sonra korucu oldular

Cumhuriyet Gazetesi, 12 Haziran 1990’da, olaydan bir gün sonra, köyün “kimliği belirsiz kişilerin baskınına uğradığını” yazsa da, daha sonra devlet yetkilileri hiçbir soruşturma yapmadan kimlikleri “belirledi” ve olayın “PKK tarafından yapıldığını” duyurdu. Daha sonra bütün basın yayın organlarında da böyle yansıtıldı. Köylüler katliamdan sonra koruculuk yapmaya başladılar ve “zeval gelmesini istemedikleri devleti” için yıllarca PKK’ye karşı çatıştılar.
Ancak, olayla ilgili bir soru yıllarca yanıtsız bırakıldı: Kim yaptı? Her ne kadar devlet yetkilileri “hiçbir soruşturma yapmadan” doğrudan doğruya olayı PKK’ye mal ettiyse de, bu soru hala yanıt bekliyor. Çünkü ortaya çıkan bulgular, devletin söylemini çürütüyor. Bu argümanlar çürüyünce de işin ucu devlete dokunuyor.
PKK’nin resmi yayın organı olan Serxwebûn Dergisi’nin Eylül 1990 tarihli Özel Sayısı’nda katliamla ilgili şunlar belirtiliyor: “Sömürgeciler Eruh’un Gêrê (Çevrimli) köyünde katliam yaptı. 22’si çocuk ve kadın 27 kişi öldürüldü. Buna karşılık gerillalar 11 ile 12 Haziran tarihleri arasında Haruna ve Karadağ mıntıkasında, Şırnak’ta ve Elmadağ mıntıkasında asker, özel tim ve çetelerden toplam 80 kişi öldürdüler.”
Serxwebûn’un aynı sayısında bir başka bilgi daha var: “Kızılsu bucağının Halkemer (Alkemer demek isteniyor) Köyü çetelerine düzenlenen baskında 4 çete öldürüldü. Ayrıca Çevrimli katliamına katılan 3 çete ölümle cezalandırıldı.” Aynı sayıda PKK’nin öldürdüğü bir kişi daha var: “Alkemer köyünde çetecilik yapan Ömer adlı unsur ölümle cezalandırıldı.” Sözü edilen Ömer adlı kişinin Türk basınında köy korucusu Ömer İstemi olduğu belirtiliyor.

“Katliamı kim yaptı?” sorusuna bu durumda iki farklı yanıt verilmiş durumda. Şimdilik kimin haklı olduğunu bir tarafa bırakıp, olayın izini sürmekte fayda var.


 Çevrimli katliamı Düğünyurdu ile geldi
 
Birinci hususu şu: Söz konusu dönemde PKK’ye karşı sınır bölgelerinde köyler ya boşaltılıyordu ya da zorla koruculaştırılıyordu. Korucu olmayı kabul etmeyenlere yönelik ise oldukça sert uygulamalar geliştiriliyordu. Daha önceki bölümlerde bunun örneklerini gördük.
Çevrimli Köyü’ne yönelik de benzer uygulamalar söz konusuydu. Dolayısıyla iyi bir inceleme yapıldığında sözünü ettiğimiz katliamın yaşanacağına ilişkin veriler ortaya çıkmıştı.
Bu arada 1996’da Güçlükonak katliamında öldürülen 11 köylüden olan Ali Nas’ın kızı Meryem de yıllar sonra babasının koruculuğu kabul etmediği için öldürüldüğünü açıklayacaktı.
Çevrimli katliamından tam 6 ay önce, 11 Ocak 1990’da komşu köy Düğünyurdu’nda 3 köylü önce kaçırıldı, sonra da vurularak öldürüldü.
Cumhuriyet Gazetesi, devlet yetkililerine dayanarak, şunları yazdı: “Düğünyurdu Köyü’nü basan militanlar 3 köylüyü yanlarına alarak kaçtılar. Kaçırılanların cesetleri dağlık bölgede bulundu.” Buna karşılık Serxwebûn’un Eylül 1990 tarihli Özel Sayısı’nda, “Çeteciliği kabul etmeyen 3 köylü kontralar tarafından öldürüldü, ardından cinayeti ARGK’ye mal etmeye çalıştılar” deniliyordu. Öldürülenlerin isimleri şöyle: Abdullah Kayran, Ahmet Kayran ve Hacı Kayran…
Üç isim dikkat çekiyor. Çünkü üç köylü 6 ay sonra Çevrimli’de öldürülecek olan 10 kişinin akrabasıydı. Üç köylünün öldürülmesi olayı daha sonra açığa çıktığı üzere ve yıllar sonra Meryem’in anlattığı şekliyle tamamen koruculuktan kaynaklanıyordu. Dolayısıyla öldürülen üç köylünün hikâyesi aynı zamanda Çevrimli Katliamı’na ışık tutuyor.
Yaşanan birçok faili meçhul cinayetin ve katliamın önce PKK’ye mal edildiği, ancak daha sonra gerçeğin farklı olduğu ortaya çıkmıştı. Bu durumun en büyük kanıtı ise, 11 Ocak 1996’da yine Güçlükonak’ta 11 köylünün minibüste önce taranarak öldürülmesi daha sonra ise yakılması olayıdır. Bu olay da konumuzla doğrudan bağlantılı bir olay ve buna da değineceğiz.
 
Katliamı JİTEM elemanları yaptı
 
İkinci önemli husus da şu: PKK genellikle yaptığı olayları üstleniyor. Ancak bu olaylarla ilgili yaptığı açıklamaların ise tam tersi olduğu görülüyor. Yıllarca kamuoyundan gizlenen açıklamalar önemli veriler sunuyor.
PKK katliamı yapmadığını duyurduğu gibi buna karşı çapı oldukça büyük bir saldırı düzenlediğini ve 80 civarında asker ve korucuyu vurduğunu açıklıyor ve bunun bir tür “misilleme” olduğunu belirtiyor. Ayrıca doğrudan olayda yer almakla sorumlu tuttuğu 4 kişiyi öldürdüğünü duyuruyor. Bu kişilerden biri oldukça dikkat çekiyor: Ömer İstemi… Ömer İstemi, Hurşit Uğurlu, Cemil Uğurlu, Sefer Bildik, Hüseyin Adıyaman, Hamit Yıldırım, Hacı Öztunç… Bu isimler kamuoyunda JİTEM denildiğinde ilk akla gelen isimler arasında yer alıyor ve bu isimlerle ilgili şimdiye kadar birçok belge ve itiraf kamuoyu bilgisine sunuldu.
 
Tarihler 11 Ocak 1996’yı gösterdiğinde...
 
Üçüncü önemli husus ise çok daha önemli: Düğünyurdu Köyü’ndeki köylülerin öldürülmelerinden tam 6 yıl, Çevrimli Katliamı’ndan ise tam beş buçuk yıl sonra yine acı haber Güçlükonak’tan geldi. İşte, Çevrimli Katliamı’nı aydınlatacak ilk gelişmeler ve bulgular da bu olayın aydınlatılmasıyla açığa çıkıyordu…
Tarihler 11 Ocak 1996’yı gösterdiğinde bir minibüste bulunan 11 köylü önce taranmış, sonra da yakılmıştı. Resmi kaynaklar hemen olayı PKK’nin yaptığını duyurdu ve yıllarca bu böyle bilindi. Oysa gerçek çok farklıydı…
Öldürülen köylülerden Ali Nas’ın kızı Meryem Demir, 3 Mart 2009’da Milliyet Gazetesi’ne, babasının zorla koruculaştırılmak istendiğini, ancak babasının bunu kabul etmediğini söylüyordu. Meryem, babasının ve kendisiyle aynı durumda olan 5 akrabasının koruculuk dayatmasına karşılık firar ettiğini aktırıyordu ve sonrasında yaşananları bütün çıplaklığıyla dile getiriyordu. Firar eden köylüler Çevrimli ve Yatağan köylüleriydi. Komşu köylerdi. Çevrimli 1990’da 27 kişinin öldürüldüğü köydü.

Koçyurdu’nda 6 köylü işkenceyle öldürüldü

Bir başka komşu köy olan Koçyurdu Köyü’ndeki Taşkonak Jandarma Taburu tarafından Ali Nas, Abdullah İlhan, Neytullah İlhan, Ahmet Kaya, Halit Kaya ve Ramazan Oruç adlı köylüler gözaltına alınıyorlar ve burada işkence görüyorlar. Bir süre sonra serbest bırakılan köylüler yine gözaltına alınıyorlar. 6 gün boyunca burada da işkenceye maruz kalıyorlar. Meryem ve annesi karakola gidiyorlar ve Ali Nas’ı sorduklarında “Siz gidin, biz haber veririz” yanıtı veriliyor.
Gözaltındaki 6 köylü işkencede öldürülüyor ve Koçyurdu Köyü korucularına gelip köylüleri almaları için haber veriliyor. Koruculardan Hamit Yılmaz, Abdulhalim Yılmaz, Mehmet Öner ve Lokman Özdemir, Ramazan Nas’a ait 56 AH 320 plakalı minibüsle gözaltındakileri almaya gidiyorlar.
İşkencede öldürülen köylüler minibüse bindiriliyor ve birkaç askerin eşliğinde korucularla birlikte köye doğru yola koyuluyor. Katliamın yapıldığı yere az ötede askerler minibüsten iniyor ve şoföre devam etmesini söylüyor. Şoför kuşkulanıyor, arabadan inip kaçmaya başlıyor. Ancak minibüs, bölgeye sevk edilen korucular, askerler ve helikopter tarafından taranıyor.
Meryem ve annesine de acı haber böyle geliyor. 11 köylü önce taranıyor, sonra ise yakılıyor. Böylece 11 Ocak 1990’da Düğünyurdu Köyü’nde 3 köylünün korucu olmayı kabul etmedikleri için öldürülmesiyle başlayan, Çevrimli ve Güçlükonak olaylarıyla süren katliamlarda aynı bölgeden öldürülenlerin sayısı 41’e yükselmiş oluyordu. Üstelik öldürülenlerin hepsi de yakın akraba...
Öldürülenlerin isimlerine bakıldığında, özellikle de işkencede öldürülenleri almaya giden korucuların soyadlarına bakıldığında hemen gerçek ortaya çıkıyor: Yılmaz ve Öner soyadı 11 Haziran 1990’da öldürülen çok sayıda köylünün soyadı ile aynı ve iki katliamda öldürülenler de aynı köyden. Buradan hareketle iki katliamın da aynı ellerden çıktığını tahmin etmek zor değil ve bütün veriler de zaten bunu kanıtlıyor.

Resmi yalanlar ortaya çıktı

Yetkililer Güçlükonak katliamı olarak kayıtlara geçen Çevrimli ve Yatağan köylülerinin öldürülmesi olayıyla ilgili olarak hemen “PKK yaptı” açıklaması yaptı ve helikopterle olay bölgesine götürdükleri gazeteciler de böyle yazdı. Meryem bu açıklamaya hiçbir zaman inanmadı, gerçekleri sorgulayanlar da öyle…
Çünkü köylüler gözaltındaydı ve askerlerin kontrolü altında bulunan bölgede vurulmuştu. Hatta yakılan köylülerin kimlikleri sapasağlam bir şekilde askerler tarafından olay yerine gelen savcıya verilmişti. Ancak hiçbir soruşturma yapılmadı, resmi açıklama geçerli sayıldı ve olayın üstü örtüldü.
Meryem ve akrabaları olayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdılar ve Türkiye “etkin soruşturma yürütmediği” için cezalandırıldı. Hiçbir zaman soruşturma yürütülmediği gibi gerçeklerin gizlendiği, yıllar sonra gelen itiraflarla da açığa çıktı.
İlk itiraf dönemin İnsan Haklarından Sorumlu Devlet Bakanı Adnan Ekmen’den geldi. Ekmen, Şubat 2009’da, “Katliamı PKK yapmadı, bunu biliyorduk ama çaresizdik, üzerine gidemedik. Dosya yeniden açılsın. Ben tanıklık ederim. Olayın perde arkasını öğrendiğimiz halde maalesef kamuoyuna açıklayamadık... Deniz Baykal’a bildiklerimi Başbakan Çiller’e anlatmayı teklif ettim. ‘Sen bilirsin, ama Başbakan’ın bu ara işi başından aşkın’ deyince vazgeçtim” dedi.

Bir itiraf da, Ocak 2010’da, eski Jandarma Kıdemli Yüzbaşı Özcan Tozlu’dan gelmişti. Tozlu, Şemdinli olayından da sorumlu tutulan emekli Korgeneral Selahattin Uğurlu’nun emriyle, Muhabere Arama Kurtarma (MAK) Timleri’nin gözetiminde, 11 köylünün katledildiğini, daha sonra PKK’ye mal edildiğini açıklamıştı...


NURİ FIRAT